TSK'dan Gazetecilere 301 Tehdidi

TSK'dan Gazetecilere 301 Tehdidi

Tam da 12 Eylül darbesinin yıl dönümü arifesine geldi. Uzun zamandır bilgilendirme toplantısı yapmayan Genelkurmay önce meşhur İrtica ile Mücadele Eylem Planı nam-ı diğer 'Darbe belgesi' ile ilgili olarak 'Sorumlular bulunsun' dedi ardından da haberi yapa

Adem Yavuz ARSLAN / Bugün Gazetesi

Gazeteci yargılamak soru işaretlerini bitirecek mi?

Tam da 12 Eylül darbesinin yıl dönümü arifesine geldi. Uzun zamandır bilgilendirme toplantısı yapmayan Genelkurmay önce meşhur İrtica ile Mücadele Eylem Planı nam-ı diğer 'Darbe belgesi' ile ilgili olarak 'Sorumlular bulunsun' dedi ardından da haberi yapan Taraf muhabiri Mehmet Baransu'yu 'o muhabir' diye tarif ederek hakkında 301 davası açıldığını ilan etti.

Açıklamadaki 'o muhabir' ifadesi bile karargâhtaki havayı yansıtmaya yetiyor. Askerin konuyu 'Orduya hakaret' olarak gördüğü belli.

Fakat Genelkurmay'ın konuyu tekrar gündeme getirmesi iyi oldu. Kürt açılımı ya da yargı krizi nedeniyle gündemden düşen 'o belge'; Başbuğ'un ifadesiyle 'kâğıt parçası' unutulmamalı. Gerçekse de sahteyse de sorumlular bulunmalı ve cezasını görmeli.

Belgeye geçmeden önce bir şeyi vurgulamak şart. Genelkurmay benzeri her olayda sorumluları bulmak yerine 'sızdıranı bulmaya' çalışıyor. Hatta geçtiğimiz hafta haber müdürümüz Güngör Ergün'e de şantaj yaptılar. İşyerimizi ve evimizi aramakla tehdit edip 'haberi kimin sızdırdığını' bulmaya çalıştılar.

İlginçtir bugüne kadar ortaya çıkan haberlerin tamamına yakını tekzip edilemedi. Hatta birçoğu ile ilgili haberi yapan muhabirleri bile dava etmediler. Genelkurmay'ın araştırıyoruz dediği soruşturmalardan ne çıktığını da öğrenemedik. Mesela İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nda imzası bulunan Albay Dursun Çiçek'in hazırladığı Lahika belgeleriyle ilgili soruşturmanın akıbeti de bilinmiyor mesela.

İrtica ile Mücadele Eylem Planı her şekliyle iyi bir haberdir ve Mehmet Baransu işini yapmıştır. Böyle bir belgeyi bulup da yayınlamayanın gazeteciliğinden şüphe ederim. Üstelik söz konusu eylem belgesi ile ilgili Jandarma'nın, Emniyet'in ve TUBİTAK'ın raporları var. Raporlarda imzanın Dursun Çiçek'e ait olduğu teyit ediliyor. TUBİTAK raporunda yer alan 'Bu belgeye orijinalinde olmayıp da sonradan eklenmiş bir unsur tespit edilememiştir' ifadesi çok önemli. Evet, bu belge bir fotokopi fakat aslı olan bir fotokopi.

Aslının nerede olduğu ya da imha edilmişse de kim tarafından nasıl imha edildiğini bulmak ise yargının işi. Bu noktada gazeteciyi günah keçisi ilan edip linç etmeye çalışmak hem şaibeleri sonlandırmaz hem de basın özgürlüğü için tehdittir. Genelkurmay mealen diyor ki: "Bu tip belgeleri bir şekilde elde ederseniz sakın ha yayınlamayın. Yoksa 301'den yargılanırsınız." Bu noktada medyanın tutumuna da bir mim düşmek şart. Hakim medyanın 'oh olsun' demediği kaldı.

Ülkenin üzerinden silindir gibi geçen ve etkilerinden hâlâ kurtulamadığımız 12 Eylül darbesinin yıl dönümünde, darbe hazırlıklarını haberleştiren bir gazeteciye dava açılıyor ve meslektaşları üç maymunu oynuyor.

Tekrar meşhur belgeye dönersek. Genelkurmay diyor ki "bu belgeyi maksatlı üretenler, basına sızdıranlar adalete teslim edilsin." Pardon ama biz mi fark etmedik yoksa soruşturma bitti de belgenin sahte olduğu mahkeme kararıyla kesinleşti mi?

Belgenin üretildiğine dair bir yargı kararı yok. Üstelik böyle bir kanaat de yok. Askeri savcılık belge fotokopi olduğu için kovuşturmaya gerek duymadı. Ama 'sahtedir, üretilmiştir' de demedi. En önemlisi şu; belgenin altındaki imza gerçek. Belgeye ekleme çıkarma da yok.

Unutanlar olabilir. Uzun süre ifade vermeye gitmeyen Albay Çiçek savcının önünde 40 yıllık imzasını değiştirdi. İlginçtir askeri savcı da "Bayram değil seyran değil 40 yıllık imzanı niye değiştirdin" diye sorma ihtiyacı da hissetmedi. Belgenin bulunduğu ofisin sahibi Ergenekon tutuklusu Serdar Öztürk ise çelişkili ifadelerle soru işaretlerini çoğalttı. Özetle bu belgenin fotokopi olduğu doğru. Ama unutulmamalı ki aslı olmayanın fotokopisi de olmaz.

Belge tartışmalarıyla ilgili son not. Son Yüksek Askeri Şura toplantısında gördük ki ismi Ergenekon sürecinde dile getirilen bütün isimler terfi etti. Çiçek ise kadrosuzluk sebebiyle bekletiliyor. Bu noktada Genelkurmay hiç yapmadığı bir şeyi yaptı ve 'Kadro olsaydı terfi

ettirirdik' anlamına gelebilecek bir açıklama bile yaptı. Hürriyet'te dün yer alan 'Mesaj gibi atamalar' haberine göre ise Albay Dursun Çiçek ile birlikte sorgulanan kurmay albaylar çok önemli görevlere getirilmiş. O belge daha uzun süre gündemimizden çıkmayacak görünüyor.

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir