SİVİL ANAYASAYA İNSAN HAKLARI VE ÖZGÜRLÜKLER YÖNÜNDEN ÖNERMELER
Değerli basın mensupları,
MAZLUMDER olarak; "sivil anayasa" çalışmalarını destekliyor ve müstakbel anayasanın insan hak ve özgürlüklerini güvence altına alan bir "toplum sözleşmesi" niteliğini taşımasını diliyoruz. Kurulduğu günden bu yana, insan hak ve özgürlüklerinin korunması ve tahkim edilmesi için çalışmayı gaye edinen bir sivil toplum kuruluşu olarak, yeni ve sivil bir anayasaya ilişkin aşağıdaki önerileri kamuoyuyla paylaşmayı bir sorumluluk addediyoruz:
1- TARAFSIZ DEVLET-İDEOLOJİSİZ ANAYASA
Sivil anayasanın en önemli vasıflarından biri, devlet organlarını "nötr-yansız" bir pozisyonda konumlandırmasıdır. Devlet, belli bir görüş doğrultusunda toplumu değiştirip dönüştüren bir cihaz değil, aksine bütün dünya görüşleri, ideolojiler, değerler ve inançlar karşısında eşit mesafede duran "tarafsız bir hakem" olmalıdır. Bu itibarla yeni anayasada, Kemalizm ile bu ideolojiyi besleyen "Atatürk milliyetçiliği" ve "Atatürk ilke ve inkılâpları" gibi kavramlara yer verilmemeli; sivil ve demokratik anayasa, devletin siyasal tarafsızlığına gölge düşürecek hiçbir ideolojiyi bünyesinde barındırmamalıdır.
2- ÇOĞULCULUK VE ÖZGÜRLÜK
Toplumu homojenleştirmeyi hedefleyen ve bu sebeple de militer ve otoriter bir içeriğe sahip olan mevcut anayasa, insanların farklılıklarını yaşama ve farklılıklarıyla var olma hakkını baskı altında tutmaktadır. Toplumsal istikrarı ve barışı zedeleyen bu tektipleştirici zihniyet behemehal terk edilmeli ve yeni anayasa, Türkiye toplumunun çoğulcu yapısını tanıyan ve farklı kimliklerin hak ve özgürlüklerini güvence altına alan özgürlükçü bir ruhla kaleme alınmalıdır.
Anayasada, özgürlük asıl, sınırlama istisna olmalı; özgürlüğü çepeçevre saran ekstra yasaklarla anayasa zehirlenmemelidir.
Anayasadaki temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ölçütleri baz alınmalı, bunun haricinde ideolojik argümanlar ve/veya "bize özgü şartlar" ileri sürülerek meydana getirilecek gayri-hukuki sınırlandırmalara tevessül edilmemelidir.
3- LAİKLİK
Sivil anayasada laiklik; herkesin din ve vicdan özgürlüğünü garanti altına alacak bir anlayışla yeniden tanımlanmalıdır. Bu bağlamda;
a) Bireylerin bir dine inanma ve inanma hakları ile inandıkları dini yaşama ve yayma hakları anayasal güvenceye bağlanmalıdır.
b) Devletin dini kontrol etme aracı haline getirilen Diyanet İşleri Başkanlığı, anayasal bir kurum olmaktan çıkarılmalı ve yeniden düzenlenmelidir.
c) İnanç özgürlüğü çerçevesinde bireylerin inançları gereği tercih ettikleri giyim-kuşamlarına saygı duyulmalı; anayasa, bireylerin giyimlerinden ötürü herhangi bir hak mağduriyetine uğramamalarının teminatı olmalıdır.
d) Din dersi seçmeli hale getirilmelidir.
4- ASKERİ VESAYET
Türkiye'nin modern ve demokratik bir ülke olması için yeni anayasa, askeri bürokrasinin siyasi iktidarlar üzerindeki vesayetine son vermeli, seçilmiş sivil otoritenin hâkimiyetini tesis etmelidir. Bu amaçla;
a) Genelkurmay Başkanı, doğrudan Milli Savunma Bakanı'na bağlı ve ona karşı sorumlu hale getirilmelidir.
b) Genelkurmay Başkanı'nın göreve getirilmesinde, geleneklerin yanı sıra, siyasi iktidarın iradesine de önem verilmelidir.
c) Askeri harcamalarının tamamının mali denetimi, siviller tarafından yapılmalıdır.
d) Milli Güvenlik Kurulu, anayasadan çıkarılmalıdır. MGK, uzman teknisyenlerden teşekkül eden ve görevi hükümete askeri konularda görüş bildirmekle sınırlı olan bir danışma kuruluna dönüştürülmelidir.
5- Cumhurbaşkanlığı makamı -mevcut haliyle- sivil-askeri bürokrasinin, seçilmiş meşru hükümet üzerindeki vesayetini koordine eden ve vesayet haline süreklilik kazandıran bir konumdadır. Cumhurbaşkanının bu vesayeti gözeten konumunu değiştirmek için, sivil bir anayasada –öncelikle- şu düzenlemeler yapılmalıdır:
a) Cumhurbaşkanının yetkileri, klasik parlamenter düzenlerde olduğu gibi, sembolik bir düzeye çekilmelidir.
b) Cumhurbaşkanı, halk tarafından seçilmeli; ayrıca cumhurbaşkanlığı adaylarının belirlenmesi sürecinde de halk, seçmiş olduğu temsilcileri aracılığıyla söz sahibi olmalıdır.
c) Cumhurbaşkanı göreve bir defa seçilmeli ve görev süresi de 5 yıl ile sınırlandırılmalıdır.
6- VATANDAŞLIK
Sivil bir anayasa, vatandaşlığı düzenlerken "Anayasal Vatandaşlık"ı
esas almalıdır. Özü itibariyle anayasal vatandaşlık; vatandaşlık
tanımının her türlü etnik ve kültürel imalardan arındırılmasını ve
farklı kültürleri asimile etmeye dönük kültürel-entegrist
politikaların reddini gerektirmektedir. Farklı kimlikleri ve
varoluşları bastırmayan, onlara kendileri olarak var olma ve
varlıklarını idame ettirme hakkını tanıyan bir anayasal vatandaşlığın
kurulabilmesi için yeni anayasada şu hususlara dikkat edilmelidir:
a) Anayasanın 66. maddesinde yer alan ve etnik (Türk) vurguya sahip
olan vatandaşlık tanımı değiştirilmelidir. Bunun yerine vatandaşlık,
farklı kimliklerin birarada yaşamasını mümkün kılan bir hukuki bağ
olarak tanımlanmalı ve her türlü etnik çağrışımdan soyutlanmalıdır.
Daha açık bir ifadeyle, birlikteliği sağlayan üst değer "Türklük"
değil, "Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı" olmalıdır.
b) Anayasa, belli ırkın veya etnik kimliğin kültürünü önceleyip, diğer
ırklara ve etnisitelere ait kültürleri ötekileştiren Atatürk Kültür,
Dil ve Tarih Yüksek Kurumu gibi kurumlara yer verilmemelidir.
c) "Türk dili" yerine "resmi dil" ibaresi kullanılmalı ve resmi dilin
dışında başka dillerin –anadillerin-varlığı tanınmalıdır. Bu meyanda
anayasanın 42. maddesinde ifadesini bulan anadille öğretim yasağı
kaldırılmalı ve dileyen bireylerin kendi anadillerinde eğitim
görmelerinin önü açılmalıdır.
