Ümit Aktaş ile Okuma Serüveni Üzerine

Ümit Aktaş ile Okuma Serüveni Üzerine

Kitap her şeyden önce okumanın ne denli karmaşık süreçler içerdiğine dikkatimizi çekiyor. Bununla da yetinmeyip, ister öğrenci, ister öğretmen; ister eleştirmen, ister sıradan okur olalım, okuma ediminin de bir "süreç" olduğunu anımsatıyor. Yeni baskısı Ç

İnsan, ne olduğunu ve nerede olduğunu anlayabilmek için, sürekli bir okuma serüveni yaşar. İnsanın ilk okuma tecrübesi, kendisi dışındaki nesneler üzerinde gerçekleşir. O, çevresini, nesneleri, olayları, durumları, hayatı, insanları, kendisini ve nihayet kitapları okur durur. Okumak, yemek yemek, nefes almak, konuşmak kadar tabiî bir durum. İnsan hayatında, okumak, yazmaktan daha önce gelmektedir. Yazı yazmak külfetli ve hazırlık isteyen bir iş olduğu halde, okumak daha kolay ve hayatın bir parçası şeklinde cereyan eder. Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'in vahyedilen ilk sözü, "oku" emridir. Bu, aynı zamanda Müslümanların okuma ile ilişkisinin ne olması gerektiğini de göstermektedir.

Ümit Aktaş'ın kaleme aldığı Okuma Serüveni, bir yandan 'ne okumalı', 'nasıl okumalı' gibi soruları cevaplarken, bir yandan bizzat bir okuma serüveninin anlatısı olarak hem okuyucuya ışık tutuyor hem de bir dönem Türkiyesi hakkında bilgilendiriyor. Son kısma eklenmiş olan Batı ve İslam felsefelerinin ve filozoflarının özetlenmiş sunumuyla bu okuma serüvenini felsefî bir serüvenle besleyerek evrensel mahiyete dönüştürmek gibi çok amaçlı bir biyografi üslübuyla sunuyor. Okuma Serüveni'nin tek kaygısı, hangi yaşta olursa olsun okuyucuya karşılaşacağı kimi handikaplar ve tuzaklar hakkında bir yaşambilgisi sunabilme amacına dönük olduğu ortadadır. Kitap her şeyden önce okumanın ne denli karmaşık süreçler içerdiğine dikkatimizi çekiyor. Bununla da yetinmeyip, ister öğrenci, ister öğretmen; ister eleştirmen, ister sıradan okur olalım, okuma ediminin de bir "süreç" olduğunu anımsatıyor. Yeni baskısı Çıra Yayınları'ndan çıkan Okuma Serüveni kitabı çerçevesinde Ümit Aktaş'la okumanın hallerini konuştuk.

Okuma Serüveni'nin ikinci baskısı yapıldı. İlk basımı Birleşik Yayıncılık'tan yapıldığına göre ne zaman yazıldı?

Okuma Serüveni'nin ilk baskısı 1997 yılında yapılmıştı. Kitap ise 1996 yılında yazıldı.

İlkin kendi okurluğunuzu örse yatırıyorsunuz. Oto biyografik bir roman olacakmış gibi yazılmış. İlk yüz sayfada bunu denemiş sonra vazgeçmişsiniz gibi. Yanılıyor muyum?

Kitap, doğal olarak iki bölümlü: Birinci bölümde bir tür okuma serüveni ekseninde gelişen bir otobiyografi var. Burada olağan okumalara ilişkin değiniler bulunmakta. İkinci kısım ise felsefe, sosyoloji, tarih, bilgibilim gibi daha ileri okumaları içerdiği gibi okuyucuya özet bir felsefe tarihi de sunmakta.

Henry Miller'ın söylediği bir söz var: "Başkalarının kitapları hakkında konuşurken insan en çok kendi hakkında bilgi verir zaten," diyor. Kitabın ilk bölümü biyografik roman gibi kaleme alınmış. Neden biyografik roman, sizce, bu türün en temel özelliği nedir?

Doğal olarak insan dünyaya kendi penceresinden bakar; okurken, ya da yazarken. Her okuma zaten kitabın, okuyucu tarafından bir tür yeniden yazılmasıdır. Bu meyanda önemli olan kitabın neler yazdıkları değil, bizim orada neler bulduklarımızdır. Bir okuma serüveni ve yaşambilgisi sunmak açısından, başlangıçta ne okumalı, nasıl okumalıyı cevaplamak için niyetlenerek girişilmiş bir kitap, kendi doğal mecraında giderek bir otobiyografiye dönüştü.

Farklı türlerde de yazıyorsunuz. Deneme, eleştiri, inceleme, şiir bu nereden kaynaklanıyor?

Bunda belki içerisinde yaşadığımız ülkeye ilişkin zorunlulukların yol açtığı savrulma ve dağınıklıkların bir etkisi bulunmaktadır. Salt bir yazın adamlığından öte, sorumlu bir aydın olmanın getirdiği mecburiyetler; sorunlu bir dünyayı anlama ve değiştirme isteğinin, size yönelik olan saldırganlığın bir cevaplandırma endişesine mebni mecburiyetler. Benim içim aslolan okumak ve anlamaktır; yazmalarım daha çok okuma, anlama ve itiraza ilişkin duyarlılıklarımın yol açtığı sorumluluklara dayanır.

Bunlar arasında sizi en çok kendine çeken hangisi?

Doğrusu bunlar bir bütün; yani meseleyi dünyayı ve bu dünyada bulunuşumuzu anlama ve anlamlandırma çerçevesinde alırsak, bu sorunsal üzerinde duran bir kendini ifade etme, savunma, dahası dünya içinde bir duruş ve yerleşme çabası kendisini farklı yollardan dile getirmektedir. Şiir, felsefe, tarih, roman… bu anlamda ne kadar da birbirine yakındırlar. Yani, temelde ben bunları yazınsal türler olarak değil, bir kendini ifade etme yolları olarak görmekteyim. Hatta keşke içlerinde resim ve müzik de olsaydı diye hayıflanmaktayım.

Ağırlıklı olarak hangi türde yazmayı yeğlerdiniz?

Söyledim ya, benimkisi bir tür seçiminden ziyade, yaşamsallığa ilişkin duyarlılık ve sorumlulukla alakalı bir vaziyet alış; türler sadece araçsal yetenekler. Ben, bu yeteneklere adeta kendimi zorladım. Önce gelen bir varoluş problemiydi benim için. Belki de bu yüzden, çoğu kişinin şiiri bıraktığı yaşlarda, ben şiir yazmaya başladım.

Bu kitabınızın sizin için anlamından konuşalım.. Bu kitabınızı okurken şöyle bir tablo çıkıyor ortaya sözünü ettiğiniz her yazara, kitaba yorumlayıcı biçimde yaklaşıyorsunuz. Biraz da yeni yazar adaylarına, okurlara ipuçları veriyorsunuz. Bu hangi düşünceden kaynaklandı?

Bu, tamamıyla, kitap okurken olsun, yazarken olsun, kendi çektiğim sıkıntı ve sorunlar hakkında okuyucuyu uyarmak ve aydınlatmak içindir. Kitap seçiminin, okumanın hiç de kolay olmadığını, hele okumanın bir boş zaman değerlendirmesi değil, tam aksine yaşamsal bir önemlilikte olduğunu vurgulamak içindir bu uyarı ve açıklamalar.

Kitabın diğer bölümlerini oluştururken nasıl bir süreç izlendi? Konuları ve isimleri seçerken açımlama yönteminiz neye dayanıyor?

Felsefe, sosyoloji, psikoloji, ilahiyat gibi alanlarda genel bir bilgi vermekten öte, elbette benim okumalarımda yer tutmuş olan isimler ve kitaplara değinmeye çalıştım.

Okuyan insan daha mı çabuk büyür? Edebiyat büyütür mü?

Okumak ergenleşmenin hem nedeni, hem de sonucu. Ama açıktır ki okumanın Kuranî hitap anlamıyla dünyayı ve toplumsallığı okumayla taçlandırılması, insanlara hem ufuk, hem de irtifa kazandırmakta; insanı kendi içerisinde derinleştirirken, dış dünyaya karşı da yetkinleştirmektedir. Bu elbette okumanın amaçsal ve işlevsel bir faaliyetin bir parçası olmasıyla mümkündür; dolayısıyla bu, okumakla düşünmek arasındaki ilişkisellik ve kışkırtıcılıkla ilgili bir gelişmedir.

Okuma Serüveni'nde eleştiri niteliği taşıyan satırlar da var. Ancak daha çok tasviri ağırlıklı yazılar yer alıyor. Bu yazılarda düşünce ve felsefe devinimlerine, anlayışlarına belli bir uzaklıktan ve nesnel olarak bakabildiğinizi söyleyebilir misiniz?

Böylesi bir nesnelliğin mümkün olup olmaması bir yana, doğru olanın hakikatle bir yakınlık kurma çabası olduğunu; ve, buradan hareketle, okumanın bir yaşambilim ve bir hakikat araştırması ve sevgisi oluşluğundan yola çıkarsak, aslında hayatın bizim etrafımızda ve bize göre seyreden bir nesnellikten öte, hakikate ilişkin bir konumlanış içerisinde bulunduğunu da tespit edebiliriz.

Okumak için kitap seçimi kadar, kitapları okuma biçimi de önemlidir. Günlük gazeteleri, eğlenceli, zevkli konuları içeren kitapları, hikâye ve romanları hızlı ve dikkatsiz okuma veya gözden geçirme tavrını, ciddi kitaplar karşısında sürdüremeyiz. Okuma ediminin süreci, alışkanlığı, serüveni ya da daha bütüncül olarak okuma kültürü Ümit Aktaş için ne ifade eder? Siz nasıl bir okursunuz, hiç sordunuz mu kendinize, bunu nasıl, nerelerde gerçekleştirirsiniz?

Okumayı şayet, ilk ayete de atıfta bulunarak bir ibadet biçimi olarak düşünürsek, günün en derin ve anlamlı saatleri, okuma saatleridir. Bunun bir tür vecd hali olması ise, nasıl, nerede ve ne zaman oluşuna bakılmaksızın okumayı mümkünleştirir. Doğrusu bu ya okuma karşısında hiçbir zaman özel koşullar aramadım; hatta başkaları için en olumsuz koşullar, benim çoğu okumalarımın koşulları olmuştur. Buna belki de göçebe tipi bir okuma biçimi de diyebiliriz.

Yazınsal okuma süreçleri yani roman, öykü, anı... diye kolaylıkla adlandırdığımız, kimi zaman bir oturuşta tüketiverdiğimiz metin türlerinin okunması ile düşünce metinlerinin okunma süreçleri arasında paralellikler, farklılıklar deyince neler söylenebilir?

Düşünme metinleri sadece not almak, ilave kaynaklara, sözlüklere bakmak gibi bazı geniş okumaları gerektirdiğinden, biraz daha zahmetli okumalardır.

Metinlerarasılık, parçalılık, süreksizlik, modern yazı ve anlatılarda olduğu gibi, postmodern yazı ve anlatıların biçemlerinde de öne çıkan temel özelliklerden. Postmodern okuma biçimi insanların metin algısını ciddi olarak etkiledi. Öte yandan Diderot, ''Kim efendi olacaktır? Yazar mı, okur mu'' diye soruyor Çeşitli yazı/n türleri karşısında okurun konumu nedir? Okur metinler karşısında kayıtsız şartsız teslimiyet içinde, edilgen bir seyirci mi, yoksa anlamı yakalamak için her tür engeli göze alan bir kahraman mı? Okurun bazen bir teslimiyet içinde, bazen başkaldıran bir kuşkucu, bazen Söz'ün peşinden giden bir kahraman, bazen bir suç ortağı oluşu konusunda neler söylersiniz?

Okumak, artık keşfedilmemiş bir karış toprağı ve gizemi kalmayan dünyamız açısından, her zaman için yeni bir serüvendir. Okuma tarzı belki yüzeysel bir bakışla metni birincilleştirmekteyse de, aslında metin, yazımı bittikten sonra yazardan ziyade okuyucuya ait bir şeydir ve her okuma eylemi, değindiğim gibi, kitabın yeniden yazılması anlamına da gelmektedir. Tabi burada kitapla okuyucu arasındaki ilişki biçimi önemlidir. Kitabı, anlamı da dahil dokunulmazlaştıran bir okuma biçimi, ister istemez edilgendir ve dolayısıyla da kitabı edilgen bir biçimde okuduğu gibi, "yeniden yazmaya" da cesaret edemez.

Toplumsal bakımdan okumama durumuna bakıldığında kitaplarla dolu evlerde doğmamış, ilkokul yıllarında eline ders kitapları dışında kitap verilmemiş, ''Gözlerin bozulur, okuma'' uyarısıyla sık sık karşılaşmış olma durumunun kitaplarla ilişkimizin sakat olmasında temel bir etkisi var mı sizce?

Genel olarak okuma özürlü bir toplum olduğumuz bilinmekte. Bu da medenilikle ilgili bir problem Zira Kuran, "kitap ehli" olmayı, biraz da medeni olmak anlamında kullanmaktadır. Ama ben, "insan"ın olduğu herhangi bir koşulda, hiçbir bahaneye sığınılamayacağı gibi bir anlayışa sahibim

Türkiye'de insanın okuma gereksinmesi duyabilmesi için gerekli toplumsal-kültürel "ortam"ın bulunmadığı, dahası var olan toplumsal-ekonomik "yapı"nın, beşerin insanlaşmasında temel olan okumak istek ve eylemini örtülü-açık baskıladığı; ikincil, üçüncü derecede bir edim derecesine ittiği yönünde bir yaklaşım vardır. Bu yaklaşıma katılır mısınız, neden?

Teşvik edici ya da baskılayıcı koşullar elbette önemli, ama bunun ötesinin bahanelerden öteye gitmediği de açıkça ortada. Elbette medeniyet, biraz da tercih de bulunma ve önceliklerini belirleyebilmekle ilgili bir şey.

Okumanın tarihine bakıldığında okuma konusundaki yasaklar gündeme geliyor. Yasaklar, kadınlar söz konusu olduğunda daha da katmerleniyor. Alberto Manguel Okumanın Tarihi'nden Avrupa tarihinin bir döneminde ''Rahibe olmak istemiyorlarsa kızların okuma yazma öğrenmeleri uygun düşmez. Öğrenirlerse, geliştiklerinde aşk mektupları gönderip, kabul edebilirler'' benzeri görüşlerin dile getirildiğini öğreniyoruz. Buna benzer tartışmalar Müslümanların kültürel tarihinde de var sanırım. Bu yaklaşımların nedeni hakkında neler söylenebilir?

Geçmiş çağlarda okumak gizlilikçi,din adamlığına özgü veya mesleki bir formasyondu.Dinî öğretiler kadar okumanın da halka açılması düşünülmezdi.Ancak peygamberler, dinî öğreti kadar okumayı da halka açtılar.Yani gizlilikçi ve elitist öğretilere karşı bir tür sekülarizasyon işlemini gerçekleştirdiler.Ancak bu anlayış yine de etkisini sürdürdü.Okumak "kutsallaştırıldı".Yasakçılık ve gizlilikçilik, doğal olarak kendi gerekçelerini de icad edecektir. Sözgelimi günümüzde başörtüsü yüzünden kızların okul kapılarından geri çevrilmeleri gibi…

Yaz geldi. Tatil kavramının belki de en çok tüketildiği mevsim yaz. Öte yandan birçoğumuzun yıl boyu beklettiği kitapları okuma vakti aynı zamanda. Süreli yayınların çoğu "yaz kitapları" dosyalarını okurla buluşturan dosyalar hazırladılar. Sizinde yaz mevsimi için okuma listeleri hazırladığınızı öğreniyoruz kitabınızdan. Yaz mevsimi nasıl bir okuma olanağı sunar? Okuma önerileri/listeleri, okuma serüveninde nerede duruyor, durmalı, sizce?

Benim yaz okumalarım, yaz tatilini değerlendirmeye mebni, mecburi bir davranıştı. Onun dışında bu tür bir kategorileştirme, ciddi bir okuma uğraşı açısından uygun değildir. Okumak süreklilik gerektiren bir uğraştır çünkü. Ama hayatımızdaki bu tür uzun zamanlı boşluklar ve nefeslenmelerin, en azından "ağır" okumalar için bir fırsat oluşturduğu da doğrudur. Ama günümüzün tatil alışkanlıkları ve okumaları, tam da aksi bir biçimde,daha çok bir tür boşalma ve hafifleme fırsatı olarak görülmekte.Kitaplarla hayat arasında kurulan bu tür bir denklemde ise kitabın yeri, doğal olarak giderek dijital teknoloji tarafından işgal edilmekte.Bu ise, insanların hayatlarının anlamı üzerinde düşünmeye fırsat bulamayacakları bir yaşama koşusu tarafından ele geçirilmişlikleriyle ilgili bir bozgunun sonucudur.Gerçekte ise, okumaktan boşaltılmış bir yaşamanın ağırlığı, hiçbir zaman okumayla tartıya gelemez.

Yazı dünyası, yazma bilinci okuma uğraşıyla gelişir, biçim alır. Okuma çabası 'sürekli devrim' niteliğindedir, yanı kesintisizdir. En azından bir yazar için öyledir. Bunsuz bir yazı evreni, dünyası kurulabileceğinin düşünemiyorum. Bu yalnızca edebiyat için böyle değildir. Tüm sanatların benzer anlamları içerdiğini düşünüyorum. Okumayı bu denli önemseten, önemsenmesi gereken bir olgu kılan nedir bir yazarın dünyasında?

Okumak, sadece bir yazar için değil, tüm" insanlar" açısından, zorunlu bir beslenme biçimidir. Dolayısıyla, beslenmediğiniz sürece, besleyemezsiniz de. Ama benim açımdan yazmak, zaten okumanın başıma sardığı bir tür illet; kendimi, elbette okuma uğraşının beni duçar kıldığı, bir ifade etme mecburiyeti. Yoksa, aslına bakarsanız çok da ortalıkta gözükmekten hoşlanmam.

Kimdir sizin ustalarınız, yakınınızda duran yazarlar; özellikle düşünürler?

İşin doğrusu, burada birkaç isim verip, diğerlerine haksızlık etmek istemem. Çünkü kendilerine birçok şey borçlu olduğum bir yığın insan var. Zaten o insanların çoğunun adı kitabımda yer almakta.

Sevdiğiniz yazarlar yaşamınızı değiştirdi mi, nasıl?

Bir kitap okumakla hiçbir hayat değişmez. En azından benim açımdan bu böyle. Değişim, ağır ağır birikir ve günü geldiğinde kendisini ortaya koyar. Öte yandan hayatı değiştiren etkenler, kitaplar dünyasından çok, yaşamsal örnekliklerdedir. Öte yandan, en zor dönemlerimde beni ayakta tutan müzik, şiir, dua gibi, yine duyarlılıklar dünyasına ait olan etkenler oldu.

Mavera dergisine gönderdiğiniz şiirler üzerine Cahit Zarifoğlu'nun yaptığı değerlendirmeleri okudum geçenlerde. Orada sizin yazı sürecinizin nasıl başladığını merak ettim. Yazı maceranızdan söz eder misiniz?

Doğrusu o, talihsiz, tuhaf bir karşılaşma, daha doğrusu kesişme idi. Ben üniversite yıllarında şiirle başladım yazmaya. Henüz açık bir dünya görüşüm yoktu. Bir süre gizli olarak yazdım. Sonra birileri beni Diriliş ve Mavera dergileriyle tanıştırdı. Zarifoğlu'nun genç şairlerle söyleşen bir köşesi vardı. Ona yazmaya cesaret ettim. Şiirlerimin başlıkları yoktu; adsızdılar yani. Ad koymak benim için hâlâ güç bir şeydir. Yani bir şeyi adlandırmak, bir başlığın altına koymak, sıkıştırmak, bunun altında ikincilleştirmek vesaire. Yani şunun gibi, birisini takdim ediyorsunuz: falancanın karısı, filan yerin müdürü, feşmekan köyünden gibi. Anlatı, insan veya içerik bu adın altında kaybolmakta. Ben hiçbir zaman bir addan veya başlıktan yola çıkarak bir şeyler yazmadım; ya da kendimi bir takım titrlerle, aidiyet sıfatlarıyla tanımlamaya çalışmadım.

İşte o zamanda şiirlerimi adsız, yalın, çıplak ve hatta özgün, rastgele kağıtlara yazılı halleriyle Mavera'ya göndermiştim. Üstad ise şiirlerin sadece zarfına bakmış, mazrufuna ise hiç değinmemişti.

Biraz da yazma biçiminizden, bunu gerçekleştirme durumlarınızdan söz eder misiniz?

Bu açıdan çok iyi bir emekçi sayılmam. Yazacağım metinleri masa başından önce neredeyse zihnimde kurgularım. Ama sözgelimi Osmanlı Çağı ve Sonrası, yaklaşık on yıllık bir çalışmayı gerektirdi. Adem ise, yine bir o kadar zihnimde dolaşıp durdu. Yazmaya başladığımda, kitap neredeyse bitmişti.

Yeni çalışmalarınızdan söz eder misiniz?

Yeni olarak Rüya adlı bir roman ile ağırlıklı olarak Birikim dergisinde yayınlanmış olan yazılarımdan oluşan İslami Hareket: Etik, Estetik ve Politik adlı bir kitabım var. Sanırım önümüzdeki yıl çıkacak kitaplar bunlar Daha sonrasını ise okuma serüvenimin kılavuzluğuna bırakıyorum.

Söyleşi için teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ederim.

 

 

Röportaj: ASIM ÖZ

HAKSÖZ-HABER

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir