Yarışmak ama ne için?
RAHMAN’IN ADIYLA..
“Her ümmetin yöneldiği bir kıblesi vardır. Artık birbirinizle iyilikte yarışın. Her nerede olursanız olun Allah sizin tümünüzü bir araya toplayacaktır. Zira Allah her şeye kadirdir.”
(Bakara, 148)
Ana rahmine tutunmaya çalışarak bir yarışın içine doğan Âdemoğlu, dünya hayatına gözlerini açtıktan sonra emr-i hak vaki olana kadar hayatta kalmak için buna yazgılıdır.
Bebekken ağlayışındaki tonlamalarla hayatını idame ettirmeye çalışır.
Yürümeye, kendi başına yemek yemeye, özel ihtiyaçlarını gidermeye kadar süren bu çaba; arkasından kazanacağı var olma ve benlik sahibi olma ödülü uğruna verdiği bir müsabaka değil midir?
Büyüme kulvarında koşar adım ilerlerken artık yarışın kurallarını da hedeflerini de biyolojik gereksinimlerinin dışındakiler koymaya başlar.
Öğrenci isen, eğitim-öğretim sistemi senin için bir yarış alanı ve hedefi çoktan belirlemiştir.
Bu yeni yarışın kural koyucuları, ruhi gereksinimlerini geride bırakıp sadece zekâna odaklandığı için koyduğu hedefi de sadece rakamlardan ibaret kılar.
Bu materyalist âlemde akademik olarak ölçülür değerin.
Her bir engeli aştığında yeni ve daha yüksek bir çıta konur önüne.
Öyle bir yarışa girmişsindir ki özünü unutacak kadar yabancılaşırsın kendine.
Öte yandan adına “ekmek davası” dedikleri, “kurtlar sofrası” olarak tanımlanan başka bir yarış alanına zorunlu giriş yaparsın.
Helal–haram, tayyip–necis, hak–hukuk gibi kavramların hallaç pamuğuna döndüğü bu alanda kendine has değerlerin varsa zorlanırsın.
Hem de bazen aslanın değil, çakalın kursağına kadar girersin.
Rızkını almak uğruna yine de Hakk’ın vereceği hakiki ödül için ödün vermeden aşmaya çalışırsın engelleri.
Tek tek aşarsın bariyerleri.
Çünkü kolay yoldan daha fazla tekasür derdi olanların zorlu bir güne doğru adım adım gittiklerini bilirsin.
Yarışlar; coğrafyaya, kültüre, yönetim sistemine, dinî yaşantıya ve kişiye göre farklılıklar arz etse de en temelde ikiye ayrılır diyebiliriz.
İnsan, ya hayrı ya da şerri yaygınlaştırmak için çalışan bir mekanizmaya sahiptir.
İyiliği, erdemi, marufu yaymak için çalışanlarla; kötülüğü, münkeri, ifsadı yaymak için çalışanların kavgasıdır bu.
Öyle bir kavgadır ki beri tarafta olanlar, öte taraftan birini daha kurtarmak pahasına gerekirse canından vazgeçer.
Ana temamız olan berceste ayette son derece net bir biçimde vurgulandığı üzere, hiçbir topluluğun iyilik ya da kötülük fark etmeksizin kıblesiz, yani gayesiz olamayacağı ifade edilir.
Makbul ve herkes için iyi olanın, hayrı merkeze koyan bir yarış olduğu belirtilir.
Bu yarışın kurallarını koyanın mutlak güç ve iktidar sahibi olan Rabbü’l-Âlemîn olduğu unutulmamalıdır.
O, hangi tarafta olursanız olun sizi mutlaka sizin gibi olanlarla cem edeceğinin garantisini verir.
Verir vermesine lakin maalesef Ademoğlu ahdine sadık Rabbinin üst benliğine hitap eden gerçek ödülünün yerine; altı boş ama daha cezbedici ve alt beynine yönelik şeytanın vaadine kanmayı tercih eder.
Beşerî müsabakalarda zaman mefhumu çok önemlidir.
Eğer ki; bu yarış tam anlamıyla hayat-memat meselesi olan dünya–ukba arasında kurulacak sağlam ya da çürük bir köprü inşa etme yarışıysa, zamanın değeri binlerce katıyla çarpılır.
Kur’an’da buna dair uyarı niteliğinde birçok ayet bulunur.
Yunus 24, Kehf 45-46, Hadîd 20 bunlara birer örnektir.
Zamanın da, zeminin de, kişinin de, yarışın da sahibinin hatırına; vaktin kıymetini bilmek, şükrünü eda etmek, başıboş ve içi kof işlerle öldürmemek gibi bir sorumluluk bilincine sahip olmak insanı girdiği bu yolda avantajlı duruma getirir.
Kişinin müstakil olarak sarf ettiği performans muhakkak çok değerlidir.
Ama genel bir iyilik hâlinden bahsediyorsak, sizinle aynı hedefe yönelen bir topluluğun gerekliliği de kaçınılmaz olur.
Zira yarışmak, zaten “öteki” ile anlam ve amacını bulan bir durumdur.
Öteki varsa geçmekten ya da geride kalmaktan söz edilebilir. Altı kalın bir çizgi ile çizilen bir gerçek de şu ki;
Bir araya gelmek istediğiniz topluluğun niteliklerini ölçün, biçin.
Ona göre karar verin zira sadece dünyada değil, ahirette de birlikte olacağınız topluluğu seçmektesiniz!
Bu mesaj; ruhunu doyuracak yarenlerle birlikte hayrı bayraklaştıran, kuşatıcı bir hayattan yana vereceğiniz bir karar da olabilir.
Sırf bedenini doyuracak; maddî anlamda türlü doygunluğa ulaşmış ama asla doymamış ve doymayacak materyalist, hedonist, hazcı tayfadan taraf olup verdiğiniz emeğin berheva olmasını tercih edebilme lüksünüzün de olduğunun mesajıdır.
Dünya süsü ile birçok şeyin zirvesini görebilirsiniz.
Ama maddede zirvede iken ruhen gömülme ihtimalinizi unutmayın.
Bu yarışın riskleri vardır elbette.
Koşarken yorulur, düşer, yara alırsınız.
Bariyerleri aşmaya çalışırken eksilebilirsiniz.
Her şeye rağmen hedefiniz, şikesiz bitirmek ise inanmalı ve asla vazgeçmemelisiniz !
Sizi motive eden şeylerden biri de Yaradan’ın rızasına talip olmanın yanında , aynı yolun yolcusu olduğunuz kardeşlerinizdir.
Hangi birimiz resullerle aynı havayı soluyup aynı değerler uğruna ter,kan ve gerekirse can vermeyi. Hz. Ömer, Hz. Ali, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Sa’d bin Ebi Vakkas, Mus’ab bin Umeyr ve onların güncel versiyonu; henüz şehadet haberini aldığımız, Siyonistleri ve dostlarını sesiyle titreten Abdullah El-Kahlut yani Ebu Ubeyde’mizle aynı kulvarda yarışmayı istemez ki?
Sonuç itibariyle;
Başı ve sonuyla, kuralı kaidesiyle, ödülü cezasıyla, kulvarı parkuruyla aleni bir yarışmada akl-ı selim davranmak ve iyiliği kuşanmayı, iyilikle kuşanmayı bizim irademize bırakan sonsuz rahmet sahibi bir Rabbe doğru uzanan bir yolda yapılan yarışa yönelmek sizce de daha makul değil mi?
Vesselam






YAZIYA YORUM KAT