Ulusalcıların “Manzara-i Umumiye”sini İbretle İzliyoruz!

Ulusalcıların “Manzara-i Umumiye”sini İbretle İzliyoruz!

Bu güruh dün, iç siyaseti yeter derecede balanse edemediği, daha açık ifadeyle “durumdan vazife çıkarmayıp” darbe yapmadığı için eleştirdiği TSK’yı bugün “durumdan vazife çıkarmamaya” ve “siyasete müdahale etmemeye” davet ediyor.

TSK, MHP ve CHP arasındaki üslup savaşını ibretle takip etmekteyiz. Bugüne dek TC ile ABD'nin kirli ilişkilerini sorun etmemiş, sınır ötesi operasyonun ABD'nin icazeti ve teknolojik desteğiyle yapılıyor olmasına ses çıkarmamış olanların geri dönüşün zamanlaması üzerinden yaptıkları tartışmalar oldukça manidar.

Bu güruh dün, iç siyaseti yeter derecede balanse edemediği, daha açık ifadeyle "durumdan vazife çıkarmayıp" darbe yapmadığı için eleştirdiği TSK'yı bugün "durumdan vazife çıkarmamaya" ve "siyasete müdahale etmemeye" davet ediyor. Diğer yandan kullana geldiği retorik itibariyle adeta "neden daha fazla kan dökülmedi"ğinin hesabını sormaya koyuluyor. Görünen tablo, militarist-ulusalcı zihniyetin hem üniformalılardan daha fazla savaşçı ve intikamcı bir talebe yaslandıkları, hem de ABD ile olan ilişkileri ırkçı-işbirlikçi çelişkilerle malul bir tarzda sorgulamalarıdır.

Dün iç siyasetin dizaynı adına sırtını sıvazladıkları, muhtıralarına övgüler yağdırdıkları, hükümetin engellemeleri yüzünden asli görevini yerine getiremediğini savundukları militer yapıya bugünlerde demokrasi dersleri vermekle iştigal ediyorlar. ABD karşıtlıkları sahici olmadığı gibi, "manzara-i umumiye" tabirine yaslanarak yapa geldikleri özde Atatürkçülük çağrısı da manidar. Her kesimi "öz"ündeki ve "söz"ündekinden dolayı sigaya çekenler bu defa birbirlerinin itikatlarını sorgular hale geldiler.

Öte yandan TSK'nın Yaşar Büyükanıt üzerinden sergilediği tutum da ayrıca masaya yatırılmaya değer. Sadece askeri alanda değil, siyaset kurumu, seçilmişler ve toplum üzerinde tam anlamıyla tahakkümcü bir anlayışı egemen kılmaya alışmış askeri bürokrasinin ABD talimatıyla operasyonun bitirildiğine ilişkin iddiaları yine bildik muhtıra yöntemleriyle cevaplaması ve hiçbir alanda gurur meselesi yapmadığı bu ilişkide, sadece siyasi partilerden değil kamuoyundan gelen tepki ve eleştirileri de boğmaya matuf bir üslubu takınması, totaliter-baskıcı, hizaya getirici tutumundan asla taviz vermeyeceğinin de yeni bir ispatı konumunda. Bugüne dek İncirlik'i, kirli antlaşmaları, darbe dönemlerindeki ilişkileri, ABD'ye bağımlı bölge politikalarını sorun etmeyen bir kurumun gösterdiği alınganlığın en hafif tabirle çelişkili olduğunu görmek gerekiyor. Bütün karineleriyle ortada olan bir siyasal sürecin ilk yarısından hiç gocunmamak ama ikinci yarısında "kral çıplak" demeye çalışanları bir kaşık suda boğmaya çalışması dışarıda kedi, içeride aslan pozisyonundan başka bir şeyi akıllara getirmiyor.

Cumhurbaşkanlığı tartışmaları sürecinde kamuoyunu arkasına almaya ve iç siyaseti yeniden dizayn etmeye, hatta fırsatı yakalandığında darbe sürecine ya da hükümeti istifaya zorlayıcı bir atmosfere yelken açmaya çalışanların, adeta izin verilse K.Irak'ın Kandil'den başlamak üzere Musul-Kerkük dahil fethedileceğine kamuoyunu inandırmaya, ulusalcı histerileri azgınlaştırmaya azmetmiş olanların geldikleri nokta bırakın 150 km ötedeki hedeflere, ABD'nin 15 km çeperinde çizdiği haritanın sınırlarına bile ulaşamadığını ortaya koyuyor. O halde bu yaygara da neyin nesi? dendiğinde, bunca hercümercin zevahiri kurtarmak ve gücünü içeride pekiştirmekten başka bir anlama gelmediği görülüyor.

TSK, MHP ve CHP "Kürt sorununu nasıl çözeriz?" diye tartışmıyor. Uygulana gelen yöntemlerin eğriliği-doğruluğunun kavgasını vermiyor. "Askeri yöntemler dışında seçenekler olamaz mı? Kürt halkının acılarını dindirmenin, daha fazla kanın dökülmemesinin yolları neler olabilir?" diye düşünmüyor. Kısacası bu tartışma ahlaki ve insani ögeler üzerinden değil, ırkçı-ulusalcı fetişist bir mantalite ekseninde yapılıyor.

AK Parti ve bağlı medya kuruluşlarının, yazılı-görsel medya çevrelerinin ise görece istisnalar dışında tam anlamıyla TSK goygoyculuğuna soyunduğunu, sorunu sadece CHP ve Deniz Baykal'ın mantalitesine hamlederek şanlı bağımsız ordu edebiyatıyla tam bir kimliksizlik girdabına savrulduğunu, siyasetin önünün açılması için gerekli olan  asgari ahlaki ölçüye dahi dikkat etmeden ulusalcılığa muhafazakarlık değirmeninden su taşıma gayretlerine devam ettiğini ise ibretle takip etmekteyiz.

HAKSÖZ-HABER

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir