Tektipçi Militarist Eğitim-Öğretim Yılına Hoşgeldiniz!

Tektipçi Militarist Eğitim-Öğretim Yılına Hoşgeldiniz!

Okullar açıldı. Her sene olduğu gibi bu yıl da eğitimin sorunlarını tartışmanın sonu gelmeyecek ve yine sınav sistemini değiştirerek kitlelerin gözünde bu sorunları çözüyor izlenimi uyandırılacak; ama toplum uyumaya devam edecek.

Sorunları çözüyor gibi yapmak eğitimi daha kaliteli hale getirmiyor. Okullaşmayı artırmak, çocukları erken yaşlarda eğitimin cenderesine sokmak sorunların daha da geniş bir alana yayılmasına neden oluyor. Şunu görmek gerekiyor: Bu ülkedeki temel sorun, devletin her alanda hissedilen baskılarıdır, bu baskılar farklı alanlarda farklı boyutlarıyla hayatımızın her alanına sinmiş durumda. Bu baskıların en kesif hissedildiği yer tabi ki eğitim sistemidir. Bunu tolere etmenin hiçbir yolu yoktur. Ya eğitim sivilleşecek, her kesim, her ideolojik grup kendi yetiştirmek istediği insan tipini özgürce yetiştirecek ya da bu sorunlar artarak devam edecek.

Yeni soluk haftalık siyasi gazete Özgün Duruş'un bu hafta üçüncü sayısını elimize aldık. Okulların açıldığı haftaya denk gelmesi itibariyle manşetten verilen eğitim dosyası haberi ve orta sayfalarda devam eden habere konu yazılar ve diğer sayfalarda yer alan köşe yazıları ve pedagojik bir yazı, bu konunun geniş bir şekilde hassasiyetle ele alındığını gösteriyor. Tevhid-i Tedrisat'la nereye kadar vurgusuyla manşetten duyurulan haber orta sayfada yer alan değerlendirmelerle devam ediyor.

Özgür Eğitim-Sen Başkanı Yusuf Tanrıverdi Türkiye'deki eğitimin genel sorununun ideolojik tipler meydana getirme süreci ve kendisini İslam'ın dışında konumlandırması olduğunu belirtti. Cumhuriyetin amacının insan yetiştirmenin ötesinde olduğunu söyleyen Tanrıverdi: "Osmanlıda medreseler vardı, buralarda İslami ilimler tahsil ediliyordu. Fenle ilgili okullarda oluşturulmaya başlanmıştı. Azınlıklarda kendi inançlarını yaşamak ve yaymak noktasında kendi okullarını açabiliyorlardı. Osmanlı özgürlükçüydü, cumhuriyet'ten ileriydi. Ancak ulus-devlet yapısındaki tek tipçilik, farklılıkları örttü. Yani esas olarak seçilen etnik unsur neyse ondan olacak. Tevhid-i Tedrisat'la okullar MEB çatısı altında toplandı. Laik seküler hale getirildi." diyerek 45'lere kadar izlenen politikaların tutmadığını ve bunun yerine farklı formüllerin ikame edildiğini belirtti. BM'nin çocuk hakları sözleşmesine atıf yapan Tanrıverdi, çocuğun genel olarak ailesinin olduğunu, doğal olarak da eğitiminin de ailesinin üstlenmesi gerektiğini, bu konuda sisteme 'çocuk benimdir, çocuğu ben eğiteceğim' sen bana hizmet vereceksin denilmesini istemektedir. Okul öncesi eğitimin zorunlu olmasının tamamen ideolojik olduğuna değinen Yusuf Tanrıverdi: 'Devlet totaliterdir. Hayatın her alanını doldurmaya çalışıyor. Oysa özgür bir toplumda, devletle milletin barışık olduğu bir toplumda bugünkü gibi mitleştirilmiş bir okul anlayışına yer yoktur.' tespitinde bulundu ve ardından devletin cami-okul, imam-öğretmen gibi çatışma noktaları yaratarak halkı değiştirmenin zeminini oluşturduğunu söyledi.

Eğitim Bir-Sen Başkanı Ahmet Gündoğdu ise İmam Hatiplerin kapatılmasının yanlışlığını belirterek başka bir yanlışlığa imza atıyor. Eğitimin sorunlarını YÖK'ün kurulmasıyla ilişkilendirerek devletin ideolojik kıskaç altına aldığı eğitimin Cumhuriyetten bu yana süren makbul vatandaş yetiştirmesini görmezden geliyor. Gündoğdu: Türkçe dilde ortak eğitime karşı değil; ama devletin diğer dillerde de eğitimin yolunu açmasından yana. Okul öncesi eğitime de karşı olmayan sendika, bunun bir dayatmaya dönüşmesini de istemiyor. Gerekli alt yapı varsa zorunlu eğitimin 10 yıla kadar uzatılabileceğini söyleyen Gündoğdu: Ancak halktan korkan zihniyet, imam-hatiplerin orta kısmını kapatayım derken meslek liselerini de katsayıya alıp, çıraklık ve din eğitimini de baltaladı diyerek eğitimin aklın rehberliğinde, halkın değerleri ve bilimsel yaklaşımlar doğrultusunda uzatılmasından yana olduklarını belirtti.

Şuurlu Öğretmenler Derneği Başkanı İsmail Hakkı Akkiraz ise "Çocuklar temel değerlerden uzak, materyalizmin yansıması olan evrim anlayışı çerçevesinde yetiştirilmek isteniyor." dediği yazısında, temel problemin Türk milletinin temel manevi dinamiğini oluşturan değerlerden uzak yetiştirildiğini söyleyerek bombayı patlatıyor ve ardından "Çocuklara insan, vatan, bayrak sevgisi gibi -ki, bunların temelinde din duygusu yatıyor- değerler üzerinden doğru bir maneviyat dersi verilseydi bunlar yaşanmazdı." diyerek tam bir şuurluluk örneği sergiliyor! Herhalde bu dünyada yaşamıyor ki Akkiraz, sistemin yapmaya çalıştığını kendisinin ifade ettiğini fark etmiyor. Eğitimin sivilleşmesi gerektiğini savunmak gerekirken Akkiraz, daha çok devletleşme talepleriyle kraldan daha çok kral olma durumuyla aslında vesayeti talep ettiğini nasıl görmez. Bu ayrıca hiç de 'özgün duruş' gibi durmuyor.

Eğitimin nasıl olması gerektiği konusunda pek bir sıkıntı görünmüyor. Sorun eğitimin devletin tekelinde olması ve bunu dayatarak zorunlu tutması. Yoksa verili zeminde eğitimin içeriğini tartışmak, kısır çekişmelerin ortasına sürüklenmek olacaktır.

Alaattin Uras / Haksöz-Haber

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir