Beytullah E. Önce konuşmasına Osmanlı'daki iktidar yapısı ve yeniçerilerin rolünü anlatarak başladı. Yeniçerilerin isyanlar çıkarıp padişahları tahttan indirdiği; hatta kimi zaman padişahları öldürdüğünden bahsederek, Osmanlı'da askeri bürokrasinin yönetim üzerindeki etkisinden söz etti. III. Selim ve II. Mahmut döneminde Yeniçeri ocağı ortadan kaldırılıp yerine Batılı eğitim almış askeri bir sınıf kurulduğunu; ancak bu sınıfın da daha sonra Jön Türkler adını alacak bir başka darbeci grup haline geleceğini ve Sultan Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine II. Abdülhamit'i getireceğini söyledi. II. Abdülhamit döneminde Mithat Paşa eliyle hazırlanan Kanun-i Esasi'nin darbe anayasası geleneğini başlattığını belirtti. Meclisin feshedilmesiyle çoğu Fransa'ya kaçan Jön Türklerin orada örgütlenerek İttihat Terakki'yi kurduğunu ve İttihat Terakki'nin baskısıyla 1908'de II. Meşrutiyet'in ilan edildiğini belirtti. Beytullah Önce İttihat Terakki eliyle gerçekleştirilen 31 Mart vakasının modern darbeler geleneğinin de başlangıcını temsil ettiğini söyledi.
I. Dünya Savaşı sonrasında ise Anadolu'da ortaya çıkan direniş hareketlerine eski İttihatçıların da katıldığını örgütçü bir gelenekten geldikleri için de ön plana çıktıklarını söyleyen Beytullah Önce o dönemde eski İttihatçılar arasındaki rekabette Mustafa Kemal ve ekibinin galip çıkıp yeni devleti kurduklarını ve kadrolar değiştiği halde darbeci geleneğin devam ettiğini söyledi. Özellikle Şeyh Sait ayaklanması bahane edilerek çıkarılan yaslarla her türlü muhalefetin susturulduğu bir tek parti anlayışının 1950'ye kadar devam ettiğini belirtti. Çok partili dönemde ise asker içinde ortaya çıkan cuntalarla birlikte sık sık darbe veya darbe girişimleri yaşandığını ordunun iktidarını bugüne kadar sürdürdüğünü söyledi. Türkiye'de darbelerin oluşum süreçlerini anlatan Önce özellikle 12 Eylül askeri darbesi ve sonrasında Kemalizm'in yeniden ve çok güçlü bir biçimde dizayn edildiğini söyledi. 2000'li yıllarla birlikte dünyadaki değişimler ve Türkiye'deki toplumsal değişimin darbelerin toplumsal alt yapısını ortadan kaldırdığını o nedenle de askerin yeni kontrol yöntemleri arayışına girdiğini Ergenekon'un tasfiyesinin de bunun bir parçası olduğunu söyledi.
Müzakereci Çetin Yıldırım ise özellikle CHP üzerinde durarak CHP tüzüğünün ve altı okun Türkiye'deki siyasal sistemin özünü oluşturduğunu söyledi. Her darbe sonrası oluşturulan yeni bürokratik kurumlar aracılığıyla bu anlayışın güçlendirildiği Anayasa Mahkemesi, Devlet Güvenlik Mahkemesi, YÖK, Yargıtay Cumhuriyet Gazetesi gibi kurum ve kuruluşların Kemalizm'in korunmasına dönük yapılar olduğunu belirtti. Ayrıca Türkiye'deki iktidar gerçeğinin küresel sermaye güçleri açısından da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Yıldırım, BOP ve Ilımlı İslam süreçlerinin klasik iktidar biçimlerinin yeniden şekillenmesinde etken olduğunu da sözlerine ekledi. Seminer izleyicilerin de katılımlarıyla sona erdi.




