1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Soykırımcı İsrail Gazze’de Hamas’a alternatif bir yapı oluşturabilir mi?
Soykırımcı İsrail Gazze’de Hamas’a alternatif bir yapı oluşturabilir mi?

Soykırımcı İsrail Gazze’de Hamas’a alternatif bir yapı oluşturabilir mi?

Soykırımcı İsrail’in Gazze’de Hamas’a alternatif bir yönetim oluşturma arayışını mercek altına alan Mustafa Mansur, bu planların sahadaki Filistin direnişi, halk desteği ve bölgesel dengeler nedeniyle neden uygulanabilir görünmediğini değerlendiriyor.

16 Haziran 2026 Salı 23:07A+A-

İsrail Gazze’de Hamas’a Alternatif Bir Yapı Oluşturabilir mi?

Mustafa Mansur / Fokus+


 

Binyamin Netanyahu liderliğindeki aşırı sağcı İsrail hükûmetinin, 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı’nın yol açtığı şoka karşı başka bir çıkış yolu ya da seçeneği yoktu.

Bu saldırı, en iyi ihtimalle İsrail’in istihbarat ve güvenlik birimlerindeki zafiyeti ve ihmali, en kötü ihtimalle ise bu kurumların, kendi halkından ölen ve esir alınanları kişisel çıkarlar uğruna feda edecek ölçüde suça ortak olduğunu ortaya koydu. 

Bu çıkarların büyük bölümü de Başbakan Netanyahu ve yakın çevresinin lehineydi. Bu nedenle söz konusu hükûmet, İsrail işgal ordusunun itibarını yeniden tesis etmek için Gazze’ye karşı kapsamlı bir imha savaşı başlatmaktan başka bir yol görmedi. İsrail ordusu da bu savaşa “Demir Kılıçlar” adını verdi.

Savaşın hedefleri ve İsrail’in başarısızlığı 

İsrail hükûmeti bu savaş için üç temel hedef belirledi: İlk hedef, Hamas’ın askerî yapısını tamamen ortadan kaldırmak ve örgütü dağıtmaktı. İkinci hedef, Hamas’ın Gazze’deki yönetimine ve kontrolüne son vererek hareketi bütünüyle tasfiye etmekti. Üçüncü hedefin özü ise esirlerin güvenli şekilde geri getirilmesiydi.

Peki İsrail, Hamas’ın askerî yapısını yıpratmada görece bir başarı elde ettiyse, bu durum Hamas’ı Gazze Şeridi’nden tamamen söküp atmasını sağladı mı? İsrail, duyurduğu gibi esirlerini güç kullanarak geri alabildi mi? Sahadaki fiilî direniş, Hamas’ın hâlâ var olduğunu, ayakta kaldığını ve etkinliğini sürdürdüğünü gösterdi. 

İsrail, Hamas’ı Gazze Şeridi’nden nihai olarak koparıp atmayı başaramadı. Dahası Gazze’deki halk desteği, tüm fedakârlıklara ve acılara rağmen Hamas’ın arkasında durmayı sürdürdü. Gazze halkı, zorla göç ettirmeyi reddederek, topraklarının dışında yaşamaktansa kendi topraklarında şehit olmayı tercih ederek büyük bir direnç ve kararlılık örneği ortaya koydu.

İsrail ise esirlerini ancak ABD’nin gözetiminde, daha doğru bir ifadeyle dayatmasıyla yürütülen müzakereler sonucunda alabildi. 

Washington, Netanyahu’nun esirleri güç yoluyla geri alma konusunda başarısız olduğundan emin olduktan sonra bu süreci devreye soktu. Oysa ABD, Netanyahu’ya yeterince zaman, silah, siyasi destek ve uluslararası diplomatik koruma sağlamış; İsrail’in Gazze’de işlediği katliamlara yönelik herhangi bir uluslararası kınamanın önünü kesmişti.

İsrail işgal ordusunun Gazze’de yol açtığı büyük yıkıma rağmen Netanyahu hükûmeti, İsrail kamuoyunu bir zafer kazanıldığına ikna edemedi. Aslında bu zafer, yalnızca Netanyahu’nun basın açıklamalarında vardı. İsrail toplumu savaşın ekonomik, sosyal ve güvenlik alanındaki sonuçlarından ağır biçimde etkilendi. Bunun yanında birçok aile, çocuklarını ya ölü, ya esir ya da yaralı olarak kaybetti. Bu nedenle Netanyahu ve hükûmetinin, tüm esirleri geri getirme, Hamas’ı tamamen ortadan kaldırma ve Gazze’den gelebilecek her türlü direniş tehdidini durdurma iddiasıyla sözde zaferini kanıtlamak için elinde kalan tek şey, ABD’nin yardımı ve bölgesel müttefiklerin desteğiyle Hamas’a alternatif bir yapı kurma planını ilan etmek oldu. Bu alternatifin amacı, Gazze’yi yönetmek ve siyasi-güvenlik boşluğunu doldurmaktı. Özellikle İsrail’in ateşkes kararını tekrar tekrar ihlal ettiği savaş ortamı sürerken, 7 Ekim olaylarının yeniden yaşanmasına yol açabilecek herhangi bir sarsıntının önüne geçilmek isteniyordu.

Peki, Gazze Şeridi’ndeki iç dengeler, bölgesel ve uluslararası gelişmeler ve tarafların belirli bir çözüm üzerinde uzlaşamaması dikkate alındığında İsrail, kendi stratejik ve güvenlik vizyonuna uygun şekilde Hamas’ın yerini alacak böyle bir alternatifi üretebilir, hazırlayabilir ve Gazze’de etkili hâle getirebilir mi?

Gazze’de savaş sonrası için ortaya atılan “savaşın ertesi günü” anlatısı, İsrail ordusunun Hamas’a karşı kesin bir zafer kazanacağı ve Hamas’ı tamamen söküp atacağı varsayımına dayanıyordu. Buna göre Gazze’nin yönetimi ve kontrolü, Siyonistlerin ve müttefiklerinin gözü önünde hazırlanacak bir alternatif üzerinden sağlanacaktı. Netanyahu’nun savaş sırasında açıkladığı plan da bunu doğruluyordu. Netanyahu, konunun İsrail güvenlik kabinesi ve hükûmetinde aylarca tartışılmasını engelledikten sonra 23 Şubat 2024’te Hamas sonrası planı olarak bilinen metni yayımladı.

Emekli Tuğgeneral Udi Dekel, bu planı sahadaki gerçeklikten uzak ve İsrail bütçesi açısından son derece maliyetli buluyor. Dekel, İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünün eski direktörü ve bugün “Çatışmadan Anlaşmalara” araştırma programının yöneticisi. Ona göre Netanyahu’nun planında görünenlerden çok görünmeyenler belirleyici. Dekel ayrıca, savaşın ilan edilen hedefleri gerçekleşse bile Gazze’de istikrarı sağlamak ve bölgeyi yeniden inşa etmek için yoktan var olacak sihirli bir çözümün ortaya çıkmayacağını vurguluyor.

Dekel, planı anlatmaya şu sözlerle başlıyor:

“Bu plan, Netanyahu’nun genel vizyonunun ilkelerini içeriyor ancak bunların çoğu uygulanabilir değil. Planda şu ifade yer alıyor: ‘İsrail, Gazze’den kaynaklanan tehditleri önlemek ve terörün yeniden doğmasını engellemek amacıyla herhangi bir zaman sınırlaması olmaksızın Gazze Şeridi’nin tamamında operasyon özgürlüğünü koruyacaktır.’ Plan ayrıca şunu söylüyor: ‘Gazze Şeridi’nde, İsrail sınırında oluşturulan güvenlik bölgesi, güvenlik ihtiyacı devam ettiği sürece varlığını sürdürecektir.’

Gazze’nin güneyiyle ilgili bölümde ise şu ifadeler yer alıyor: ‘İsrail, Gazze’nin Mısır sınırında bir güney bariyeri kuracak; bunun amacı terör unsurlarının Gazze Şeridi’ne dönüşünü engellemek olacaktır. Güney bariyeri, mümkün olduğunca Mısır’la iş birliği içinde ve ABD’nin desteğiyle çalışacak; Refah Sınır Kapısı da dâhil olmak üzere Mısır’dan yer altı ya da yer üstü yollarla yapılabilecek kaçakçılığı önleyici tedbirlere dayanacaktır.’

Sivil alana gelince, Netanyahu Gazze Şeridi’nde sivil yönetimin ve kamu düzeninden sorumluluğun, idari tecrübeye sahip yerel unsurlara dayandırılacağını söyledi. Bu unsurların, terörü destekleyen devletler ya da yapılarla bağlantılı olmaması gerektiğini belirtti.

Netanyahu, planının sonunda tek taraflı bir Filistin devletine karşı olduğunu da açıkça ifade etti: ‘İsrail, Filistinlilerle kalıcı çözüme ilişkin herhangi bir uluslararası dayatmayı kesin biçimde reddeder. Böyle bir düzenleme ancak iki taraf arasında doğrudan müzakerelerle ve ön koşulsuz şekilde gerçekleşebilir. İsrail, Filistin devletinin tek taraflı tanınmasına karşı çıkmayı sürdürecektir. 7 Ekim katliamının ardından böyle bir tanıma, benzeri görülmemiş teröre büyük bir ödül anlamına gelir ve gelecekte herhangi bir barışçı çözümün önünü kapatır.’

Netanyahu’nun planı, 7 Ekim olaylarına ve savaşa giden temel varsayımda ısrar ettiğini gösteriyor. Bu varsayım, Batı Şeria ile Gazze Şeridi’nin birbirinden ayrılmasıydı. Başlangıçta bu ayrımın amacı, müzakerelere dayalı siyasi bir düzene bağlı kalan Filistin yönetimi altındaki yaşam şartlarının, İsrail’i yok etmeyi hedefleyen Hamas’ın yönettiği Gazze’deki şartlardan çok daha iyi olduğunu göstermekti. Ancak Netanyahu hükûmetleri döneminde bu ayrım politikası tersine çevrildi. Bu durum Gazze’de Hamas’ın işine yaradı, Filistin yönetimini ise etkisiz ve marjinal bir aktöre dönüştürecek kadar zayıflattı. Bu politika, herhangi bir siyasi müzakerenin ya da Filistin devleti ihtimalinin önünü kesmek için yürütüldü.

Bu yüzden Netanyahu, Filistin yönetimini zayıflatmakta, Gazze’nin geleceğine dâhil olmasını engellemekte ve onu etkisiz bir unsur hâline getirmekte ısrar etti. Filistin yönetimini Gazze’den uzak tutmak için de Filistinli örgütlere bağlı olmayan kişilerden oluşan bir sivil Filistin mekanizması kurduğunu iddia ediyor. Ancak İsrail, bu unsurları belirlemekte zorlanıyor. ‘Savaşın ertesi günü’ tartışmasını ertelemesi nedeniyle de Gazze Şeridi işgal edilir edilmez böyle bir yapıyı sahaya sürme fırsatını kaybetti. Bölgeye kaos hâkim oldu. İki milyon insan, Gazze’nin güneyindeki dar bir alana sıkıştırıldı. Gıda yok, sağlık sistemi yok, kanalizasyon altyapısı yok, kamu düzeni yok. Değişen koşullar altında İsrail’in milyarlarca şekele mal olacak bir sivil yönetim kurması gerekebilir. Bu maliyet de İsrailli vergi mükelleflerinin cebinden çıkacaktır. Çünkü diğer ülkeler, Gazze Şeridi’nde yenilenmiş bir İsrail işgalinin sürdürülmesine kesinlikle yardım etmeyecektir.”

Bu noktada Kudüs Strateji ve Güvenlik Enstitüsünün eski başkanı Profesör Efraim Inbar’ın dikkat çektiği başka önemli bir boyut daha var. Inbar, Filistinlilerin genel olarak, Gazze halkının ise özel olarak gösterdiği direnç ve kararlılığın, savaşın ilan edilen hedefleri ve buna bağlı savaşın ertesi günü planı açısından ne kadar kritik olduğunu vurguluyor. Meselenin temeli ve kırılma noktası, Hamas’ın devrilmesi. 

Inbar şöyle diyor: “Her savaşta iki denklem vardır. Birincisi, kimin karşı tarafa daha fazla acı verebildiğiyle ilgilidir. Bu konuda İsrail’in eli üstündür. İkinci denklem ise en az ilki kadar önemlidir: Kim daha fazla acıya dayanabilir? Şimdiye kadar Filistinliler acıya ve sıkıntıya karşı büyük bir dayanma kapasitesi gösterdi. Hatta acı ve fedakârlık bilinci, Filistin kolektif kimliğinin bir parçası hâline geldi. Birikmiş yenilgiler, Filistinlilerin Yahudi devletinin varlığına yönelik temel muhalefetinde değişikliğe yol açmadı. Dahası onlar, İsrail’in diğer düşmanları gibi, İsrail toplumunun bölünmüş ve zayıf olduğuna inanıyor. Bu da şiddetli çatışmanın ağırlığı altında İsrail’in çökeceği umudunu besliyor. İsrail, Hamas yönetimini devirme hedefine bağlı kalarak ulusal direncini kanıtlamalı ve kendisine atfedilen görüntünün gerçeği yansıtmadığını göstermelidir.”

Efraim Inbar daha sonra Hamas’ın devrilmesinin avantajlarını anlatıyor. Ona göre bu, yalnızca İsrail’in Gazze Şeridi’ni kendi güvenliği doğrultusunda yönetecek bir alternatifi sahaya sürmesi açısından değil, bölgesel ölçekte de önemli. Özellikle İsrail’in müttefiki ve onunla normalleşme sürecine giren ülkeler açısından Hamas’ın tasfiyesi kritik görülüyor. Inbar’a göre Hamas’ın ortadan kaldırılması uluslararası açıdan da önem taşıyor. Şöyle diyor: “Zafer, yani Hamas’ın kovulması, ‘savaşın ertesi günü’ne geçiş için de zorunludur. Bununla ne kastedildiği ayrıca tartışılabilir. Ancak her hâlükarda Hamas, Gazze’de silaha sahip olmayı sürdürürse ‘ertesi gün’ diye bir şeyin olmayacağı açıktır. Hiç kimse, Hamas’ın terörüne maruz kalma riskini göze alarak hukuk ve düzeni korumaya gelmeyecektir. Bölgesel düzeyde Hamas’ın yenilmesi önemlidir. Çünkü Hamas, Müslüman Kardeşler’in bir koludur. Müslüman Kardeşler ise Batı’ya ve İsrail’e düşman, radikal İslami bir örgüttür. Hamas, Müslüman Kardeşler’in kolları arasında İsrail’e komşu topraklarda bağımsız bir yapı kuran tek harekettir. Gazze Şeridi, İsrail topraklarına güneyden yapılan saldırıların tarihsel güzergahını temsil eder ve İsrail’i yok etmeye yönelik bir çıkış noktası oluşturur. Hamas’a karşı zafer, bölgesel istikrarı ve İsrail’le yapılan barış anlaşmalarını da güçlendirir. İsrail’le barış anlaşması imzalayan Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Fas yönetimlerinin tamamı Hamas’a düşmandır.”

Profesör Inbar, Hamas’ın ortadan kaldırılmasının önemine ilişkin analizini İsrail’in ulusal güvenliği açısından son derece tehlikeli gördüğü bir noktayla tamamlıyor. Ona göre Hamas, Gazze’de kontrolü elinde tuttuğu sürece bu tehdit devam edecek. Inbar şöyle diyor: “Hamas’ın yenilmesi, Doğu Akdeniz’de sözde ‘İslami Göl’ün ortaya çıkmasını da engelleyecektir. Hamas’ın kontrolündeki ve Akdeniz kıyısı boyunca uzanan Gazze Şeridi, Doğu Akdeniz’in deniz gücü olan Türkiye tarafından desteklenmektedir. Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs, Libya ve Suriye gibi diğer Akdeniz ülkelerinde askerî varlığı vardır. Türkiye, yine Akdeniz kıyısında bulunan Lübnan’daki etkisini de artırmaktadır. Akdeniz’de yer alan Mısır ise ülkedeki en güçlü siyasi güç olan Müslüman Kardeşler’in yeniden iktidara gelmesi hâlinde ‘İslami Göl’e katılabilir.” 

Inbar ayrıca şunu ekliyor: “Hamas’ın yenilmesi küresel açıdan da belirleyicidir. Çünkü Hamas’ın gündemini destekleyen ve Orta Doğu dışındaki radikal İslami örgütlerin cazibesini azaltacaktır. Avrupa’da, Güney Asya’da, Güneydoğu Asya’da, Latin Amerika’da ve Kuzey Amerika’da radikal Müslüman hücreler faaliyet göstermektedir.”

Gazze planını zorlaştıran bölgesel denklem 

İsrail’in eski Kahire Büyükelçisi Amira Oron ise Mısır’ın sınırında yaşananlara nasıl baktığını, bunun Mısır’ın ulusal güvenliğine etkisini ve Netanyahu’nun savaşı sürdürme ile Gazze’yi işgal etme planını nasıl zorlaştırdığını göz ardı etmiyor. 

Oron şöyle diyor: “Mısırlılara göre sorunun kaynağı 7 Ekim 2023 değil, uzun süreli İsrail işgali ve Filistin devletinin kurulmasının engellenmesidir. Mısır, Gazze Şeridi’ndeki savaşı, Filistin meselesinde özellikle Gazze’nin kendisinde köklü bir değişime yol açabilecek bir İsrail hamlesi olarak gördü. Çünkü Gazze yaşanamaz bir bölgeye dönüştü ve halkı yerinden edildi. Bu nedenle Mısır, yeniden derhâl ateşkes ilan edilmesini ve ilk adım olarak Gazze halkının uluslararası güçler tarafından korunmasını talep etti. Ardından Filistin tarafını Filistin yönetiminin temsil ettiği siyasi sürecin yeniden başlatılması ve iki devletli çözümün nihai olarak uygulanması çağrısında bulundu. Mısır ayrıca dünya ülkelerini Filistin devletini tanımaya yeniden davet etti ve bunu yapan ülkeleri tebrik etti.”

Oron sözlerini şöyle sürdürüyor: “Mısırlıların savaşı sona erdirmeye yönelik tekrarlanan önerilerinin arkasında birkaç hedef var. Bunların ilki ve en önemlisi, çatışmalar nedeniyle her gün çok sayıda insanın öldüğü Gazze’de sivillerin hayatını kurtarmaktır. Mısırlılar bu katliamları toplu cezalandırma olarak görüyor. Bunun bir boyutu da İsrail’in Gazze’ye insani yardım girişinin kapsamına getirdiği zorluklardır. İkinci hedef, Gazze halkının kitlesel göçü ya da Mısır topraklarına sürülmesi ihtimalini azaltmaktır. Üçüncü hedef, Gazze’de bir İsrail askerî varlığının kurulmasını engellemektir. Çünkü bunu sivil bir varlık, belki de İsrail’in ilhakı izleyebilir. Böyle bir gerçeklik, gelecekte Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde kurulması istenen Filistin devletine dayalı siyasi düzenlemeyi son derece zor hâle getirir. Dördüncü hedef ise siyasi diyaloğu mümkün olan en kısa sürede güçlendirmek, bölgesel tırmanmayı önlemek ve bölgedeki ekonomik faaliyeti yeniden başlatmaktır. Bu da ancak çatışmaların sona ermesiyle mümkün olabilir.”

İsrail araştırma merkezlerinin analizleri ve sahadaki gerçeklik birlikte değerlendirildiğinde Hamas’ın Gazze Şeridi üzerindeki kontrolünü sürdürdüğü görülüyor. İsrail ve müttefiklerinin direnişin silahlarını elinden alma ve Hamas’ı Gazze’den tamamen tasfiye etme girişimleri başarısız oldu. Bu nedenle İsrail, kendisini zor bir denklemle karşı karşıya buluyor. Netanyahu liderliğindeki aşırı sağcı hükûmet; askerî, istihbari ve güvenlik araçlarıyla Gazze’nin siyasi ve güvenlik işlerini kendi vizyonuna uygun şekilde yürütecek bir Hamas alternatifi üretmeyi başarsa bile bu alternatifin Gazze Şeridi’nde nüfuz kurmasını ve kalıcı hâle gelmesini sağlayamayacaktır. Çünkü Hamas’ın varlığını ve Gazze üzerindeki kontrolünü sürdürdüğü, direnişi destekleyen ve güçlendiren bir halk tabanının bulunduğu bir ortamda bu mümkün görünmüyor. Bu halk tabanı, dünyaya canlı yayınlarla da yansıyan, benzeri görülmemiş bir direnç, kararlılık ve fedakârlık ortaya koydu; bunu göstermeye de devam ediyor. 

*

Kaynaklar

Emekli Tuğgeneral Udi Dekel’in “Gazze Şeridi’nde Hamas Yönetimi Sonrası: Hayalleri Dağıtmanın Zamanı Geldi” başlıklı makalesi. Makale, Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünün internet sitesinde yayımlanmıştır:

https://www.inss.org.il/he/publication/the-day-after-hamas/

Profesör Efraim Inbar’ın “Gazze Şehri’nin Ele Geçirilmesinin Önemi” başlıklı makalesi. Makale, Kudüs Strateji ve Güvenlik Enstitüsünün internet sitesinde yayımlanmıştır:

https://jiss.org.il/inbar-the-importance-of-conquering-gaza-city/

Eski İsrail Kahire Büyükelçisi Amira Oron’un “Gazze Şeridi Savaşı Gölgesinde Mısır’ın Gündemi ve İsrail ile İlişkiler” başlıklı çalışması. Çalışma, Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünün internet sitesinde yayımlanmıştır:

https://www.inss.org.il/he/publication/egypt-israel-gaza-war/

 

HABERE YORUM KAT