1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Suriye’de devrim ahlaki bir dirilişe dönüşürken
Suriye’de devrim ahlaki bir dirilişe dönüşürken

Suriye’de devrim ahlaki bir dirilişe dönüşürken

Mehmet Hasip Yokuş, Suriye’de yıllar süren savaşın ardından ortaya çıkan yeni sürecin yalnızca siyasi bir değişim değil, toplumsal hafızanın ve ümmet bilincinin yeniden dirilişi anlamına geldiğini ifade ediyor.

28 Mayıs 2026 Perşembe 17:02A+A-

Direnişten zafere: Suriye'den bayram notları

Mehmet Hasip Yokuş / Açık Görüş

Suriye'de despotik bir rejime karşı verilen destansı bir mücadelenin ardından özgürlüklerine kavuşan insanların bayram sevincine ortak olmak ve devrimden sonraki gelişmeleri gözlemlemek amacıyla bayramdan yaklaşık bir hafta önce Suriye'ye geldim.

Devrimden sonra, Suriye'ye, bu üçüncü gelişim. Ümmet coğrafyamızın herhangi bir yerine yapılan bir yolculuk, insanın kopmuş bir parçasına yeniden kavuşmasının verdiği heyecanı, sevinci ve derin aidiyet hissini beraberinde taşıyor.

Suriye'ye yapılan yolculuklar ise, yıllarca zulüm, korku ve acıyla anılan bir coğrafyada yeniden filizlenen umuda tanıklık etmek, aynı zamanda, bütün imkânsızlıklara rağmen umutlarını kaybetmeyen insanların direncine ve imanla yeniden kurulmaya çalışılan bir hayata şahitlik etmek anlamına geliyor.

Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Batılı güçler, Osmanlı bakiyesini paylaşırken aynı zamanda işbaşına getirdikleri yöneticiler eliyle bu coğrafyanın tarihsel dokusunu, kültürel bağlarını, değer ve aidiyetlerini altüst eden bir siyasal ve toplumsal mühendislik projesini hayata geçirdiler.

Yıllardır bu coğrafyada uygulanan politikalar, adeta toplumların üzerinden geçen bir silindir gibi işledi; halkları birbirine yabancılaştırmayı, ortak aidiyet duygusunu aşındırmayı hedefledi.

Ancak bugün Suriye'de ortaya çıkan tablo, bütün yıkıma rağmen bu coğrafyanın hafızasının hâlâ diri olduğunugöstermektedir. Suriye'de bugün ortaya çıkan şey; yüz yıl boyunca işgallerle, sınırlarla, darbelerle, vesayetlerle parçalanmış bir coğrafyanın kendi hafızasını yeniden hatırlama çabasıdır.

Evet, sınırlar çizildi, tel örgüler mayınlar yerleştirildi fakat insanların ortak tarihini, hafızasını ve kardeşlik duygusunu yok etmek mümkün olmadı.

Direniş, sebat ve zafer

On dört yıl süren savaş boyunca bu halk, yalnızca askeri anlamda değil; ahlaki ve manevi zeminde de büyük bir örneklik sergiledi. Taviz ve pazarlığa yanaşmayan yiğitlikleri ve imanla yoğrulmuş sabırları, nihayetinde Allah'ın da yardımıyla zaferle taçlandı.

Ancak bu zaferin ardından başlayan yeni süreç, en az savaş dönemi kadar çetin başka bir mücadele alanını beraberinde getirdi.

Baas rejiminin yıllar boyunca derinleştirdiği etnik ve mezhepsel fay hatları, savaşın yol açtığı ağır ekonomik yıkımla birleşerek zaten kırılgan olan toplumsal yapıyı daha da tahrip etti. Enerji, altyapı ve sanayi gibi hayati alanlarda ortaya çıkan büyük mahrumiyetlerin yanı sıra, Suriye halkı bugün bir yandan yıkılan şehirlerini, diğer yandan fasid rejimin açtığı derin toplumsal yaraları ve oluşan fay hatlarını onarmaya çalışıyor.

Dolayısıyla Suriye'yi yeniden inşa etmek, sadece harabeye dönen şehirleri onarmak ya da ekonomik kayıpları telafi etmek değil, aynı zamanda yıllarca baskı, korku ve ayrışma üzerinden şekillenen siyasal enkazın yerine; adaletin, özgürlüğün ve toplumsal barışın esas alındığı yeni bir düzen kurmayı gerektiriyor.

Bu yönüyle inşa, insanların birbirine güven duyduğu, ortak aidiyet zeminlerinin güçlendiği ve kardeşlik hukukunun yeniden hayat bulduğu bir toplumsal yapıyı tesis etmek anlamına geliyor.

Suriye halkının bugün karşı karşıya olduğu devasa sorunlara rağmen, devrimi kurumsallaştırma ve kalıcı bir toplumsal yapıya dönüştürme yönündeki kararlılığı, yarına dair büyük umutlar vadetmektedir. Bu bilinç ve kararlılıkla gerçekleştirilen devrimin, bölgede sadece siyasi bir değişim değil; aynı zamanda ahlaki bir dirilişin öncülüğünü de yapacağına şüphe yoktur.

Bir turnusol olarak Suriye

Aslında Suriye'yi anlamak için derin jeopolitik çözümlemelere ihtiyaç yoktu. Burada yaşanan zulüm ve vahşet karşısında tavır almak için insan olmak yeterliydi. Çünkü zalim bir rejime karşı özgürlük ve adalet talebiyle ayağa kalkan bir halkın feryadına kulak vermek, vicdan sahibi olmanın en temel gereğiydi.

Suriye halkı gerçekten büyük bir belaya, musibete ve sınamaya tabi tutuldu. Bu büyük bir imtihandı. Tüm zorluklara rağmen Suriye halkı, hayatın her alanında gösterdiği sabır, teslimiyet ve dirençle karşılaştığı bu imtihanı alnının akıyla verdi, vermeye de devam ediyor. Bu aynı zamanda ümmet olarak hepimizin imtihanıydı.

Suriye devrim süreci; ilkelerin, vicdanların ve niyetlerin en yalın haliyle test edildiği bir dönemin adıdır. Suriye meselesi tıpkı Filistin meselesi gibi ümmet coğrafyası açısından bir ilke testi, bir vicdan aynasıdır. İlkesel duruşlar ile konjonktürel hesaplar arasındaki fark, bu dönemde tüm açıklığıyla ifşa oldu.

Suriye halkının dramı kadar, bu drama karşı takınılan tavırlar da tarihe not düşüldü. Kimlerin adalet ve özgürlük çağrısına kulak verdiği, kimlerin mezhep ya da siyasi çıkarlar uğruna gözlerini kapattığı çok net biçimde görüldü.

Türkiye, Suriye devriminin ilk günlerinden itibaren devlet kurumları ve sivil yapılarıyla birlikte halkın haklı taleplerinin yanında durarak tarihî ve vicdani bir sorumluluk üstlendi.

Türkiye'de bazı kesimlerin Suriyeli karşıtlığı üzerinden yaptığı provakasyonlara rağmen Erdoğan, gerektiğinde siyasi bedel ödemeyi de göze alarak "Bizden eman isteyen kardeşlerimizi yalnız bırakmayacağız, onları ölüme göndermeyeceğiz" sözleriyle vefa ve merhameti esas alan bir duruş sergiledi. Türkiye'nin bugün Suriye'nin üniter yapısının korunmasına ve ülkenin kendi dinamikleriyle yeniden inşa edilmesine verdiği destek de aynı şekilde vefa ve kardeşliği esas alan bu tutumun devamı niteliğindedir.

Hafızasını yeniden hatırlayan coğrafya

Bugün Suriye'de yaşanan dönüşüm, yalnızca bir rejim değişikliği meselesi değildir. Asıl değişim; ahlaki ve inanç temelli bir toplumsal düzeni yeniden inşa etme alanında yaşanmaktadır.

Daha henüz sınır kapısından geçerken görevlilerin vakur, içten ve güler yüzlü tavırları insana kendi evine gelmiş hissi uyandırıyor. Baas rejimi döneminde pasaport kontrol noktalarında insanları tedirgin eden, küçümseyici ve çoğu zaman rüşvet koparmaya çalışan asayiş ve muhaberat görevlilerinin oluşturduğu kasvetli atmosferden artık eser kalmamış.

93 yılında Suriye'yi ilk seyahat ettiğimde kafamı hangi yöne çevirsem Hafız Esat'ın bir heykeli veya farklı bir sureti ile göz göze geliyordum. Gözünüzü onun gözünden kaçırmak neredeyse imkânsızdı. Dağa, taşa her yere onun heykelini yapmışlardı.

Bu abartılı tazim ve hürmetin sevgi ve bağlılıktan değil, korku ve baskıdan kaynaklandığını ortamdaki boğucu atmosferden ve insanların yüz ifadelerinden bile tahmin etmek mümkündü. İnsanların gözlerindeki korku ve yüzlerindeki gerginlik, bir şeylerin yanlış gittiğinin en somut işaretiydi.

Evet, bir devir sona erdi. Sadece Suriye'de değil, tüm Ortadoğu'da yeni bir dönemin kapısı aralandı.

Rojava anlatısının çöküşü

Bütün bu kızılca kıyamet içerisinde adeta selden kütük kapma derdiyle hareket eden PKK/PYD'ye ayrı bir parantez açmak gerekiyor.

Suriye devrimi gerçekleştikten sonra bütün gözler PYD ile Suriye hükümeti arasındaki muhtemel gelişmelere, mevcut çelişki ve ihtilafların seyrine çevrilmişti.

PYD, devrim sürecine kayda değer bir katkı sunmadan kurduğu bazı ittifak ilişkileri sayesinde, kendi gerçek güç ve kapasitesinin çok ötesinde bir coğrafyada hakimiyet kurmuş; bunun verdiği özgüvenle maksimalist taleplerinden taviz vermiyordu.

ABD'nin jeostratejik ajandasının ve İsrail'in bölgeyi istikrarsızlaştırarak varlığını tahkim etme stratejisinin farkında olan PYD, Suriye'de kaçınılmaz bir iç savaş senaryosuna yatırım yapıyor; böyle bir çatışma ortamında elindeki imkânları kalıcı kazanımlara dönüştürmeyi hesaplıyordu.

Ancak sahadaki gerçeklik, PYD'nin hesaplarıyla uyuşmadı. Suriye'nin güneyinde ve sahil bölgelerinde yaşanan sınırlı provokasyonlara rağmen ülkede bir iç savaş gerçekleşmedi. Böylece zaman, PYD'nin aleyhine işlemeye başladı. Sürdürülen kırılgan mutabakat arayışı da yerini sıcak çatışmalara bıraktı.

Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine yönelik başlayan operasyonların bir hafta içerisinde Haseke sınırlarına kadar dayanması, yalnızca sahadaki dengeleri değil, büyük umutlarla pazarlanan 'Rojava Devrimi' anlatısının ve PYD'nin şişirilmiş güç algısının da fiilen sonu oldu.

'Rojava devrimi' adıyla büyük anlamlar yüklenen bu proje; gerçeklikten kopuk bir tahakküm anlayışının, konjonktürel ittifaklara yaslanan ilişkilerin ve dış desteği kalıcı sanan bir siyasal aklın ürünüydü.

Böylelikle devrim hükümeti, ülke bütünlüğünü sağlama ve kurumsal yapısını tesis etme sürecinin önünde engel oluşturan önemli bir siyasi tıkanıklığı aşarak kritik sınavlarından birini daha başarıyla geride bıraktı.

Bilad-ı Şam'da yeniden dirilen irade, bilinç ve hafıza

Mümin için tarih, karamsarlık üretilecek bir alan değil; ilahi sünnetin tecelli ettiği bir sahadır.

Bugün coğrafyamızda Batı tahakkümüne karşı yükselen direnişler, sadece toprakların değil; izzetin, onurun ve imanın savunusudur. Bu direniş aynı zamanda modern dünyanın bilimsellik ambalajına sarılı mega anlatılarına, yabancılaşmış kültür kodlarına ve dayatılmış medeniyet tasavvuruna karşı yükselen tarihsel bir itirazdır.

2011 yılı Mart ayında Dera'da başlayan sivil gösterilerden, 8 Aralık 2024'te Baas rejiminin çöktüğü güne kadar Suriye'de yaşananlar, yalnızca Suriye'yi değil, tüm bölgeyi şekillendirecek ve tüm mazlum halklara rehberlik edecek bir şahitliktir.

Ortadoğu coğrafyasında halklar tarihî yürüyüşlerine kaldıkları yerden devam ediyor. Yeniden diriliş mücadelesi siyasal, toplumsal, ekonomik, felsefi ve ideolojik boyutlarıyla birçok alanda devam ediyor.

Ziyaret ettiğim Yermük, Kabun, Cobar, Halidiye gibi mahallelerde rejimin varil bombaları ve havan toplarıyla gerçekleştirdiği yıkım ve tahribat görüntüleri bir utanç vesikası olarak hala duruyor. Ancak, Suriye halkının azmi, kararlılığı ve sarsılmaz iradesi en kısa sürede bütün bu yıkımın üstesinden gelecektir. Kabun bölgesini ziyaret ederken hiç kimsenin yaşamadığı yıkıntılar arasındaki bir camiyi temizlerken karşılaştığım Ahmet'in hikayesi tüm bu söylediklerimin özeti gibidir:

"Ailemle birlikte Kabun'da yaşıyordum. Olaylar başladığında tüm ailemiz rejime karşı muhalif saflarda yer aldık. Abim ve birçok arkadaşım şehit oldu. Mahallemiz tümüyle muhasara altına alındı. Daha sonra yapılan bir takas anlaşması kapsamında bölge insanının tahliyesine izin verildi. Ailemle birlikte mahalleden tahliye olduk ve Türkiye'ye geldik. Oradan botlarla Yunanistan'a geçerken babam denize düştü ve dalgalar arasında kayboldu. Ailenin geri kalanları Fransa'ya ulaştık. Devrimden sonra ülkeme hizmet etmek için Suriye'ye geri döndüm. Hala babamın yolunu gözlüyorum.Camimizi ve mahallemizi yeniden inşa edeceğiz."

Evet, böylesine bir şuur, böylesine bir azim ve kararlılıkla başlayan bu özgürlük yürüyüşünü Allah'ın izniyle hiçbir güç durduramaz.

Tarihî tecrübeler bize göstermektedir ki Şam'ın özgürleşmesi, Kudüs'ün özgürlüğüne giden yolun ilk basamağı olmuştur. Şam'daki dirilişin Kudüs'ün özgürlüğüne vesile olması duasıyla Bilad-ı Şam'dan sizin, ailenizin ve tüm sevdiklerinizin bayramını tebrik ediyorum.

HABERE YORUM KAT