Şam ile SDG, Halep’te nasıl karşı karşıya geldi — ve bundan sonra ne olabilir?

SDG sözcüsü hedefi önce hastane, sonra sivil ev, ardından yerleşim alanı olarak tanımladı. Sonradan ortaya çıkan görüntüler buranın ağır silahlarla dolu bir askeri üs olduğunu gösterdi.

Charles Lister’in Middle East Institute’de yayınlanan analizini Haksöz Haber çevirdi.


Aylar süren gerilimin ardından, Suriye’nin geçiş hükümeti ile SDG’nin militanları arasında 6 Ocak’ta Halep’te tam ölçekli çatışmalar patlak verdi. Dört gün süren çatışmaların ardından hükümet güçleri, SDG bağlantılı unsurları kentin kuzeybatı mahallelerinden çıkararak Suriye’nin ikinci büyük şehri üzerinde tam kontrol sağladı. ABD arabuluculuğunda aylarca süren zorlu müzakerelere rağmen, SDG’nin devlete entegre olma taahhüdü hayata geçirilmedi. Bu son çatışma ve yeni bölgelere yayılma ihtimali, rakip silahlı grupları daha geniş bir geçiş otoritesi altında birleştiremediği takdirde Suriye’nin geçiş sürecinin karşı karşıya olduğu potansiyel olarak varoluşsal tehdidi gözler önüne seriyor.

Şam’da yeni bir hükümet ortaya çıkıyor

Beşar Esed rejimi Aralık 2024’te çöktüğünde, Suriye on yılı aşkın süredir rejime karşı savaşan silahlı muhalif grupların kontrolüne geçti. Ancak başkent Şam’da hızla şekillenen geçici hükümet, Suriye’nin tamamında kontrol sağlayamadı. Bugün hâlâ ülkenin yaklaşık %25’i, 2015’ten bu yana ABD öncülüğündeki IŞİD’le Mücadele Küresel Koalisyonu’nun başlıca ortağı olan, Kürt ağırlıklı bir milis gücü olan SDG’nin yönetimi altında bulunuyor. SDF ile Şam’da kontrolü ele geçiren silahlı gruplar arasında, kuzeydoğu Suriye’deki ayrım çizgisini daha da kalınlaştıran on yılı aşkın bir gerilim ve düşmanlık geçmişi mevcut.

Yaklaşık 10 yıl boyunca SDG ile yakın iş birliği yapan ABD ordusu, Esed’in devrilmesi ve yeni bir hükümetin ortaya çıkmasının ardından bir ikilemle karşı karşıya kaldı. SDG, yıllar boyunca sadık ve güvenilir bir yerel ortak olduğunu kanıtlamıştı; ancak nihayetinde Kürt tabanı uzun süredir hem Suriye içinde hem de kısmen sınır ötesinde istikrarsızlık kaynağı olan bir devlet dışı aktördü. Günün sonunda, tüm Suriye’yi temsil etmesi umulan egemen bir hükümetle çalışabilme ihtimali — zorluklara rağmen — cazipti ve haklı gerekçelere dayanıyordu.

Bu nedenle ABD ordusu, Esed’in düşüşünden yalnızca 24 saat sonra Suriye’nin yeni hükümetiyle temasa geçen ilk aktör oldu. On gün sonra, 19 Aralık 2024’te, üst düzey ABD’li askeri yetkililer Şam’a giderek geçiş dönemi cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara ile ilk diplomatik görüşmelere katıldı. Ocak 2025’e gelindiğinde, SDG’nin yeni şekillenen Suriye devletine entegre edilmesi gerektiği konusunda net bir mutabakat oluşmuştu — hem SDG’nin kazandığı tecrübe ve kazanımları korumak hem de Suriye’nin geçiş sürecini pekiştirerek istikrara giden yolu açmak için.

Üç ay sonra, 10 Mart 2025’te, SDG lideri Mazlum Abdi bir ABD helikopteriyle Şam’a götürüldü ve Başkan Şara ile bir anlaşma imzaladı. Bu çerçeve anlaşmanın özünde, müzakereler sonucunda SDF’nin kendini feshederek devlete entegre olmayı kabul etmesi yer alıyordu. Perde arkasında ABD arabuluculuk yapacak, SDG’nin PKK ile bağlantıları nedeniyle uzun süredir düşmanlık besleyen ve bu doğrultuda hareket eden Türkiye ise müzakereler için alan açmayı taahhüt edecekti. ABD hükümeti anlaşmanın uygulanması için başlangıçta Ağustos 2025’i hedefledi; bu tarih önce Ekim’e, ardından Aralık 2025’e ertelendi.

Tüm bu tarihler gelip geçti; müzakere turları olumlu açıklamalarla sonuçlansa da somut bir uygulama gerçekleşmedi. Kimliğinin gizli kalması şartıyla konuşan üst düzey bir Suriyeli hükümet yetkilisi, SDG tarafını kastederek, “Şu ana kadar entegrasyon konusunda gerçek bir irade göstermeden zaman kazanmaya odaklanmış görünüyorlar,” dedi.

SDG’nin ya da içindeki bazı unsurların, on yıl boyunca elde edilen kazanımlardan vazgeçmeye direnmesini anlamak zor değil. Yıllarca uluslararası toplum Ahmed el-Şara’yı terörist olarak görürken, SDG’nin değerlerini ve başarılarını övdü. Esed’in devrilmesiyle bu denklem, SDG açısından anlaşılmaz biçimde tersine döndü. Ardından Mart 2025’te Alevi çoğunluklu sahil bölgesinde ve Temmuz 2025’te Dürzi çoğunluklu Süveyda vilayetinde yaşanan — kısa ama son derece kanlı — katliamlar geldi; bu olaylar Suriye’nin azınlıkları için karanlık bir geleceğe işaret etti. Ülkenin %25’ini, enerji kaynaklarının ise yaklaşık %80’ini kontrol eden SDG için entegrasyon çok şey kaybetmek anlamına geliyor.

Buna rağmen, özerkliğe dayalı bir ideoloji üzerine inşa edilmiş siyasi bir hareketin yaşayabilirliği Esed’in düşmesiyle ortadan kalktı. Aralık 2024’teki iktidar değişiminden kısa süre sonra, SDG’nin Suriye genelindeki popülerliğinin sınırlı olduğu açıkça görüldü. Ayrıca SDG’nin en büyük destekçisi olan ABD’nin, önceliğini yeni Suriye geçiş hükümetine yatırım yapmaya kaydırması ve hatta bu hükümeti Küresel Koalisyon’a dahil etmesiyle rüzgârın yönü netleşti: SDG’nin devlete entegrasyonu, hem Suriye’nin hem de SDG’nin yararına olmak üzere gerçekleşmek zorunda.

Gerilim Halep’te patladı

2026’ya girilirken gerilim zirvedeydi ve hükümet ile SDG cephe hatlarında küçük çaplı misilleme çatışmaları sıklaşmıştı. Ardından 5 Ocak gecesi, iki SDG kamizake dronu Halep kentinin doğusundaki kırsalda hükümete ait polis araçlarını hedef aldı; saldırıda polisler ve siviller hayatını kaybetti.

SDG olaydan uzak durmaya çalıştı — bir noktada araçlardaki patlama deliklerine rağmen bunu “trafik kazası” olarak nitelendirdi — ancak hasar çoktan verilmişti. Kısa sürede çatışmalar başladı ve Halep’e sıçradı. Burada SDG bağlantılı savaşçılar, fiilen iki mahalleyi kontrol ediyordu: Şeyh Maksud ve El-Eşrefiye. Kürt savaşçılar bu bölgelerden, daha önce Nisan 2025’te imzalanan ve yalnızca hafif silahlı Asayiş güçlerinin kalmasını öngören anlaşmaya rağmen, ağır silahlarla hükümet kontrolündeki yoğun nüfuslu mahallelere ateş açtı. Bu saldırılar hükümetin misilleme bombardımanını tetikledi.

6–10 Ocak tarihleri arasında Şeyh Maksud ve El-Eşrefiye yeni bir cephe hattına dönüştü. Şam hükümeti bölgeyi “kanun kaçaklarının yönettiği askeri alan” ilan etti. 8 Ocak akşamı hükümet özel kuvvetleri El-Eşrefiye’nin kontrolünü ele geçirirken, ABD arabuluculuğunda sağlanan ateşkes kapsamında SDG, Şeyh Maksud’daki güçlerini kuzeydoğu Suriye’ye çekmeyi kabul etti. Mazlum Abdi’nin onayladığı anlaşmaya göre çekilme 9 Ocak sabahı 03.00–09.00 saatleri arasında yapılacaktı.

Ancak sabah olduğunda ve yüzlerce silahlı militanı taşıyacak otobüsler geldiğinde, sahadaki SDG savaşçıları anlaşmayı reddetti ve direnişi sürdüreceklerini ilan etti. Bir tahliye noktasında hükümet güçlerine saldırı düzenlendi ve üç asker öldü. Müzakereler yeniden başladı, yeni bir anlaşma yapıldı; fakat bu da reddedildi. Aynı gece hükümet özel kuvvetleri Şeyh Maksud’a saldırıya geçti; ilerlemeyi durdurmak için en az beş saldırı gerçekleştirildi.

10 Ocak saat 15.00’e gelindiğinde hükümet Şeyh Maksud’un kontrolünü tamamen ele geçirdi ve yüzlerce SDG bağlantılı savaşçı doğuya, SDG kontrolündeki bölgelere taşındı.

Ancak tahliyeler sürerken, SDG güçleri Halep’in doğu kırsalından kente en az 13 kamikaze dronu fırlattı. Altısı düşürüldü, yedisi hedefe ulaştı. Bir tanesi, iki bakanın katıldığı bir basın toplantısı sırasında Halep Belediye Sarayı’nı vurdu. Bir diğeri bir caminin yakınına düştü. Diğerleri konutlara ve bir polis karakoluna isabet etti. Aynı akşam SDG, Halep’in ana içme suyu kaynağını kesti; ABD baskısıyla saatler sonra yeniden açtı.

Çatışmaların sonunda en az 24 sivil ve 39 hükümet güvenlik görevlisi hayatını kaybetti, 129 kişi yaralandı. Yaklaşık 148 bin kişi yerinden edildi; ancak önemli bir kısmı geri döndü. Şeyh Maksud’da dönüşler, SDG savaşçılarının geride bıraktığı çok sayıda patlayıcı düzenek nedeniyle yavaş ilerliyor.

Çatışmalardan çıkarılan dersler

Genel olarak hükümet güçleri, 2025’te yaşanan kaotik ve suçla iç içe şiddet dalgalarından dersler çıkarmış görünüyor. En az bir olası yargısız infaz iddiası araştırılmalı olsa da, yaşananlar önceki katliamlarla kıyaslandığında sınırlı kaldı. Savunma Bakanlığı, sivil uyarıları içeren uydu haritaları yayımladı ve çatışma sonrası hızla insani yardım ve altyapı onarımına yöneldi.

SDG ise artan askeri baskı karşısında özellikle dış kamuoyunu etkilemeye yönelik dezenformasyona başvurdu. Bir örnekte, askeri hedef olarak işaretlenen bir bina vurulduktan sonra büyük mühimmat patlamaları yaşanmasına rağmen, SDG sözcüsü hedefi önce hastane, sonra sivil ev, ardından yerleşim alanı olarak tanımladı. Sonradan ortaya çıkan görüntüler buranın ağır silahlarla dolu bir askeri üs olduğunu gösterdi.

Müzakereler neden tıkandı?

Müzakerelerde Mazlum Abdi ve İlham Ahmed pragmatik davransa da, masada varılan mutabakatlar SDG içinde uygulanamıyor. ABD’li bir askeri kaynak, asıl sorunun PKK’ya sadık “kadrolar” olduğunu söyledi. Ekim 2025’te temel hatları üzerinde anlaşmaya varılan entegrasyon planına rağmen, SDG sonradan anlaşmayı bozan yeni talepler ileri sürdü.

Bundan sonra ne olabilir?

Doğu Halep’te yeni bir çatışma cephesinin açılması ihtimali çok yüksek. Gerilimin tırmanması hâlinde, SDG kontrolündeki Arap çoğunluklu bölgelerde ayaklanmalar yaşanabilir. ABD ve diğer aktörlerin acilen müzakereleri yeniden başlatması gerekiyor.

Bir ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı yetkilisinin de belirttiği gibi:

“Şiddetin sona ermesi ve entegrasyon görüşmelerinin devamı, Suriye’nin güvenliği ve geleceği için hayati önemdedir.”

Çeviri Haberleri

Palestine Action açlık grevcileri: “David Lammy ‘ölmemizi bekliyor’”
Amerikalı İsrail öncelikli işbirlikçiler Epstein'ı nasıl destekledi ve korudu?
Renee Good ve devlet şiddetini besleyen öfke
Uluslararası hukuk Gazze'de öldü. Neden dünya Grönland'da bunun yasını tutuyor?
İsrail ve ABD, İran'daki protestoları nasıl kullanıyor?