Yanlış anlaşılmak hiç anlaşılmamaktan daha yaralayıcı

Yanlış anlaşılmak hiç anlaşılmamaktan daha yaralayıcı

İTO Üniversitesi öğretim üyesi İbrahim Öztürk'ün yaşadıkları Türkiye'de farklılıkların önyargıları beslediğine ve kolayca düşmanlığa dönüştürüldüğüne taze bir örnek.

Günlerdir Alevi çevrelerince medyatik bir lince tabi tutulan İ. Öztürk'ün konuya ilişkin açıklaması söze gelince merhametten, muhabbetten, dostluktan söz edenlerin fanatizmde sınır tanımadıklarını ortaya koyuyor.

Yanlış anlaşılmak hiç anlaşılmamaktan daha yaralayıcı / İbrahim Öztürk

Geçen hafta, özgür olması gereken üniversite ortamında, her biri 20 yaşını geçen kocaman gençlere AB ve Gümrük Birliği bağlamında bir ders yaptım.

Ne anlattığımı detaylı olarak basına geçtim. Kısaca, AB'nin çağın en büyük projesi olduğunu, zira asırlar süren kanlı geçmişin üzerine sünger çekip, derin siyasî, tarihî, toplumsal yırtıkları tamir edip, ortak aklın ve çıkarların ışığında tek devlete vardıklarını anlattım. Buradan hareketle 'biz de bu çözüm geliştirme ve kriz yönetme iradesinin simyasını ele geçirip sorunları büyütmeden çözmeyi öğrenmeliyiz' dedim. Sorular ve fikirler süreci daha dar alandaki konulara getirdi.

Devam ettim. '1980'lere kadar bu ülkede Kürt sorunu yoktu. Toplum mühendislerinin dümene geçmesiyle bizi birbirine bağlayan dokumuz her yerden tahrip edilince, şimdi çözmek istense de artık neresinden tutulacağı kestirilemiyor. Ötekileştirerek, farkları inkâr ederek, 'benimle aynısın' diyerek gerçek yok edilmez, sosyal barış tesis edilmez. Farklı toplumsal desenler zenginliğimiz olup, gelişen demokrasi bunların daha görünür olmasını mümkün ve zaruri kılar. Bunlara bölünme ve parçalanma sendromuyla yaklaşmak, AB denen olgunun anlaşılmadığını gösterir.

Tornadan çıkar gibi 'türdeşleştirme' dayatması acı bir mahalle baskısına döndürüldüğünden, öz yurdunda, örneğin, Tuncelili olduğunu ifade etmek yerine, Elazığlı olduğunu söyleyip geçiştirmek zorunda kalanlar bilirim. Bunu, belki bölücülük sempatizanlığı, Aleviliğinden dolayı ateistlik iftirası ve hatta tertemiz Alevi bacılarımıza yöneltilen ithamlardan bıktığı için yapıyor.

Benim dersimde özgür tartışma ortamında öğrencilerim de bol bol konuşur. Bir öğrencim, Alevi bacılarımız için bazılarının sarf ettiği ama hiçbir şekilde tasvip etmediğimi belirttiğim tırnak içi ifadeyi 'hakaret' olarak anladı. Defalarca açıklama yaptım, 'madem sırf o kelimenin telaffuz edilmesinden üzüldün, seni haklı buluyorum, bu kelimeyi tırnak içinde de olsa kullandığım için senden ve sınıftan özür dilerim' dedim. 50 civarındaki öğrencim 'yeter hocam maksadınız anlaşıldı' dedi.

Aynı kız öğrencim, dayısı olan ve Yol TV ile alevi.com sitesinin sahibi olan Nejdet Saraç'ın bu malzemeye, bu ganimete ihtiyacı olduğunu fark etmiş olmalı ki 10 dakika sonra sınıfı terk etti. Dersten sonra da gittim, anlattım, izah ettim, özür diledim, 'iyi ki varsın' dedim. 'Peki hocam.' dedi, Puslu havanın kokusunu hissettiren dayısının etkisi altında kaldı. Provokasyonun farkında olmayan sekiz öğrenciden de imza toplamış.

Öğrencimin babasıyla konuştum. "Konunun bu noktaya çekilmesine üzüldüm." dedi. Oysa 'boşuna çabalama, seni yanlış anlamaya karar verdik' diyenler çoktan devreye girmişti. Başka hedefler kotarılmak istenirken beni malzeme yapıp, yargısız infaz yaptılar. Ödül törenlerinde gülerken çekilen bir fotoğrafımı bulup, sırf yüz kısmını kesip koyarak 'insanlarla duyarsızca dalga geçen bir adam imajı verip', galeyana getirdikleri masum insanlara beni hedef gösterdiler.

Türkiye'deki Alevi STK'larına danışmak ve olayı anlamak, bana da söz hakkı vermek yerine, yargısız infaz ettiler. Başrole de Kamer Genç geçti. Her gün yüzlerce ölüm tehdidi alıyorum. Şimdi ben Hrant Dink'in 'güvercin tedirginliğini' yaşıyorum. Kendisi de Alevi olan eşim, 'yargısız infazda bulunan bazı Aleviler yüzünden bana bakışın değişmeyecek değil mi?' tedirginliğini yaşıyor. Oğlum ise 'seni işten mi atacaklar?' diye soruyor.

Hem özgürlükçü bilim adamı kişiliğim hem de ailem sebebiyle Alevi hanım efendilere asla hakaret edemem, etmem. Biz bu ülkede yaralara merhem olmak için varız. Ancak kimsenin kapı kulu değil, bilim adamıyım. Allah'a da bir can borcum var.

Bir yaya kırmızı ışıkta geçmemeli, ancak geçerse onu öldürerek mi cezalandıracaklar? Ne yapmışız? Kendi yaşadığım bir acımı naklederken kullanmamam gereken bir kelime ağzımdan kaçmış, acımdan dolayı kaçmış. Maksadım hakaret değil, savunmak. Mazlumluğun arkasına gizlenmiş kinci bir zalimliğe kurban edildim.

Ben uzun süredir kamuoyu önündeyim. Derdim nedir, ne söyleyebilirim, ne söyleyemem bellidir. Bazı gazete ve internet siteleri beni hedef gösteriyor.

Alevilerin canımı yakan tarihî acılarını, bitmek tükenmek bilmeyen bir sömürüye bağlayanlar, bu kültürel alan sanki babalarından kalan kast sistemi imiş gibi beni o toplumdan dışlamaya çalıştı. Tesellim odur ki, Alevi toplum ve fikir önderleri beni anladı, üzüntümü paylaştı. Radyolarında, gazetelerinde, TV'lerinde söz hakkımı kullandırdı. Binlerce maile bıkmadan cevap verdim. Birçoğu provokasyonu kederle fark etti. Ben Alevilerin bu mert yüreğini sevmişim meğer. Yaşanan bunca acıya rağmen büyük tahrikler altında bile empati yapma yeteneğini koruyor, mazlumken zalim konumuna düşmek istemiyorlar. Bu sayede yeni dostlar kazandım.

Şimdi bir Kerbela susuzluğu ile diyorum ki yanlış anlaşılmak hiç anlaşılmamaktan daha çok yaralıyormuş insanı...

Zaman Gazetesi

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir