1. YAZARLAR

  2. AHMET MURAT KAYA

  3. 15 Temmuz Gecesi Yaşadıklarım
AHMET MURAT KAYA

AHMET MURAT KAYA

Yazarın Tüm Yazıları >

15 Temmuz Gecesi Yaşadıklarım

A+A-

 

Evet, 15 Temmuz gecesi her haliyle destansı bir geceydi. Beykoz’daki evimden çıkıp alelacele, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü yönünde TEM otoyoluna çıktığımda insan seli henüz yeni oluşmaya başlamıştı. Köprüye doğru koşar adımlarla ilerlerken, karşı yönden gelen bir tank gördüm. Üzerinde sekiz on kişi vardı ve tank kafasını 360 derece döndürerek ve çok yüksek bir hızla Ümraniye yönüne ilerliyor, zikzaklar çizerek üzerindeki insanları atmaya çalışıyordu. Bazı kişiler tanka yetişmeye çalışıp arkasından koşarken, bazıları da yan taraflardan üzerine atlamak için hamleler yapıyorlardı.

İleride, köprüye doğru başka bir hareketlenme vardı. Yerde yatan baygınlık geçiren birkaç kişinin yanından koşarak geçtim. Bazı kişiler bu insanlara su veriyor, kendine getirmeye çalışıyor, ambulans istiyorlardı. Diğer noktaya ulaştığımda, tam da köprünün girişindeki polis merkezi önünde üç tank daha gördüm. Kalabalık kitle tankları durdurabilmiş ve içindeki askerleri boşaltabilmişti. Polis orada askerleri gözaltına almış, bazı kimseler askeri hırpalamaya çalışırken bazıları da korumaya çalışıyorlardı. Tankların işi bitmişti. Şimdi sıra köprüdeydi.

Kalabalık ile birlikte köprüye doğru koşarak, tekbirler getirerek –ki neredeyse başka slogan yoktu- yola koyulduk. Hem koşuyor, hem de alacaksa bugün burada canımı alması için Rabbime yalvarıyordum, diğer tüm insanlar gibi... Yaşlı ve genç, açık ve kapalı kadınlar... Sarıklı ve cübbelilerin hemen yanı başında top sakallı ve uzun saçlı adamlar... Tekbirler, ter ve gözyaşları içinde büyük bir kitle halinde hızlıca koşuyorduk. Karşımızda bulunan asker kalabalığına doğru koşarken hal buydu. Sonrasında karşıdan gelenlerin Kâğıthane ve Sarıyer’in gençleri olduğunu öğrendik.

Direniş Gecesinde Kimler Yoktu?

Bütün bunlar olurken, insanlardan bazıları özgürlükleri ve gelecekleri için canlarını ortaya koyarken, diğerleri de başka şeyleri tercih etmişti.

Kavacık’daki benzincilerde ve marketlerde yağmalarcasına kuyruklar vardı. Kendileri gibi düşünmedikleri için bu halka ‘makarna kafalı’ yakıştırması yapmaktan çekinmeyen müptezeller, o gece marketlerde makarna stokluyor, son model araçlarının depolarını dolu tutmaya, belki akaryakıta gelecek zamla 5-10 lira kâr yapmanın peşinde koşuyorlardı.

Evet, o gece ben tankın üzerindeydim; evimden çocuklarım ile vedalaşarak çıktım. Ama o gece Bodrum diskolarında birasını yudumlayanlar bana ‘bir tiyatronun parçası’ olmak iftirasını attılar.

Evet, o gece ben tankın üzerindeydim; cebime nüfus kâğıdımı koydum, ola ki ölürsem kolayca teşhis edilebileyim diye. Ama zırt pırt her nane için, örgüt flaması ve pankartlarıyla yola dökülen solcular-sosyalistler olayı anlamak için ufak bir gayret bile sarf etmediler. Ne de olsa ‘devrim’ denilen mucizeyi olsa olsa kendileri yaparlardı ya, e ben de neticede onlara göre oportünist, gerici bir faşisttim. Kısaca söylemek gerekirse şezlongda yatan aydınlanmış ve ilerici vatandaşlar tankın önünde yatan bizim gibi kandırılmış halka yine prim vermedi. Onlar Ege ve Akdeniz’de gönül eğlendiriken biz onlarca şehit versek de durum değişmiyordu.

Yüz binlerce kardeşimle birlikte o gece ben de o tankın üzerindeydim. On yıllardır darbe karşıtlığı edebiyatı yapan aydınlar, sanatçılar, yazarlar, gezici çiçek böcekçiler, cinsel sapıklar ortalarda yoktu. Ancak pardösüsü ayaklarına dolanarak koşan ablamız da, başı açık ablamız da “Allahu Ekber” sloganı ile köprüye koşarken ben oradaydım.

O gece o tankın üzerindeki milyonlardan biri de bendim. Başımızın üzerinden F 16’lar gökyüzünü başımıza yıkarcasına gürültülerle uçarak beni tehdit ederken, Skorskyler gencecik delikanlıları kan revan içerisinde yere yıkarken ben oradaydım. Ama yıllardır Tiananmen’de tankın önünde duran görüntüdeki adamı kahraman yapan entel solcular evlerinde perdeleri çekmiş tir tir titriyorlardı; aynen 12 Eylül sabahı olduğu gibi.

Ben o gece ‘ölümüne’ tankın üzerine koşarken, yanımızda yürüyen ülkücü gençler bozkurt işareti yapsa da tekbir getiriyorlardı. Cami ve minarelerden salalar ve ezanlar yükseliyordu. Ama halkı tanımaz, İslam’dan nefret eden saygısız ve ahlaksız sol güruh eline aldığı faşist yaftasını hiç utanmadan bizim boynumuza asmanın peşindeydi.

Evet, 15 Temmuz gecesi bir kere daha ve iyice anladım ki; bu halkın özgürlük referansları bütün eksiklerine rağmen İslami duyarlılıklar ile örülüdür.

Yıllardır, özellikle Gezi Parkı olaylarından bu yana evlerinde ‘ya sabır’ çekerek metanetle bekleyen Müslüman halkımız, özgürlükleri söz konusu olduğunda ne kadar fedakâr ve cesur olabildiklerini bütün dünyaya gösterdiler. Alkol ve Akdeniz sıcağından beyinleri uyuşmuş ahlaksızlar hariç!

YAZIYA YORUM KAT

7 Yorum