Bahreyn: Yeni bir Ortadoğu'nun şafağında mıyız?

29.03.2011 02:47

Jean Doucet

Eğer sürekli dikkatle izlenmesi gereken bir yer varsa orası Ortadoğu'daki derin dengelerin yeniden yapılanmasının mümkün olduğu Bahreyn adasıdır.

Arap halk ayaklanmaları, şimdiye kadar hareketsiz bir istikrara sahip görünen bir bölgede yayılmaktadır. Batı tarafından şımartılan ve petrolle sulanan Basra Körfezi'nin petrol monarşileri halklarının memnuniyetsizliğini uzak görüyorlardı.

Bu rejimler toprak altından gelen zenginlikleri ile refah içindeler, öylesine bir bolluk içindeler ki hükümet evlenene ev hediye edip ülkedeki her vatandaşa memnuniyetsizlik durumunda binlerce dolar verebiliyor. Bu rejimler Avrupa pazarlarına olan bağımlılığın önce finansal, ardından ekonomik krizi yaydığı ve turist sayısının azalmasının sebep olduğu sıkıntıyı çeken Mısır ya da Tunus'un kırılganlığını yaşamıyorlar.

Tüm bunlara karşın protesto dalgası bu ülkeleri de vurmaya başladı. Bahreyn'in durumu özellikle önemlidir. Bahreyn, tüm alt bölgeyi istikrarsızlaştırmayla sonuçlanacak bir yıkımın ilk habercisi mi?

Sorunun asıl yönü Sünni ve Suudilere yakın olan kraliyet ailesiyle Irak'ın çoğunluğu ve Arap Yarımadası'nın kuzeyindeki Suudiler gibi, Bahreyn'in çoğunluğu Şii ama yine Arap olan halkı arasındaki mezhep farkıdır.

Muhalefetin hedefi rejimi yıkıp sayının gücüyle bir Şii demokrasisine dönüşecek olan demokratik cumhuriyet kurmak. Bu proje göstericilerin ilk bağlılık beyanlarına karşın büyük Şii komşuyu düşmana dönüştüren bir oyun haline gelmektedir.

Bu girişime adanın komşuları ve Basra Körfezi İşbirliği Konferansı üyelerinin kaygıyla baktıklarını söylemek, söyleneceklerin en azıdır. 1981'de İran-Irak Savaşı sırasında Suudi Arabistan himayesinde başlatılan petrol monarşilerinin bu öz-savunma cephesi, ayaklanmayı bastırmak isteyen kraliyet ailesine destek birliklerinin gönderilmesiyle kendini göstermiş oldu.

Bahreyn adasının işgali Suudilerin kraliyet ailesine desteğini, yine aynı şekilde Bahreyn ulusal muhafızlarının içinde Pakistanlı paralı askerlerin bulunması, hanedan ile halkı arasında uzaklaşma hatta kuşkuyu göstermektedir.

Yakın bir gelecekte protesto galip gelirse ne olacak?

İlk olarak, Yakındoğu'da İran'ın lehine bir durum olarak Sünni etkisinin gerilemesinin teyidini göreceğiz. Lübnan'da Hizbullah İran etkisini Akdeniz kıyılarına kadar uzatan bir güç olarak varlığını sürdürmektedir. Irak'ta Sünniler Saddam Hüseyin'in iktidardan devrilmesinden beri savunmaya çekildi, dinî abidelerin bile hariç tutulmadığı eskisi kadar uzun ve kanlı olacağını gösteren bir sivil savaşın içine tedrici olarak girmeye başladılar.

Eğer Bahreyn, Şiiler tarafından yönetiliyor olsaydı İran'ın Basra Körfezi'ndeki amaçlarına ulaşması kolaylaşacaktı. Suudi Arabistan'ın kuzeyinde yaşayan Şii toplulukları, bu durumdan güçlenmiş olarak çıkacak ve siyasi ağırlıklarının arttığını göreceklerdi. Suudi krallığının istikrarı bu durumdan olumsuz yönde etkilenecekti.

Bugün petrol monarşilerini saran kâbus, Şiiliğin çevrelerini sarmasıdır. Irak'ta ve Bahreyn'de İslami bir cumhuriyet, bakanlık krizi tehdidiyle Lübnan hükümetini istediği an hareketsiz bırakabilecek güçte bir Hizbullah... Arap dünyasında bu az sayıda nüfusa sahip ve stratejik alanda son derece bağımlı olan bu ülkeler için birçok destekten mahrum kalmak anlamına gelmektedir. Tüm bunlara bir de eğer İran nükleer silaha sahip olursa stratejik açıdan ek bir tehdit daha eklenmiş olacaktır.

Bu değişim şüphesiz İran'ın ve Ortadoğu'da kendisine yeni himayeci ve hakem statüsü veren Türkiye'nin lehine olacaktır. Eğer durum açıkladığımız şekilde gerçekleşirse, bölgede 20 yıl boyunca hâkim olacak diplomatik ve stratejik oyunlar 3 cephe arasında geçecektir: Arap-Sünni cephesi, Şii Arap-Farisi cephe ve Yeni Sünni Osmanlılık.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim