Yüksek yargının bağımsızlığı ifadesinin ağızlarda artık tat vermeyen sakızdan başka bir anlam ifade etmediği artık gün gibi aşikâr…
Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'ün, başörtüsü değişikliği ve kapatma davaları sürecinde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ ile gizli bir görüşme yaptığının ortaya çıkmasının yankıları sürüyor. Anayasa Mahkemesi'nin kritik davaları görüştüğü süreçte gerçekleşen buluşma yargının bağımsızlığı tartışmasını iyici ayyuka çıkardı ve "cübbeli darbe" tanımlamasının ne kadar doğru olduğu görüldü. Anayasa'nın 138. maddesine göre, hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Ancak Anayasa Mahkemesi, cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde verdiği 367 kararından sonra bu tartışmaların ortasında kaldı. Taraf Gazetesi yazarı Yasemin Çongar, bir kuvvet komutanının 367 kararı için mahkemeye darbe tehdidinde bulunduğu iddiasını ortaya atmıştı. Milliyet Gazetesi yazarı Hasan Cemal, bu komutanın Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu olabileceğini ileri sürmüştü. Eski Başkan Tülay Tuğcu ise mahkemenin etki altında bırakıldığı iddialarını reddetmişti. Paksüt de Meclis'te düzenlenen 23 Nisan resepsiyonunda 367 kararına asker baskısı iddialarını kabul etmemişti. Paksüt, hukukî ve vicdanî bir karar verdiklerini söyleyerek, "367 kararı ile ilgili ne asker telefon açtı, ne bunu duydum ne de olacağını düşünüyorum. Son derece yakışıksızdır, yargıya hakarettir, ayıptır. Ben kendi hesabıma böyle bir şey ne gördüm ne de duydum." demişti.
28 Şubat'tan bu yana yüksek yargı askerin emrinde
Paksüt'ün Başbuğ ile görüşmesi hukukçuların da tepkisini çekti. Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Şentop, Anayasa'yı korumakla görevli bir mahkemenin bizzat Anayasa'yı ihlal etmesini anlayamadığını kaydetti. Şentop, "Hukuk dışı birtakım gelişmeler var. Anayasa'ya aykırılığı bu denli açık bir kararın verilebilmesi için arkasında başka şeylerin olması gerekirdi. 28 Şubat'tan beri, yüksek yargının asker ve sivil bürokrasiyle ilişkisi biliniyor. Böyle bir tablonun olması hukuk bakımından problemlidir." dedi.
Eski Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel de, "Anayasa Mahkemesi'nde bir dava açılıyor. Bu dava sürerken Anayasa Mahkemesi'nin iki numaralı ismi Kara Kuvvetleri komutanı ile görüşme yapıyor. Daha sonra başörtüsü konusuyla ilgili CHP'nin başvurusu yönünde karar veriliyor. Genelkurmay Başkanı, kararı alkışlıyor. Hukuk devletinde eşine rastlayabileceğimiz şeyler değil bunlar. Kamuoyunun zihninde soru işaretleri yarattı. Tasvip edilir bir durum değil. Artık Türkiye'de bu tür olaylar vakayı adiye haline geldi. Sadece gazete başlıklarında yer buluyor."
Emekli Askerî Hakim Ümit Kardaş ise 28 Şubat sürecinde yaşananlara atıf yaptı: "Burası demokratik bir ülke olsaydı, gerilimler olmasaydı bu ziyaretler önemsiz olabilirdi. Birçok baskıcı yaşadığımız olaylar, tecrübeler vesayet rejiminin durumu bunu bize başka türlü değerlendirmemizi gerektiriyor. Çünkü Türkiye 28 Şubat'ı yaşadı. 28 Şubat'ta yargı organı mensupları brifingleri alkışladı. 367 ve başörtüsü değişikliğine iptal kararı zaten kuşkuları artırmıştı. Anayasa Mahkemesi'nin hukuku siyasallaştırdığı görülüyordu. Askerî vesayetin, bürokrasinin yargıyı etkilediği söyleniyordu. Bu gelişme bunu doğrulayan bir görüntü oluşturdu. Mahkemeye ve kararlara gölge düşürücü bir şey. Yargıya zarar verdi."
PAKSÜT GÖRÜŞMEYİ İKİ GÜN ÖNCE YALANLAMIŞ!!!
Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt'ün, Org.Başbuğ ile görüşmesini iki gün önce yalanladığı da ortaya çıktı.
Hürriyet'ten Enis Berberoğlu'nun köşesine taşıdığı bölüm şöyle:
"Mesela Başbuğ görüşmesini Hürriyet olarak biz de duyduk ve önceki gece Paksüt'e iki kez sorduk, kesin dille yalanladı.
Merak ettim, neden kendisini arayan muhabire, "Paşa benim yakın dostumdur, hep görüşürüm, ne gariplik var bunda?" diyemedi de ertesi günkü imalı haberlere geçit verdi acaba?
Yargıçların kararlarıyla konuşmaları esastır. Ama daha önemlisi, tam doğruyu söylemeleridir."
Başbuğ'la karargahta kameraların kapatıldığı gizli bir görüşme yaptığı ortaya çıkınca Paksüt görüşmeyi doğruladı, ancak bunun kapatma davasıyla ilgili değil K. Irak harekatı nedeniyle bir tebrik ziyareti olduğunu ifade etti.
Görülen o ki Anayasa Mahkemesi'nin bağımsız hareket etmediği ve askeri bürokrasinin emri altında kararlara imza attığı artık gizlenemeyecek kadar aşikar bir durum…
HAKSÖZ-HABER