7- YARGI
Sivil anayasa, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleri
dâhilinde hukukun üstünlüğünü hâkim kılmalıdır. Bunun için;
a) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yeniden düzenlenmeli; bu kurulun
siyasi iktidarların etkisine açık yapısı değiştirilmelidir.
b) Yargı alanında iki başlılığa neden olan "askeri yargı sistemi"
kaldırılmalı; silahlandırılmış bürokratlara özel bir statü tanınmadan
onların sivil yargıya tabi olmaları sağlanmalıdır.
c) Hukuk devletinin "olmazsa olmaz"ı olarak, idarenin her türlü
işlemine karşı yargı yolunun açılması gerekir. Bu çerçevede,
Cumhurbaşkanı'nın tek başına yaptığı işlemlere, Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu kararlarına ve Yüksek Askeri Şura'nın kişilerin kamu
haklarından mahrum bırakılmasını öngören kararlarına karşı etkin bir
yargı yolu ihdas edilmelidir.
d) Anayasa Mahkemesi'nin yapısında köklü bir değişikliğe gidilmelidir;
özellikle bu mahkemede dava açma hakkına sahip olan cumhurbaşkanının,
aynı zamanda mahkeme üyeleri belirleyen tek mercii olmasına son
verilmeli, mahkeme üyelerinin belirlenmesi prosedürüne, başta
demokratik seçimler neticesinde teşekkül eden parlamento olmak üzere,
yargı çevreleri ve akademik çevreler dâhil edilmelidir.
e) Bireylere, anayasa hükümlerine karşı Anayasa Mahkemesi'nde dava
açabilme olanağı tanınmalıdır.
f) Yargılamada adaletin gerçekleşebilmesi için, hükmü veren "hâkimlik"
ile iddiada bulunan "savcılık" makamları birbirlerinden tamamen
ayrılmalı; adil bir yargılama için elzem olan "silahların eşitliği"
ilkesi gereğince de "savcılık" ile "avukatlık" eşit konuma
getirilmelidir.
8- ÖZGÜRLÜKLER
Sivil anayasa; kişisel, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel hakları
güvence altına alan bir yapıda olmalıdır. Buna göre;
a) İfade özgürlüğü en geniş hali ile tanınmalıdır. Anayasaya "kutsal
bir metin" muamelesi yapılmamalı ve anayasanın hiçbir maddesi
"değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez" hükmünün koruması
altına alınmamalıdır. Şiddet çağrısı, müstehcenlik ve hakaret
içermemesi halinde her türlü fikir özgürce serdedilebilmeli, resmi
ideoloji de dâhil olmak üzere hiçbir düşünce serbest ve özgür
tartışmanın dışında tutulma ayrıcalığına sahip olmamalıdır. Anayasanın
başlıca görevi; tabuların olmadığı ve ifade özgürlüğünün maksimum
oranda kullanılabildiği uygun bir hukuki ortamın yaratılmasını
sağlamak olmalıdır.
b) Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkıyla ilgili olarak, izin sonucunu
doğuran aşırı şekilci "bildirim" koşulu kaldırılmalıdır. Bu hakkın
kullanılabilmesi için; sade bir bilgilendirme yeterli görülmeli, idari
mercilerin toplantı veya gösteri yürüyüşünde şiddete başvurulacağı
yönündeki somut delillerin varlığı dışında, etkinliği yasaklama ya da
ertelemesine olanak tanınmamalıdır.
c) Kültürel hakların alanı genişletilmelidir. Başta anadilde eğitim ve
anadilde yayın olmak üzere kültürel haklara özgürlük verilmeli; devlet
bu hakların kullanılmasına olanak sağlayacak düzenlemelere gitmelidir.
d) Siyasi partilere ilişkin yasaklayıcı sınırlamalar kaldırılmalıdır.
Güvenlik görevlileri ve yargı mensupları haricinde dileyen herkesin
siyasi partilere katılabilmesine olanak tanınmalı, partilerin
kapatılması zorlaştırılmalıdır.
9- EĞİTİM
Her bireyin eğitim hakkına sahip olduğu açık bir dille
belirtilmelidir. Bu hakkın yöneldiği amacı gerçekleştirebilmesi, yani
bireyleri bilimsel yönden geliştirebilmesi için, eğitim ideoloji
içeriğinden yalıtılması gerekir. Bunun için;
a) Bireyleri, resmi ideolojinin umdeleri doğrultusunda biçimlendirmeyi
gaye edinen 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu kaldırılmalıdır.
b) Bireylere, resmi dilin dışında, kendi anadillerinde eğitim görme
hakkı verilmelidir.
c) Bilimsel ve katılımcı bir eğitimi engelleyen ve üniversitenin
özgürleşmesinin imkansızlaştıran YÖK kaldırılmalıdır.
d) Üniversiteler, idari, mali ve bilimsel yönlerden özerk kuruluşlar
haline getirilmeli, rektörler ve yönetim kadroları, üniversitelerin
içinden serbest seçimlerle belirlenmelidir.
e) Eğitim kurumlarında, kılık-kıyafet serbest olmalı, hiç kimse
kılık-kıyafetinden dolayı, temel bir insan hakkı olan, eğitim
hakkından mahrum edilmemelidir.
10- YEREL YÖNETİMLER
Devletin aşırı merkeziyetçi-bürokratik yapısı küçültülmeli, çağın
gereklerine uygun olarak adem-i merkeziyetçi bir yönetim tarzı
benimsenerek, hür ve adil seçimlerle oluşan yerel yönetimlere daha
fazla yetki verilmelidir. Yerel yönetimlerin mali ve idari yetkileri
artırılmalı, merkezi yönetimin, yerel idareler üzerindeki vesayetine
son verilmelidir.
11- MİLLETVEKİLİ DOKUNULMAZLIĞI
Milletvekillerinin sadece kürsü dokunulmazlığı olmalıdır. Bunun dışında milletvekilleri, işlemiş oldukları adli suçlar için dokunulmazlık zırhı ile korunmamalı ve adalet geciktirilmemelidir.
12- ULUSLAR ARASI SÖZLEŞMELERİN BAĞLAYICILIĞI
Usulüne uygun bir şekilde yürürlüğe girmiş insan hak ve özgürlüklerine ilişkin uluslararası sözleşmelerin, iç hukuk hükümlerinden üstün olduğuna dair şimdiki anayasanın 90. maddesinde yer alan düzenleme, yeni anayasada da yer almalıdır. Ayrıca kabul edilen uluslar arası sözleşmelere istisna ve çekince konulması imkanının kaldırılması veyahut ağır şartlara bağlanması da gerekmektedir.
13- DARBECİLERİN YARGILANMASI
Sivil anayasayla getirilecek düzenin daha iyi korunabilmesi için, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs eden her türlü darbe girişimin ağır cezalara tabi tutulacağı anayasada açıkça belirtilmelidir.
Anayasa tekniği açısından Anayasada yer almasa da, Anayasanın başlangıç kısmında veya genel ilkelerinde güvence sunulması gereken bazı hususlar; Barış ve Güvenlik hakkı, Mülteciler arasında ayrım yapmadan haklarının korunması, Azınlıkların uluslar arası standartları ile hukuki güvenceye alınmaları, Seçimler ve seçim barajındaki engellerin, özgürlükçü bakışla düzenlenmelerine yer verilebilir.
MAZLUMDER olarak; ülkede daha fazla huzurun egemen olabilmesinin yolunun, ancak temel hak ve özgürlüklerin herkese adil bir şekilde tanınmasından ve korunmasından geçtiğini düşünüyoruz. Bize göre toplumsal barış, demokratik olarak temsil gücü bulunmayan gayri-siyasi odaklardan "siyasi icazet" alınmasıyla değil, ancak halkın çeşitli kesimleriyle inşa edilecek bir mutabakat zemininde mümkün olabilir. Bu itibarla yeni bir anayasaya dair tartışmaların yoğunlaştığı bugünlerde, her konunun toplumun her katmanında özgürce tartışılmasını ve bu tartışmaların neticesinde temel hak ve özgürlüklerden zerre kadar taviz vermeyen, sivil ve demokratik bir anayasanın ortaya çıkmasını diliyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyururuz.
MAZLUMDER DİYARBAKIR ŞUBESİ

