1. YAZARLAR

  2. Ayhan Bilgin

  3. 26 Eylül 1997’yi unutma Halid Meşal!
Ayhan Bilgin

Ayhan Bilgin

Yazarın Tüm Yazıları >

26 Eylül 1997’yi unutma Halid Meşal!

A+A-

Çalıntı topraklar üzerinde kan ve vahşetle 60 yıldır var olmaya çalışan Terör Devleti İsrail’in en önemli hatalarından biri de, kendine yönelik hareketleri, o hareketlerin liderlerini ortadan kaldırarak etkisizleştirebileceğini düşünmesi ve bunu bir “devlet politikası” olarak yıllar yılı uygulaması ve hâlâ uygulamaya devam etmekte olmasıdır!

İsrail için, kendine yönelik herhangi bir eylem, o eylemi gerçekleştiren hareketin liderlerini ortadan kaldırmak için daima önemli bir bahane olmuştur. İşte Hamas da, İsrail’e bu bahaneyi ilk olarak 30 Temmuz 1997’de verdi. Bu tarihte Hamas’a mensup iki şehadet komandosu Kudüs’teki bir pazar yerinde üstlerindeki bombaları patlatarak, 16 İsrailliyi öldürmüş, 159’unu da yaralamıştı. İşte bunu bahane eden İsrail’in şahinlerinden Başbakan Benjamin Netanyahu ertesi gün yani 31 Temmuz 1997’de MOSSAD’ın başkanı Danny Yatom’u başbakanlığa çağırarak ona heyecanla ve büyük bir kinle şöyle demişti: “Bana derhal Hamas liderlerinin isimlerini ve bulundukları yerlerin listesini getirin! Onları ölü istiyorum. Nasıl yapılacağına aldırmıyorum. Derhal başlamanızı istiyorum!”

Hamas’ın 30 Temmuz 1997 eylemi, iktidara geldiğinden beri adı bir sürü skandala karışan ve popülaritesi önemli ölçülerde düşen ve özel yaşamı sürekli basına konu olan Benjamin Netanyahu için tam bir can simidi olmuştu. Hamas liderlerinden birinin başını halka sunarsa popülaritesinin yeniden yükseleceğini düşünüyordu. MOSSAD Başkanı Danny Yatom da, Başbakan Netanyahu’nun emri üzerine, Hamas’ı kontrol eden ama ortalıklarda görünmeyen Hamas liderlerinin izini bulmak üzere, tüm güvendiği ajanları acilen sahaya sürmüştü. Çok geçmeden Hamas’ın ünlü ismi Halid Meşal’in Amman’da izini buldular. MOSSAD bu müjdeyi verdiğinde İsrail Başbakanı, MOSSAD başkanına mutluluk ve heyecanla karışık bir sesle şöyle sesleniyordu: “Halid Meşal’i hemen yere serin, hemen!” Sonra MOSSAD başkanına, Yahudilerin yeni yılını hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürmüştü: “Rosh Hashanah geliyor! Bu adamın kellesini halka yeni yıl armağanı olarak sunacağım..!”

1997’lerde Halid Meşal kırkbir yaşlarındaydı, o günlerde de bugünkü gibi sakallı, güven verici biriydi. Kral Hüseyin’in sarayına yakın bir evde yaşıyordu. Yedi çocuğu vardı. Ve komşularının açıklamalarına göre, çok da iyi bir babaydı... MOSSAD canlı bombaların ardındaki itici gücün Halid Meşal olduğu inancındaydı. Fakat MOSSAD, Halid Meşal’in Ürdün’de öldürülmesini Ürdün-İsrail ilişkileri açısından sakıncalı buluyordu. Başbakan Netanyahu ise, Halid Meşal’in işinin derhal bitirilmesini istiyordu. Bunun üzerine MOSSAD, Halid Meşal’i Ürdün’de öldürme kararı aldı. Ve çok geçmeden Halid Meşal’in ölüm şekli de belirlendi. Meşal, zehirlenerek, acılar içinde ağır ağır öldürülecekti... Zehir, MOSSAD’ın önemli infaz araçlarından biriydi. Zehrin kaynağı da, İsrail’e göç etmiş olan Rus bilim adamlarıydı. Birçok Rus bilim adamı, öldürücü zehirler üretmeleri için MOSSAD bünyesinde görevlendirilmişti... Bu zehirler arasında tabun, sarin, soman gibi yavaş yavaş öldüren zehirler de vardı. Tabun, sarin, soman zehirlerinden herhangi birine maruz kalan kişinin iç organları kısa sürede devre dışı kalıyor, kişi dayanılmaz acılar içinde, can çekişe çekişe ölüyordu. Halid Meşal’e işte bu ölüm şekli uygun bulunmuştu! 24 Eylül 1997’de MOSSAD’ın 8 kişilik infaz ekibi, zehirli sprey yanlarında olduğu halde, Atina-Roma-Paris üzerinden Amman’a uçtular. MOSSAD ajanlarının bir kısmı Fransız ve İtalyan pasaportları kullanıyorlardı. Halid Meşal’i spreyle zehirleyecek olan iki MOSSAD tetikçisi, Barry Beads ve Sean Kendall adlarına çıkartılmış Kanada pasaportları kullanıyorlardı.

Tarihler 26 Eylül 1997’yi gösteriyordu. Halid Meşal, başına geleceklerden habersiz, saat 10.00’da, çocuklarından üçü ile evinden çıkmış, şoförüyle birlikte çocukları okula bıraktıktan sonra, Hamas bürosunun bulunduğu Vasfi El-Tal Sokağına yönelmişti... Halid Meşal’in arabası saat 10.30’da Vasfi El-Tal sokağındaki bürosunun önüne geldiğinde, her zamanki gibi onu yine meraklı bir kalabalık karşılamıştı. Fakat bugün, o kalabalık içinde, iki MOSSAD tetikçisi de vardı. Ve çok geçmeden ellerindeki zehirli spreyle Halid Meşal’e soru soracaklarmış gibi yaklaştılar ve işte bu arada kulağına zehirli spreyi yarısına kadar sıktılar... Meşal bir-iki saniye sonra ayakta sallanmaya başlamıştı. Bu sırada, kalabalığın şaşkınlığından faydalanan iki MOSSAD ajanı da, az ileride bıraktıkları arabalarına binerek hızla olay yerinden uzaklaşmışlardı. Meşal’in şoförü, göz-açıp kapayıncaya kadar gerçekleşen bu suikast girişiminin hemen akabinde Amman polis müdürünü aramış ve MOSSAD ajanları çok geçmeden yakalanmış ve sorgu sonucu suçlarını itiraf etmişlerdi. Tüm bunlar olurken, o sırada Halid Meşal de hastaneye kaldırılmış, yoğun bakıma alınmıştı. Meşal, zehrin tesiriyle soluk almakta zorlanıyordu. Doktorlar hemen onu yaşam destek ünitesine bağladılar. Ama zehir gittikçe acılar içinde vücuda yayılıyordu. Meşal’in ölmesi an meselesiydi. Hemen devreye Kral Hüseyin girerek, kırmızı telefondan İsrail Başbakanı Netanyahu’yu aradı, iki ajanın ellerinde olduğunu, her şeyi itiraf ettiklerini ve derhal zehrin panzehirinin Amman’a getirilmesini istedi. İsrail Başbakanının yapacak bir şeyi yoktu. Operasyon son derece başarısız olmuştu. Kısa sürede zehrin panzehiri Amman’daki hastaneye ulaştırılarak, ölmek üzere olan Halid Meşal’e verilmiş ve Halid Meşal, MOSSAD operasyonundan bu şekilde kurtulmuştu.

İşte başbakanları bile, rakiplerini zehirleyebilecek kadar alçalabilen bir ülkeyle Filistin halkı nasıl bir arada yaşayabilir? Halid Meşal başına gelenleri unutmamalı, her ne şart altında olursa olsun İsrail’le asla barışa yanaşmamalıdır.

Kurtuluş yakındır!..

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT