1. YAZARLAR

  2. Bejan Matur

  3. Tarihin yazacağı fedakârlık!
Bejan Matur

Bejan Matur

Yazarın Tüm Yazıları >

Tarihin yazacağı fedakârlık!

16 Temmuz 2010 Cuma 03:48A+A-

Ertuğrul Özkök eskiden daha ince akıl yürütmeler yapardı. Çok iyi bildiği toplum mühendisliği yöntemini daha iyi kullanırdı.

Nedendir bilinmez, bu özelliğini konuşturmada eskisi kadar başarılı değil!

Kılı kırk yararak, bin kuyruğu birbirine dolandırmadan sunduğu düşünceler artık birbirine dolanıyor. Sadece birbirine değil, kendi ayağına da...

Geçtiğimiz günlerde başlattığı tartışma, gizli ırkçılığını, kibrini ele verince, üzülüp "Hu, Dağdaki Arkadaş işittin mi" başlıklı bir yazı kaleme almış. 'Kimyasal Ali' sıfatını uygun gördüğü dağdaki arkadaşlarına, birlik, beraberlik korosunu şikâyet ediyor!

Baştan aşağıya sorunlu olan yazıdaki en vahim yan; Özkök'ün kafasındaki Kürtlük algısı.

Sosyoloji bildiğini iddia eden Özkök, milyonlarca insandan oluşan bir toplumu tarif ederken, bütün kategorileri atlayıp, Kürtlüğü bir özelliğe indirgiyor? Özkök'ün kafasındaki Kürtler, elinde silah dağda dolaşanlar, adam öldürenler!

Kürt'ten bunu anlıyor sadece. Ve bunu anladığı için de; birlikte yaşama adabı, kültürü hakkında, kendisini ders verecek konumda görüyor.

Özkök'ün Kürtlere ders verirken kurduğu mantık daha baştan, meseleyi anlamasına engel. Halbuki Kürt meselesi, Türkler ile Kürtler arasında, birlikte yaşamanın zeminini çürüten nedenlerden doğmuş değil. Aksine Türklerin ve Kürtlerin hemfikir olduğu, rejimin homojen ulus-devlet saplantısından kaynaklanan bir sorundan söz ediyoruz.

Cumhuriyet'le başlayan, Türk dışındaki unsurları Türkleştirme arzusu sona erince, rejimden memnun olanlar, sarsılan devlet-toplum ilişkisini diri tutmanın yolunu, rejim sorunu halklar arasındaki bir sorunmuş gibi göstermekte buluyorlar.

Özkök'ün Türkler ve Kürtler diye iki homojen kategori oluşturup, bunları bir hiyerarşide tanımlaması, ancak o telaşla açıklanabilir. Bu mantıkta Özkök'ün temsil ettiği Türkler, olgun, birlikte yaşamanın gereklerini ve adabını bilen. Kürtler ise tam tersi.

'Sizi kabul ederek özveride bulunacağız ama siz de, birlikte yaşamanın adabına uyun!' demeye getiriyor. Yani görgülü olun. Yoksa çamurlu ayaklarınızla kapıda kalırsınız!

Bu dersi verirken sergilediği kibri ve yukarıdan bakışı anlamak mümkün olmadığı gibi, kendisini bu soruyu sormaya yetkili görmesini anlamak da güç?

Kişisel kısmı bir yana, iddia ettiği genelde oldukça sorunlu:

Toplumun tamamını ilgilendiren bu kadar ağır ve acılı bir konuda, marjinal denilebilecek şiddeti, Kürtlerin tamamının onayladığına dair kaç veri var elinde? Kaç istatistik?

Hangi verilere dayanarak Kürtler başlığını, silah ve adam öldürme ile eşitliyor, özdeş kabul ediyor?

Türk, Kürt hemen herkesi üzen ölümler ve kayıplar konusunda nasıl oluyor da akla kara mantığına başvuruyor?

Özkök'ün mantığında dağdakilerin tamamı Kürt, ovada ölenler Türk. Dağdakiler arasında sayıları az olmayan Türkleri ve ovada ölenlerin önemli kısmını oluşturan Kürtleri bir kalemde atlıyor.

Halbuki PKK'nın halkla ilgili bir sorun olmadığını, rejimle ilgili bir sorun olduğunu bilmez değil. İmralı'nın bütün görüşme notlarına rağmen Özkök'ün, sorunu hâlâ Türkler ve Kürtler arasında yaşanıyormuş gibi göstermesi, ancak iki şeyle açıklanabilir; İlki artık gizlenemeyen ırkçılıktır. İkincisi; gizli ajanda.

Ve bu ajandada kurgulananlar, devletin demokratikleşmesini engelleme hedefine dönük. Tıpkı sivil vesayet tartışması gibi, Özkök'ün başlattığı tartışma da, toplumu kutuplaştırmak çabasından kaynaklanıyor. Çünkü kutuplaşan, zihinsel algıları keskinleşen bir toplumda devleti demokratikleştirmek çok daha zordur.

Düne kadar yok saydığı Kürtlüğü, kabul ettiği noktada, sadece çatışmanın öznesi olarak sunmak, 'Kürtler var ama şiddetten başka yol bilmezler' demek, yeni bir çatışma alanı yaratarak o kimliği kontrol etme iddiasından kaynaklanıyor.

Toplumun gidişatına yön verme hakkını sadece kendisinde gören bir efendi yanılsaması. Nasıl bir efendilikse?

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT