Sessizce uzaklaşmanın hikmeti

Sessizce uzaklaşmanın hikmeti

Sema Yarar, herkesin kendisini ifade etmeye ve haklılığını kanıtlamaya çalıştığı günümüzde susmanın, tartışmalardan uzaklaşmanın ve her söze cevap vermemenin yenilgi olarak görülmemesi gerektiğini ifade ediyor.

Her Sessizlik Yenilgi Değildir

Sema Yarar / Doğru Haber

Gürültünün alkışlandığı, en çok konuşanın haklı sanıldığı bir çağda yaşıyoruz.

Herkes konuşuyor. Herkes kendisini anlatıyor. Herkes haklı olduğunu ispat etmeye çalışıyor. Sosyal medyada, iş hayatında, aile içinde, hatta en yakın dostluklarımızda bile yüksek sesle konuşmak bir güç göstergesi hâline geldi.

Peki, ya susmak?

Neden sustuğumuzda kendimizi açıklamak zorunda hissediyoruz? Neden bir tartışmadan çekildiğimizde “yenildiğimiz” düşünülüyor? Neden her söze cevap vermeyi, her haksızlığı düzeltmeyi ve herkesin bizi anlamasını sağlamak zorundaymışız gibi yaşıyoruz?

Belki de artık hepimizin yeniden öğrenmesi gereken bir gerçek var:

Her sessizlik kaybetmek değildir. Her uzaklaşma vazgeçmek değildir. Her görmezden geliş de umursamazlık değildir.

İnsan hayatı boyunca pek çok mücadele veriyor. Kimi zaman ekmeği için, kimi zaman ahireti için, kimi zaman ailesi ve sevdikleri için mücadele ediyor. Fakat bütün bunların içinde belki de en zor mücadele, insanın kendisini kaybetmeden yaşayabilmesi.

Çünkü dışarıdaki mücadelelerden daha yorucu olan, insanın kendi içinde verdiği savaştır.

Bazen bir söz söylenir ve insan cevap vermek ister. Haksızlığa uğradığını düşünür, kendisini anlatmak ister. Saatlerce konuşur, açıklamalar yapar, karşısındaki insanın gerçeği görmesini bekler.

Ama her zaman sonuç değişmez.

Çünkü bazı insanlar gerçeği anlamak için değil, kendi doğrularını kabul ettirmek için dinler.

İşte tam da o noktada susmak gerekir.

Bazen susmak, öfkeye yenilmemektir. Kırıcı sözlerin esiri olmamaktır. Birkaç dakikalık öfkenin, yıllarca taşınacak bir pişmanlığa dönüşmesine izin vermemektir.

İnsan bazen sesini yükselterek değil, duruşunu yükselterek kendisini anlatır.

Uzaklaşmak da çoğu zaman yanlış anlaşılır.

Bir insan bulunduğu ortamdan veya bir dostluktan uzaklaştığında hemen “kaçtı” deniliyor. Oysa insan bazen kaçmaz; kendisini korur.

Sürekli kırıldığı, değersiz hissettirildiği, iyi niyetinin kullanıldığı bir ortamdan uzaklaşmak yenilgi değil, kişinin kendisine duyduğu saygının bir göstergesi olabilir.

Çünkü insanın huzurunu koruyamadığı yerde uzun süre sağlıklı bir şekilde var olması kolay değildir.

Bugün belki de en büyük problemlerimizden biri, enerjimizi bizi anlamak istemeyen insanlara harcamamız.

Herkesi ikna etmeye çalışıyoruz.

Herkesin bizi sevmesini istiyoruz.

Herkesin bizim hakkımızda doğru düşünmesini istiyoruz.

Oysa hayat bunun için yeterince uzun değil.

En kıymetli hazinemiz zamanımız. Ondan daha kıymetlisi ise ruhumuzun huzuru.

Bizi sürekli tüketen tartışmalara, bitmek bilmeyen kırgınlıklara ve kendimizi değersiz hissettiğimiz ilişkilere zamanımızı teslim ettiğimizde aslında başkalarından çok kendimize zarar veriyoruz.

İnsan büyüdükçe şunu öğreniyor:

Her tartışmaya girmek zorunda değilim.

Her kapıyı çalmak, her söze karşılık vermek, her savaşa dâhil olmak zorunda değilim.

Gerçek güç, her kapıyı zorlamakta değil; hangi kapının ardında huzur olmadığını anlayabilmektedir.

Ne yazık ki çağımız insanı sürekli bir ispat hâlinde.

Daha başarılı görünmek, daha güçlü görünmek, daha haklı görünmek…

Sosyal medya ise bu yarışın hızını daha da artırıyor. İnsanlar hayatlarını birbirleriyle kıyaslıyor, kendilerini başkalarının gözündeki görüntüleri üzerinden değerlendirebiliyor.

Oysa insanın en büyük başarısı, başkalarının alkışında değil, kendi vicdanında huzurlu olabilmesidir.

Kendimizi tüketerek kazandığımız hiçbir zafer, gerçek bir zafer değildir.

Hayat bize bazen konuşmayı değil, susmayı öğretir.

Bazen kalmayı değil, gitmeyi…

Yıllar geçtikçe geriye dönüp baktığımızda bizi en çok yoran insanların ve olayların çoğu zaman hayatımızda gereğinden fazla yer kapladığını fark ediyoruz.

Oysa huzur, başkalarının değişmesini beklemekte değil; kendi sınırlarımızı çizebilmekte saklı.

Gerektiğinde “hayır” diyebilmek…

Gerektiğinde susabilmek…

Gerektiğinde hiçbir açıklama yapmadan yolumuza devam edebilmek…

Bunların hepsi insanın kendisine verdiği değerin göstergesi.

İnsan bazen konuşarak değil, susarak büyür.

Tartışarak değil, uzaklaşarak olgunlaşır.

Herkese cevap vererek değil, bazı şeyleri görmezden gelerek güçlenir.

Çünkü en büyük zafer, başkalarını susturmak değil; içimizdeki fırtınayı dindirebilmektir.

En büyük cesaret, kavganın ortasında kalmak değil; huzurumuzu alıp oradan ayrılabilmektir.

Ve belki de en büyük bilgelik, her kapıyı zorlamak değil; bize ait olmayan kapıları sessizce geride bırakabilmektir.

Bazen insanın kurduğu en güçlü cümle, dudaklarından dökülmeyen cümledir.

Bazen en etkili cevap sessizliktir.

Bazen en doğru adım uzaklaşmaktır.

Ve bazen insanın kendisi için yapabileceği en büyük iyilik, her şeyi düzeltmeye çalışmaktan vazgeçip kendi huzurunu korumayı seçmektir.

Çünkü susmak her zaman yenilmek değildir.

Uzaklaşmak her zaman vazgeçmek değildir.

Ve sessizce yürüyüp gitmek…

Bazen insanın kendisine verdiği en büyük değerdir.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir