Vicdansız Beton Duvarlarda Bir Delik Açın!

Vicdansız Beton Duvarlarda Bir Delik Açın!

Yasemin Çongar, köşesinde hapishanelerden gelen iki mektuba yer veriyor. Biri geçen gün yaşamını yitiren İsmet Ablak adına yazılmış; diğeri şu an ölümü bekleyen Menduh Kılıç adıyla. Ölümler son bulsun umuduyla o mektuplara buradan ses vermek istedik.

Sapasağlam bir genç adamken, cezaevindeki kötü koşulların ve ihmaller zincirinin ölümün eşiğine getirdiği ağır bir hastaya yapılabilecek daha büyük bir zulüm var mıdır; ömrünün son demlerinde onu en yakınlarının ilgisinden mahrum etmekten? Annesine, babasına, eşine, belki de çocuklarına hiçbir şey yapamamanın acısını yaşatmaktan?  

Birilerinin, harcında vicdan olmayan bürokrasinin beton duvarlarına çarpıp dağılırken umutları; birilerinin hiçbir şey yokmuşçasına hareket etmesinden daha acı bir şey var mı ki?

Sol siyasi tutuklu İsmet Ablak, ölüm döşeğindeyken dahi tahliye edilmedi… Ergenekoncular kadar; GATA'ya kaçmak için binbir takla atan "paşa"lar kadar "şanslı" değildi! Müslüman tutuklu Cengiz Sarıkaya'yı unutmadık elbet! Bu ölümler bir son olur umuduyla; Yasemin Çongar'ın duyurduğu mektuplara biz de ses olmak istedik. Şimdi ölüm döşeğinde başka isimler var; hiç olmazsa son günlerini ailelerinin yanında geçirme umuduyla nefeslenenler… "Yargısız bir infaza tanık olmak gibiydi..." diyor Çongar, mektupları okurken… Ağır çekim bir idamı seyrettiğiniz hissine kapılıyorsunuz; insanlığınızdan utanıyorsunuz…

(Haksöz-Haber)

"Görülmüştür" damgalı ölümler

Yasemin Çongar / Taraf

Dün sabah haber toplantısından çıktığımda iki mektup bekliyordu beni.

Biri, Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi'nden...

İlk satırını okuyunca sendeledim:

"Ben İsmet Ablak, merhaba! Bu mektup elinize geçtiğinde ben sonsuzluk âlemindeki yeni yaşamıma başlamış olacağım."

Sonra, mektubun tarihine takıldı gözüm:

19 temmuzda, yani İsmet Ablak'ın cansız vücudunun, Erzurum Araştırma Hastanesi'nin bodrum katındaki mahkûmlar koğuşundan sessiz sedasız alınıp bitişikteki morga konulmasından bir gün sonra yazılmıştı.

***

Kanser hastası İsmet Ablak, ölümün kendisini yakında alacağını biliyordu.

Canını, aylardır ziyaretine gelemeyen ihtiyar anne babasının yanında teslim etmekti son dileği...

İşiten olmadı.

Ailesiyle arkadaşları, İsmet'in çektiği eziyetin hiç olmazsa son günlerinde hafiflemesi için "af" çağrısı yaptılar...

Bürokrasinin, harcında vicdan olmayan beton duvarlarına çarpıp dağıldı umutları.

Taraf
, İsmet Ablak'ı kurtarması için "Merhamet et Gül" diye seslendi Cumhurbaşkanı'na.

Ve Abdullah Gül'ün danışmanları, "Merhamet ediyor ama eli kolu bağlı; formül bulamıyor" diye anlatırken bize, İsmet Ablak'ın ölüm haberi geldi.


***

19 temmuz tarihli mektubu, İsmet Ablak'ın Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi'ndeki oda arkadaşı Dağıstan Öztürk kaleme almış; Ablak'ın son günlerini şöyle anlatıyor:

"Bacım, hep yanı başımda kalmak istediyse de, günde üç defa, yalnız yarım saatliğine kalabiliyordu. İşte ruhen zorlandığım an o zamandı. Çünkü sancılarım o çıplak duvarlarda kırmızı izler oluşturduğunda, sayıklamalarım parmaklıklara çarpıp yankılandığında, bacımın nasıl için için kan ağladığını görüyordum. Benden saklasa da, gözlerindeki derin boşluk çaresizliğini ve ıstırabını yansıtırdı. Gözler de çocuklar gibidir, ikisi de yüreğin aynasıdırlar. Sözü fazla uzatmak istemiyorum. Burada kimseye kırgın değilim. Bedenim yenik düştü..."

Dağıstan Öztürk, "görülmüştür" damgalı mektubuna bir de not düşmüştü:

"İsmet böylesi trajik bir ölümü hak etmemişti. Bizler sadece seyirci kaldık ve bu bizi kahrediyor. Ben, onun dilinden, duygularına sözcü olmaya çalışarak, birazcık da olsa vefa borcumuzu ödemek amacıyla, bu mektubu kaleme aldım. Belki bu ölüm, bir son olur umuduyla onun sessizliğinin sesi olmaya çalıştım."


***

Dağıstan Öztürk'ün cümleleri boğazımı düğümlemişken ikinci mektubu okudum.

Buca 1 No'lu F Tipi Cezaevi'nden gönderilmişti; yazan, 35 yaşındaki mahkûm Menduh Kılıç...


Bundan 17 yıl önce mahpus düştüğünde sapasağlam bir genç adamken, cezaevindeki kötü koşulların ve ihmaller zincirinin bugün ölümün eşiğine getirdiği bir ağır hasta.

Dirençli tüberküloz nedeniyle akciğerlerinin üçte ikisi alınmış, kalan kısmındaysa mantar üremiş; ileri derecede bel ve boyun fıtığı var; aşırı nefes darlığı çekiyor; solunum makinesine muhtaç...


Menduh Kılıç'ın rüzgâra tutulmuş bir el yazısıyla, "görülmüştür" damgalı nice başka mektup gibi kâğıdın hiçbir yerini boş bırakmamacasına yazdığı, her kelimesi yakaran satırları okumak ziyadesiyle zordu benim için.

Yargısız bir infaza tanık olmak gibiydi...

Okurken, ağır çekim bir idamı seyrettiğim hissine kapıldım; insanlığımdan utandım.

***

Defalarca Adalet Bakanlığı'na başvurmuş Menduh Kılıç; nafile.

Mektubuna eklediği hastane raporlarında "hayatî tehlikesi olduğu" belirtiliyor ama iki kez "havasız, hücreli ring aracıyla, aç susuz götürüldüğü" Adlî Tıp'tan iki seferinde de "olumsuz" cevap gelmiş.


Cumhurbaşkanı Gül'e mektup göndermiş; sonuç yok.

Hayrünnisa Gül'e yazmış, "o da bir anne olduğu için" yardım elini uzatır diye umutlanmış; cevap çıkmamış.

Menduh'un da bir annesi var.

"Oğlumu affedin" demek için Çankaya Köşkü'ne çıkmak istemiş ama Erzurum'da kalıyor ve rahim kanseri; gücü yetmemiş.

Son zamanlarda Buca'ya, Menduh'un görüşüne de gidemiyormuş yaşlı kadın.

"Her kapı açıldığında, sanki birileri senin ölüm haberini getiriyor diye, evimizin kapısının açılmasını hiç istemiyorum" diyormuş...


***

Sayın Cumhurbaşkanı,


İsmet Ablak'ı kurtarmanızı diledik; danışmanlarınız bize Adlî Tıp'ın tutumunun size engel olduğunu anlattı.

Bir çıkış yolu arıyordunuz ama ailesine randevu verdiğiniz gün öldü İsmet Ablak.

Şimdi, Menduh Kılıç için bir yol bulabilecek misiniz?

Harcında vicdan olmayan bu beton duvarlarda bir delik açabilecek misiniz?

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir