HAKSÖZ-HABER
Umran dergisinin Ekim 2026'da yayımlanan 386. sayısı, merhum Necmettin Erbakan’ın doğumunun 100. yılı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Şanghay İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’ndeki mesajlarından yola çıkarak "adil düzen" arayışını kapağına taşıdı.
Neoliberal küreselleşmenin yerini merkantilist liberalizme bıraktığı ve İsrail'in fütursuz saldırılarının sürdüğü yeni dünya düzeni, Türkiye'nin tarihsel misyonu çerçevesinde masaya yatırılıyor.
Derginin özel dosyasında Erbakan'ın sadece siyasi bir slogan olmayan adil düzen tasavvuru ile medeniyetin bekası arasındaki hayati bağ, uzman yazarların makaleleriyle derinlemesine inceleniyor.
Dünya ve Türkiye gündemi sayfalarında ihtilafların sosyolojisi, Birleşmiş Milletler'in dönüşümü, Yemen'deki Husiler ve bölgesel krizler detaylı analizlerle okuyucuya aktarılıyor.
Kültür sanat ve eleştiri bölümlerinde ise Yahudi kimliğinin anatomisi, Mehmet Görmez'in metodoloji yaklaşımı, merhum Ali Haydar Haksal'ın edebî mirası ve Koç Holding'in Filistin konusundaki tutumuna dair değerlendirmeler öne çıkıyor.
Dergi tanıtımından:
YENİ BİR DÜNYANIN EŞİĞİNDE
Umran dergisi Ekim 2026 tarihli 386. sayısında Necmettin Erbakan’ın doğumunun 100. yılı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Şanghay İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’ndeki konuşması vesilesiyle değişen dünyayı, Türkiye’nin tarihsel misyonunu ve adil düzen arayışını merkeze alan bir manşetle çıktı.
Dergide, neoliberal küreselleşmenin sona erdiği ve yerini ulusal merkantilist liberalizme bıraktığı dünyamızın her güne yeni bir hezeyanla uyandığı üzerinde duruluyor. Hakikaten Trump bir gün müttefiklerine hakaret ediyor, ertesi gün İran’a saldırıyor, ardından Putin ile müzakere ediyormuş gibi yapıyor, Çin devlet başkanını uçağının kapısında karşılaşıyor. Katliamcı İsrail Siyonist rejimi ise fütursuz saldırılarını sürdürürken küstah açıklamalarına yenilerini eklemeye devam ediyor. Şurası açık ki kendi zihnimizin dahi tasavvur edemediği çok daha korkunç olaylara doğru sürükleniyoruz.
Dünya ve Türkiye Gündemi
Derginin gündem sayfaları Burhanettin Can’ın “İhtilafın Sosyolojik Sebepleri” yazısıyla başlıyor. Can yazısında bünyemize yaratılıştan yerleştirilen ihtilaf etme eğiliminin hangi durumlarda bizi iyiye, güzele, doğruya, gerçeğe, hakka, kardeşliğe; hangi durumlarda da kötüye, çirkine, yanlışa, batıla, kargaşaya düşmanlığa doğru yol almamıza sebep olduğu üzerinde duruyor. Kur’an-ı Kerim’deki “Ey iman edenler iman edin!” çağrısı üzerinde düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyor.
Oğuzhan Gündüz “Türkiye’nin Geldiği Yeni Eşik” yazısında bilim ve teknoloji politikalarının hükûmet programlarının ötesinde, devlet aklının uzun vadeli vizyonunun bir parçası hâline gelmesi gerektiğinin altını çiziyor.
Heather Penatzer İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Birleşmiş Milletler’i hem Cemiyet-i Akvam’la karşılaştırıyor hem de zamanla yaşadığı dönüşümü masaya yatırıyor. Şöyle diyor özetle: “BM, devletlerin üzerinde daha yüksek bir otorite vasfıyla değil, devletler için bir forum olarak hareket ettiğinde en iyi neticeleri verir. En önemli başarılarından bazıları devletleri yönetmesinden değil, devletlerin birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen kuralları müzakere etmelerine yardımcı olmasından kaynaklanır.”
Ortadoğu’dan dünyaya kısmında Ivar Jansen Yemen’deki Husiler’in İran’ın vekil gücü olmadığını çeşitli göstergeler üzerinden ele alıyor. Pakistan-Afganistan çıkmazını yorumlayan Kamran Yousaf, Katar, Çin ve Türkiye’nin iki ülke arasındaki gerilimleri gidermek için ortaya koydukları çabayı merkeze alarak bölgedeki muhtemel gelişmeleri yorumluyor. İyad Ebu Şakra “Dünya Nereye Doğru Gidiyor?” başlıklı analizinde günümüz dünyasının “siyah ve beyaz” bir dünya olduğunu, küreselleşme anlatısıyla beraber yaygınlık kazanan cafcaflı söylemlerin tümünün ıskartaya çıktığını kaydediyor.
Varoluşsal Riskler, Tarihsel Misyon ve Adil Düzen Arayışı
İbn Haldun, çığır açıcı eseri Mukaddime’de bir medeniyetin yalnızca servete, ordulara, toprağa veya kurumlara sahip olduğu için güçlü duruma gelmediğini yazar. Ona göre medeniyet hakiki kudretini mensuplarını birbirine bağlayan münasebetlerin niteliğinden ve devletin adaletli olmasından alır.
İslâm medeniyetinin özünü yansıtan bu anlayış tek kutupluluktan çıkma sürecindeki çok vektörlü dünyamızda ülkemizde ve İslâm âlemindeki adil düzen arayışı bakımından dikkate değerdir. Nitekim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Şanghay İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’deki konuşmasında adil düzen arayışının sürdüğünü söyledi. Çünkü neoliberal küreselleşmenin sona erdiği ve yerini ulusal merkantilist liberalizme bıraktığı dünyamız her güne yeni bir hezeyanla uyanıyor. Kendi zihnimizin dahi tasavvur edemediği çok daha korkunç olaylara doğru sürükleniyoruz. Bu açıdan siyasi hayatımızda kalıcı iz bırakan rahmetli Necmettin Erbakan’ın adil düzen tasavvurunun sadece bir siyasi slogan olmadığını hatırlamak gerekir. Onun tarih okuması bir yandan Türkiye’nin tarihsel misyonunu hatırlatırken diğer yandan sadece maddi ilerlemenin tek başına medeniyetin bekasını garanti ettiği varsayımını reddetmiştir. Erbakan, diğer İslâmcılar gibi medeniyetin ahlaki ve manevi boyutlarını ve sağlıklı bir toplumsal düzende adaletin vazgeçilmez yerini defalarca vurgulamıştır. Çünkü adalet olmaksızın en güçlü medeniyetin bile zamanla kendi çöküşünü hazırlayacağını biliyordu.
Derginin bu çerçevede hazırlanan dosya konusuna Metin Alpaslan “Yeni Küresel Düzenin Eşiğinde Adil Bir Düzen Kurmak Mümkün müdür?”, Mustafa Aydın “Doğumunun 100. Yılında Necmettin Erbakan: Toplumumuzun ‘Öze Dönüş’ Sürecine Katkıları”, Mahmut Hakkı Akın “Türkiye’nin Toplumsal Değişimi Temelinde Necmettin Erbakan ve Millî Görüş Hareketi’ni Anlamak”, Mehmet Beyhan “Necmettin Erbakan’ın Dış Politika Perspektifi ve D-8 Projesi”, Ömer Kantarcı ise “Hatıra ve Hafızalardaki Erbakan ve Millî Görüş Hareketi” başlıklı yazılarıyla katkıda bulunuyor.
Kritik, Yaşayan İslam ve Kültür Sanat
Derginin kritik bölümü Zübeyir A. Kaplan’ın “Seçilmişlerin Yükü: Yahudi Kimliğinin Sosyo-Psikolojik Anatomisi” başlıklı yazısıyla başlıyor. Kaplan özetle şöyle diyor: Yahudiler kendilerini Tanrı ile özel bir antlaşmaya sahip bir topluluk görürken, bu inanç dışarıdan çoğu kez narsistik veya dışlayıcı bir inanç sistemi biçiminde algılanmış ve değerlendirilmiştir.”
Kâmil Yeşil “Mehmet Görmez’in Usul ve Metodoloji Yaklaşımı” yazısında ise yenilenmenin dışsal müdahalelerden önce insanın nefsinde ve ahlaki dünyasında başlaması gerektiği ilkesinden yola çıkan Görmez’in İslâm Düşüncesinde Usûl ve Metodoloji isimli son kitabını değerlendiriyor. Yeşil yazısını şu temennilerle sonlandırıyor: “Zamanımızın söylentilerle işgal edilmesine rağmen konu ile ilgili delilleri ve istinbat şeklini muhtevi Mehmet Görmez’in yayımlanacak Yeni Usûl Arayışları kitabının lafazanlıkların ayartısına kapılmayan rikkatli okurlar arasında daha verimli tartışmalara zemin hazırlayacağını düşünüyorum.”
Yaşayan İslam sayfalarında Aytaç Ören Cuma Kayıtlarını “Cuma Dostu Bizden Biridir” yazısıyla sürdürüyor. “Alternatif değil, asıl hayatın günümüze inşa çabası. Özgür insan, özgür toplum, aslına dön/dürül/en hayat. Batı medeniyetinin öngördüğü insan ve toplum modelinin çarpıklığı karşısında sapsağlam duran bir İslâm.” diyor.
Yahya Bilginer kuşakların zihninde kalıcı izler bırakan merhum Kemal Kelleci’nin portresini “Bu Çağın Soylusu: Kemal Kelleci” başlıklı yazısıyla çiziyor. Portenin şu kısmı dikkat çekiyor: “Ömrü hayatı boyunca bir davayı yüklendi rahmetli Kemal Kelleci. Onun davası Kur’ân’ı tozlu raflardan indirerek insanların gündemine sokmaktı. Sonrası bir hükmün iki yakasını bir araya getiren vahdet dininin en esaslı şiarı kelime-i tevhid istikametinde yaşamaktı. Bunun için az sıkıntı çekmedi ama asla yılmadı.”
Kültür sanat sayfalarında Mevlüde Acartürk “Edebiyatın ve Düşüncenin İzinde: Ali Haydar Haksal” yazısında onlarca kitabının yanı sıra kültür hayatımıza Yedi İklim dergisi ile damga vuran merhum Ali Haydar Haksal’ı anlatıyor. Özetle şöyle diyor: “Ali Haydar Haksal vefat etti ama kendisinden, tıpkı diğer yol açıcılar gibi çok söz edilecek. Onun kurmacalarında, şiirlerinde tuttuğu yolu, çok bilinen konulara, meselelere ve yazarlara nasıl baktığını incelemek isteyenler yazdıklarına tekrar tekrar bakacaklar.”
Naime Bigalı ise Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç’un Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu tarafından düzenlenen 27. İş Dünyası Zirvesi’ne katılmak için gittiği Elâzığ’daki Gazze açıklamalarıyla başladığı yazısında Batı’nın dağılma dönemini ve bu çerçevede Filistin meselesinin yerini irdeliyor. “Batı’nın Dağılma Evresinde Koç Holding ve Bir Filistin Sergisi” başlıklı yazı geçen sene açılan “Kuşbakışı Filistin” sergisinin aynı isimli kataloğu üzerinden Filistin’de olup bitenleri değerlendiriyor.


