Vesayeti Elinden Alınan Millet
Hans-Ulrich Jörges
Çev: Murat Yılmaztürk / HAKSÖZ-HABER
Almanların sadece yüzde beşi siyasette seçimler yoluyla söz sahibi olduğuna inanıyor. Yüzde 38'i bunu hiç mümkün görmüyor. Stern dergisi için yapılan bir ankete göre Almanların yüzde 57'si seçim yoluyla hiç olmazsa biraz da olsun siyasette söz sahibi olabiliyoruz düşüncesine sahip. İşçiler ise tamamen ümitsiz. İşçilerin yüzde sıfırı seçim yoluyla siyasette söz sahibi olabileceğine inanıyor. Milletin hâkimiyeti, kokuşarak seyirci demokrasisine dönüştü. Bu doğrudan demokrasiye çağrıdır ve CSU'yu (Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi'ni) haklı çıkarıyor. Demokrasi idealine duyulan güven bir kalıntı parçası halini aldı.
60 yıl Cumhuriyet ve Anayasa'dan sonra Temsili Demokrasi'nin hal beyanı işte böyle. "Süper seçim yılının" ortasında Almanların dörtte üçü siyasetin halkın çıkarlarını hiç dikkate almadığına inanıyor...
Millet vesayetinin elinden alındığını hissediyor ve vesayeti elinden alındı da. Sadece Federal Meclis (eyalet düzeyinde eyalet meclisleri) doğrudan seçmen halk tarafından yetkilendiriliyor. Başta cumhurbaşkanı ve şansölye olmak üzere diğer tüm anayasal kurumlar meşruiyetlerini buradan alıyorlar. Ancak siyasi kararlar parlamentodan anayasanın hiç tanımadığı güç merkezlerine veya koalisyon görüşmelerine kaydırıldığında Federal Meclis tamamen devre dışı bırakılmış oluyor ve sonradan sadece formalite icabı (alınan kararları) onaylaması için suistimal ediliyor ki, bu de facto (fiilen) siyasetin demokrasiden yoksun olduğu anlamına gelir.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Hans-Jürgen Papier bunun adının "parlamentosuzlaştırmak" olduğunu söylüyor ve sözlerine şunu ekliyor: "Eğer siyasi iradenin oluşumu ve maddi karar parlamento ve parlamenter işlemler çerçevesinde gerçekleşmez ise millet temsilcisini kaybetmiş olur ve seçim olayı değersiz kılınır." Almanya'nın bir demokrasi açığı var. Var olan sadece bir seyirci demokrasisidir...
Eyaletlerin halka doğrudan karar verme imkânını tanıdıkları durumlarda bile halk aldatılıyor. Berlin'de Tempelhof Havaalanı ve okullarda din dersine ilişkin halkoylaması yüzde 25'lik baraja takıldı, zira yalnız 21,7% ve 14,2% oranına ulaşabildiler. Bu barajı milletin partileri bile 2006 seçimlerinde aşamazdılar, zira SPD (Sosyal Demokrat Partisi) yalnız % 17,5; CDU (Hıristiyan Demokrat Birliği) yalnız % 12,1 oranına ulaşabildi.
Siyaseti belirleyen güçler halktan korkuyor. Bu nedenle doğrudan (siyasete) katılmasını kabul etmiyorlar.
Doğrudan demokrasi isteyen her kim olursa olsun, engelleniyor. Bunu, cumhurbaşkanının doğrudan (halk tarafından seçilmesini) teklif eden Horst Köhler yaşadı. Almanya'nın AB politikasını sıkı bir şekilde meclise bağlamak isteyen ve önemli yetkilerin AB'ye devredilmesi veya yeni ülkelerin AB'ye üye olarak alınması durumunda halkoylamasını talep eden CSU (Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi) de bunu yaşıyor. CSU bu hususta haklı. Anayasa Mahkemesi'nin nihayet net bir şekilde açıkladığı gibi, Avrupa Meclisi eşit değere sahip değil. Almanya'nın demokrasi açığı yanında ondan daha büyük bir Avrupa demokrasisi açığı oluşuyor...
Hâkimiyetin millete iade edilmesi için mutlaka mücadele edilmeli.
31 Temmuz 2009 / Stern Dergisi / Almanya

