TOKAD’da Tarih Okumaları başladı

TOKAD’da Tarih Okumaları başladı

Süleyman Ceran tarafından verilen “Ehli Sünnet’in Oluşumu” semineriyle TOKAD “Tarih Okumaları” programı başladı.

Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği (TOKAD), Bahar 2009 programı çerçevesinde düzenlenen "Tarih Okumaları" seminerlerinin ilki Süleyman Ceran tarafından "Ehli Sünnet'in Oluşumu" başlığıyla verildi. Bugün yaşanan birçok meselede hakim olan Ehli Sünnet algısının payı olduğunu ifade ederek seminere başlayan Süleyman Ceran, bu ekolün de Hz. Peygamber'in vefatından sonra yaşanan süreçte ortaya çıkmaya başladığını söyledi. "Dördüncü asırdan önce Müslümanlar, muayyen bir mezhebin bütün hükümlerine bağlanıp yalnız onu tatbîk ve taklîd etmezlerdi" diyen Ceran bugünkü geleneğin oluşum sürecini aktardı. Ehli Sünnet itikadını oluşturan bazı görüşleri sıraladıktan sonra bu paradigmadaki iki kırılma noktasını Ceran şöyle özetledi: "Birincisi İslam'ın ilk dönemlerinde ortaya çıkan Harici tekfir ideolojisi karşısında oluşan tepkilerle bütünleşen Mürcie bu ilk aşamada bir genel eğilim olarak sağduyunun sesi olmuştur. İkincisi ise Abbasi iktidarının son dönemlerinde ortaya çıkan parçalanmışlık ve dağılma tehlikesinin yarattığı gerilimli dönemdir."

Bu iki dönemle ilgili olarak konuşan Ceran, "Ehl-i Sünnet ilkinde, topluluğun birliğine cemaat olgusuna yaptığı vurguyla sorunu aşmıştır. İkincisinde ise, sultan/imama itaatı vurgulamakta, fiili durumun ihtiyaç duyduğu teolojik/kelami açıklamayı ona sunmuştur." dedikten sonra Ceran, Sünni görüş ve siyaset ilişkisini şöyle açıkladı: "Siyaset alanında sünni görüşün söylemleri ile realitesi arasındaki karşıtlıktır; siyasetin dine hizmet etmesi gerektiğini savunmuşlar ancak realite bize bunun aksini göstermiştir. Siyaset dini koruma adına onu belirlemiştir. Daha sonra ise Toplumsal barışı ve birliği korumak amacıyla yapılan Ehli Sünnet öğretisi zamanla katı teslimiyetçi bir zihniyete dönüşmüştür. Bunun sonucunda da kendine özgü bir din anlayışı olan siyasal/toplumsal ilişkiler modeli ortaya çıkmıştır. Bu zihniyet içinde oluşan gerilim ve çarpıklıkları her Müslüman farkında olamadan yaşamıştır."

Ehl-i Sünnet taraftarlarının genellikle mevcut iktidarla iyi geçinme yolunu tercih ettiğini ve bunun için de zalim de olsa sultana isyan etmeme gereğini ortaya koyduklarını söyleyen Ceran, zaman içinde oluşan mezhepçilik taassubuna değindi. Mezhepçiliğin yol açtığı problemleri tarihsel süreç içindeki örnekleriyle anlatan Ceran, günümüzde mezheplere ilişkin öne çıkan üç eğilimi şöyle aktardı: "Mezhep ile Müslüman arasındaki ilişkiyi üç boyutta ele alabiliriz: a) Birine bağlanmadan, dîni öğrenmede onlardan yararlananlar (çok mezhepliler). b) Birine bağlanarak yalnızca ondan dîni öğrenen ve buna göre amel (hareket) edenler (tek mezhepliler). c) Birine bağlanan, gerçeği yalnız onda gören, diğerlerine gitmeyi câiz görmeyenler (mezhepçiler)." Mezhepçiliği "Mezhebi din yerine koyanlar, bir mezhebe bağlanmayı farz görenler, bir mezhebe bağlanan kimsenin ondan ayrılmasını ve başkalarından da yararlanmasını haram bilenler" şeklinde tanımlayan Ceran, böyle bir yaklaşımın doğru olmadığını ifade etti.

Sunumun sonunda Dar'ut Takib çalışmalarına da değinen Süleyman Ceran, konuyu şöyle tamamladı: "Ehl-i Hadis zihniyeti, İslam Dini'ni her durumda, ritüeller düzeyinde yaşayan, ameli sağlam, fikir noktasında da "yorumcu bir akla sahip" müslüman tipi doğurmuştur.

Çözüm, kültürümüzle yüzleşmek, gelenekle kurduğumuz diyalogda, teslimiyetçi ve savunmacı değil, eleştirel ve üretken olmaktır. Yenilenme, kendini yeniden yapılandırabilmiş, güncel amaçlarını doğru tespit etmiş ve sağlam bir yönteme dayanan bir çabayla gerçekleşebilir."

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir