1. YAZARLAR

  2. Avni Özgürel

  3. 12 Mart siyasi karadeliği besledi
Avni Özgürel

Avni Özgürel

Yazarın Tüm Yazıları >

12 Mart siyasi karadeliği besledi

A+A-

Astrofiziğin konusu olan ‘karadelik’ Türkiye siyasetinin darbeler karşısındaki hali pür melalini kavramaya yardımcı olabilir. Malum, çevresinde ne varsa içine çekip yok eden kozmik bir vantuz karadelik. Ve bir kere oluşmaya görsün. Çözülmesi kolay değil.
Evvelini hafta içinde yazmıştım, yakın zaman siyasi karadeliğimizin ortaya çıktığı tarih 27 Mayıs 1960. Celal Bayar- Adnan Menderes ikilisi 1957 seçimlerinden ağır yara alarak çıkmışlar, 1960’ta yapılacak bir erken seçimde ya da 1961’de vaktinde yapılacak genel seçimde Demokrat Parti’nin kaybedeceği belli olmuştu. Yani sitem iktidarın seçimle değişmesini sağlamak, Türkiye demokrasisini çağdaş bir raya oturtmak üzereydi. 27 Mayıs işte o noktada vurdu ülkeyi. Ve ne siyasetin, ne hukukun, ne basının, ne de ordunun bir daha asla eskisi gibi olmayacağı dönemin kapısını açtı.

12 Mart öncesi dört darbe planı

Tam sayısını bilmek mümkün değil, ama iç içe geçmişlikler bir yana bırakıldığında 12 Mart 1971 müdahalesinden önce akim kalan dört mutasavver darbe çemberinden geçti Türkiye.
1961’de daha Yassıada yargılamaları tamamlanıp kararlar açıklanmadan ordu bünyesinde Silahlı Kuvvetler Birliği adı altında bir cunta oluşmuş ve 27 Mayıs’ gerçekleştiren darbeciler bu cuntanın baskısı altına girmişlerdi. Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu hakkında verilen idam cezalarının infazını söz konusu cuntanın tazyikiyle onaylayan MBK üç hafta sonra 15 Ekim 1961’de yapılan seçimle iktidarı kısmen CHP’ye devredip yükten kurtulacaklarını düşünüyorlardı.
Darbeciler, Demokrat Parti’nin kapatıldığı ortamda seçime onun oy tabanının mirasçıları kabul edilen Adalet Partisi, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi’nin katılmasını engellememişlerdi. Zira 27 Mayıs karşıtı propaganda yapmanın olanaksız olduğu ortamda bu üç partinin de şanslarının olmadığını varsaymışlardı. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı sonuçta üç parti oyların % 62’sini alarak 277 milletvekili çıkardılar. Cumhuriyet Halk Partisi ancak 173 milletvekili çıkarabilmişti. Menderes’in zaferi olarak nitelenen sonuçlardan sadece CHP değil ordu da rahatsız olmuştu. 25 Ekim 1961’de 12. dönem TBMM toplandığında askeri rejimin sona erdiği düşünenler birkaç gün içinde yeni cumhurbaşkanının seçilmesi sürecinde yaşananları görünce yanıldıklarını anladılar. Prof. Ali Fuat Başgil adaylıktan silah tehdidiyle vazgeçirildi.

21 Ekim protokolu

Bu ortamda ordu içinde etkisini arttıran Silahlı Kuvvetler Birliği seçimlerin milli iradeyi tam olarak yansıtmadığı ve yeni bir darbenin gerektiğini açıktan savunmaya başladı ve 1961 senesinin 21 Ekim günü İstanbul’da 10 general ve 18 albay toplanıp en geç 25 Ekim’e kadar yönetime el koymayı kararlaştırdıkları bir protokolu imzaladılar. ‘21 Ekim protokolu’ diye anılan bu çıkışı ertesi gün Ankara’da bir grup subayın imzaladığı ‘Mürted Protokolü’ izledi. Silahlı Kuvvetler Biliği’nin ‘onursal başkanı’ mevkiindeki Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay’ın müdahalesiyle bu protokoller askıya alındı ama siyasi parti liderleri ‘Çankaya Protokolu’ adı verilen bir belgeyi imzalamak zorunda bırakıldılar. Buna göre liderler Yassıada mahkûmlarına af çıkarılmamayı, ihtilalcilerin emekli ettiği subayların orduya geri alınmamayı ve Cemal Gürsel’in cumhurbaşkanı seçilmesine çalışmayı taahhüt ettiler. Ayrıca 2 Mart 1962’de Başbakan İsmet İnönü başta olmak üzere parti liderlerinin müştereken TBMM’ne sundukları kanun teklifiyle ‘27 Mayıs ihtilalini eleştirmek’ suç haline getirildi. ‘27 Mayıs 1960 devrimini zedeliyebilecek şekilde: Bu devrimin neticesi olarak Yüksek Adalet Divanı’nca veya sair kaza mercilerince verilmiş ve kesinleşmiş olan karar ve hükümleri, söz yazı, haber, havadis, resim, karikatür veya sair vasıta ve suretlerle kötüleyenler, veya üstü kapalı da olsa matufiyeti belli olacak şekilde kötülemeye çalışanlar veya mahkûm edilenlerin mahkûmiyetlerine esas teşkil eden fiillerini, yahut şahıslarını övenler veya neticelenmiş hazırlık, ilk, son tahkikat veya infaz safhalariyle ilgili resim, hatırat, röportaj yapanlar veya beyanat verenler...’ beş seneye kadar hapis cezasıyla cezalandırılacaklardı.

12 Mart vurgunu

Verilen onca taviz, sergilenen itaatkar tavır yeni darbeleri önlemeye yetmedi.. 22 Şubat 1962’de ve 21 Mayıs 1963’te albay Talat Aydemir iki kez darbe girişiminde bulundu.
Onun başarısız olması da önünü kesmedi darbeciliğin. Sosyalist düşünceye inanmış aydınların öncülüğünde, entelektüel seviyesini ‘Bende kafa yok t..ak var’ sözüyle özetleyen 27 Mayısçı emekli Korg. Cemal Madanoğlu’nun liderliğinde kimi komutanlar ve yüksek rütbeli subaylar 9 Mart 1971 darbesini planladılar. Bu planın deşifre edilmesi üzerine üç gün sonra Genelkurmay Başkanı Org. Memduh Tağmaç’ın inisiyatifi ele almasıyla aynı komutanlar TBMM’nin kapatılmadığı ama siyasetin baskıyla askıya alındığı 12 Mart müdahalesini gerçekleştirdiler...
Ve gerisi geldi.

Çerçeve
‘Dün dündür bugün bugündür...’

Yakın siyasi tarihe sözleriyle damga vurmuş bir lider Süleyman Demirel. 1960 sonrasının siyasi şartlarını yaşamamış, o dönemde neler olduğunu ne öğrenmiş ne de merak etmiş okur-yazar taifesinin sözlerini bağlamından koparıp vurdumduymazlığını ya da eyyamcılığını anlatmak için kullandığı bir lider. ‘Yollar yürümekle aşınmaz...’, ‘Şapkamı alır giderim...’, ‘Dün dündür bugün bugündür...’ türünden sözlerinin önemli bir kısmı 12 Mart döneminden yadigar.
Örneğin ‘Dün dündür, bugün bugündür’ sözünün hikâyesi şöyle.
Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın görev süresinin dolması üzerine, yeni cumhurbaşkanının kim olacağının konuşulduğu 1973 senesine Türkiye, bu vazifeye talip olduğu uzun zamandan beri bilinen Genelkurmay Başkanı Org. Faruk Gürler’in ‘kuşatması’nda girmişti. Ordunun her kademesinden hükümete gelen sinyaller tercihin bu istikamette kullanılmaması durumunda ‘sıkıntı’ doğacağı yönündeydi. Hatta öylesine ‘olmuş bitmiş’ olarak bakılıyordu ki işe, Gürler o güvenle emeklilik dilekçesini vermiş, Cumhurbaşkanı Sunay kontenjan senatörlerinden birini istifa ettirip yerine Gürler paşayı atamış o da sivil elbiseler içinde TBMM’ne gelip resmen aday olmuştu. Partilerle aleni şekilde görüşüp destek istemeyi falan aklına getirmemiş, bunu zul addetmişti paşa... O dönemde TBMM 450 Millet Meclisi üyesi, 150 Senatör, 15 Cumhurbaşkanı Kontenjan Senatörü ve ‘Tabii Senatör’ sıfatını taşıyan 27 Mayıs darbecilerinden oluşuyordu. Gürler paşanın ilk turda seçilmesi için nitelikli çoğunluk olan 423 üyenin oyunu alması gerekliydi. Ya da 2. ve müteakip turlarda salt çoğunluk olan 318 oy.
13 Mart 1973 günü TBMM üyeleri Faruk Gürler dışında Adalet Partili Tekin Arıburun ve Demokratik Partili Ferruh Bozbeyli için oy kullandılar. Sonuçlar açıklandı; Gürler 200, Tekin Arıburun 282, Ferruh Bozbeyli 48 oy almıştı. Meclise psikolojik bir baskı oluşturmak için gelmiş olan ordu kumandanları üzerinde soğuk duş etkisi yapmıştı sonuç. Durum çıkmaza girince yeni Genelkurmay Başkanı Org. Semih Sancar liderlerle görüşerek çözüm bulmaya çalıştı. Süleyman Demirel diğer parti liderlerinin aksine genelkurmay başkanıyla görüştüğünü basından gizledi. Hatta görüşmenin radyodan açıklanması üzerine ‘Bana mı inanacaksınız, radyoya mı’ bile dedi. Ancak Genelkurmay görüşmeyi resmi açıklama yayımlayarak duyurunca kapısına dayanan gazetecilere ‘Dün dündür, bugün başka bir gündür’ diyerek çıktı işin içinden...

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT