“Onları taş devrine geri göndermek”  İran, Vietnam 2.0 mı?

Amerika Birleşik Devletleri’nin elinde en büyük çekiç olduğunu düşünmesi, dünyanın çivilerle dolu olduğu anlamına gelmez. Bu, Taş Devri zihniyetinin mükemmel bir örneğidir.

Daniel Warner’ın Counter Punch’da yayınlanan yazısını Barış HoyrazHaksöz Haber için tercüme etti.


Karşılaştırmalar her zaman risklidir. Tek yumurta ikizleri bile birbirinin tam aynısı değildir. Ancak bazı sözler, on yıllar boyunca rahatsız edici bir tanıdıklıkla yankılanır. Belirli bir kuşağa mensup kişiler için, Donald Trump’ın İran’ı tehdit ederken söylediği “Onları ait oldukları Taş Devri’ne geri göndereceğiz” sözleri, General Curtis LeMay’in Kuzey Vietnam’daki ABD hava savaşı stratejisine atfedilen şu meşhur sözünü hatırlattı: “Onları bombalayarak Taş Devri’ne geri göndereceğiz.”

ABD’nin İran’a karşı savaşı Vietnam 2.0 mı? Yoksa bu, Amerika’nın siyasi sorunları çözmek için askeri güce sürekli güvenmesinin bir başka örneği mi?

Vietnam Savaşı, ezici askeri gücün sınırlarının en net örneklerinden biri olmaya devam ediyor. Savaşın insani ve çevresel sonuçlarının boyutu, sonraki çatışmaların nasıl değerlendirildiğini hâlâ şekillendiriyor. İki savaşı derinlemesine karşılaştırmak için henüz çok erken olsa da, Vietnam, başarısız bir askeri müdahalenin göstergesi olarak emsal teşkil etmeye devam ediyor. Siviller ve askeri personel dâhil olmak üzere yaklaşık 3.000.000 Vietnamlı öldürüldü. Uzun vadeli ikincil hasar, Agent Orange'a (Portakal Gazı) maruz kalma ile bağlantılı yaklaşık 150.000–400.000 doğum kusuru olarak tahmin ediliyor.

Vietnam Savaşı 58.000'den fazla Amerikalının hayatına mal oldu.

Askeri üstünlüğüne rağmen ABD, temel siyasi hedefine ulaşamadı. ABD, Vietnam’a İkinci Dünya Savaşı’nın tamamında atılan bombaların toplamından daha fazlasını atmış olmasına rağmen, Güneydoğu Asya komünist bir etki alanı haline gelmedi.

ABD’nin İran’la sürdürdüğü mevcut savaşta, İranlıların kayıplarına ilişkin tahminler farklılık gösteriyor. İhtiyatlı rakamlara göre İran sınırları içinde ölenlerin sayısı yaklaşık 3.400 ila 7.600 arasında. Bu ölümlerin bileşimi önemlidir. Raporlar, askeri personel ve paramiliter güçlerin yanı sıra, önemli bir kısmının çocuklar da dâhil olmak üzere siviller olduğunu göstermektedir.

Onaylanmış toplam ABD askeri kaybı: 14.

Vietnam'da üç milyondan fazla ölüm, yüz binlerce doğum kusuru ve nesiller boyu sürecek çevresel hasarı, İran'da sadece birkaç haftalık bombardımanın ardından meydana gelen birkaç bin ölümle karşılaştırmak, elma ile portakalı karşılaştırmak gibi bir şey mi?

Evet ve hayır.

Bir yandan, farklar ortada. Vietnam Savaşı uzun süren bir çatışmaydı. Çoğu analiz, savaşın ana dönemini 1965 ile 1973 yılları arasına yerleştiriyor; ancak ABD’nin Vietnam’daki müdahalesi neredeyse yirmi yıla yayıldı. İran Savaşı ise daha yeni başladı; ancak ABD’nin İran’daki müdahalesi en azından 1953’te Başbakan Muhammed Musaddık’ın devrilmesine kadar uzanıyor. Gerçek çatışmanın süresi, ölü sayısı ve çevresel hasar açıkça karşılaştırılamaz.

Bununla birlikte, ABD'nin İran ile çatışması Vietnam ile rahatsız edici benzerlikler göstermektedir. Her iki savaşta da uluslararası insani hukukun siviller ve savaşçılar arasındaki ayrımı bulanıklaşmıştır; her ikisi de Kongre tarafından resmi olarak ilan edilmemiştir; her ikisi de büyük ölçüde yürütme yetkisine dayanmıştır.

Ancak hem Vietnam hem de İran savaşlarıyla en büyük benzerlik, askeri güce olan aşırı bağımlılıktır. “Onları Taş Devrine geri döndürmek” sözü, 50 yılı aşkın bir süredir yankılanmaktadır.

Vietnam’dan ders alınmış mıdır? Amerika’nın güce olan bu sürekli bağımlılığını ne açıklayabilir?

Elli yılı aşkın bir süredir, Amerika Birleşik Devletleri yabancı ülkelerle yaşadığı çatışmalarda ezici askeri gücünü kullanmaktadır. Başkan Eisenhower, meşhur “askeri-sanayi kompleksi” uyarısında bulunmuştu, ancak siyasi hedeflerin hiçbir zaman gerçekleştirilemediği çatışmalarda bu kompleksin silahlarının tekrar tekrar kullanılmasına da uyarıda bulunmuş olabilirdi. Milyonlarca Vietnamlının ölümü, nesiller boyu süren yıkım ve 58.000 Amerikan askerinin kaybı neye mal oldu? Güneydoğu Asya’da domino taşları asla devrilmedi.

Vietnam, Amerika’nın askeri müdahaleye olan bağımlılığını sona erdirmedi. Afganistan ve Irak’ta daha sonra yaşanan çatışmalar, askeri gücün sınırları konusunda benzer soruları gündeme getirdi. Afganistan’da, ABD’nin 2001’deki işgali, Taliban’ı hızla iktidardan uzaklaştırdı. Ancak bunu, yirmi yılı aşkın süren bir isyan dönemi, kırılgan bir yönetim ve yabancı askeri ve mali desteğe olan sürekli bağımlılık izledi. Yeniden yapılanma ve güvenlik güçlerine yapılan muazzam yatırımlara rağmen Afgan devleti çöktü ve 2021’de ABD’nin ani çekilmesinin ardından Taliban yeniden iktidara geldi.

2003 Irak işgali de benzer bir tablo sergiledi. ABD güçleri Saddam Hüseyin rejimini hızla devirmiş olsa da, Irak devletinin çöküşü mezhepsel şiddeti ve isyanı körükleyen bir iktidar boşluğu yarattı. Siyasi kurumların ve güvenlik yapılarının çöküşü, yıllarca süren istikrarsızlığa katkıda bulundu ve IŞİD gibi grupların yükselişine zemin hazırladı. Irak sonunda seçimler düzenleyip yeni siyasi kurumlar kurmuş olsa da, ülke siyasi parçalanma, yolsuzluk ve dönemsel şiddet sorunlarıyla mücadele etmeye devam ediyor.

Hem Afganistan’da hem de Irak’ta, ABD’nin askeri alandaki ilk başarıları yerini uzun vadeli istikrarsızlığa bıraktı. Düşmanı askeri olarak yenmek, sürdürülebilir bir siyasi düzene dönüşmedi. İran’daki durumun daha iyi olacağına bizi inandıran nedir?

Askeri güç tek başına “kalpleri ve zihinleri” kazanmak için nadiren yeterli olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrası Japonya ve Almanya örnekleri sıklıkla zıt örnekler olarak gösterilir, ancak bu ülkelerin yeniden inşası, salt askeri müdahalenin çok ötesine geçen kapsamlı siyasi, ekonomik ve sosyal çabaları içerdiğinden, bu örnekler doğrudan karşılaştırılamaz.

Bu nedenle asıl soru, İran Savaşı’nın bir başka Vietnam olup olmayacağı değil, ABD’nin önceki müdahalelerinden aldığı dersleri tam olarak özümsemiş olup olmadığıdır. Vietnam’dan Irak ve Afganistan’a kadar, Amerikan askeri gücü savaş alanlarını domine etme ve zayıf rejimleri ezip geçme yeteneğini defalarca kanıtlamıştır. Ancak başaramadığı şey, son derece karmaşık toplumlarda istikrarlı ve meşru siyasi düzenler kurmaktır. Rejim yıkımı bolca yaşandı, ancak ulus inşası pek gerçekleşmedi.

İran çatışmasına atıfta bulunan New York Times'ın yakın tarihli bir başyazısında, “dünya, askeri harcamaları ABD'nin yüzde birine denk gelen bir ülkenin, bir çatışmada ABD'yi nasıl alt edebileceğini gördü. Bu, ABD ordusunun acilen reformdan geçirilmesi gerektiğini hatırlatıyor” denildi. Daha derin sorun, ordunun yapısı veya kapasitesi değildir. Vietnam, Irak ve Afganistan'dan çıkarılan daha temel ders, sonuçları nihai olarak siyasi meşruiyet ve sosyal istikrara bağlı olan durumlarda askeri gücü dış politikanın merkezi aracı olarak görme eğiliminin tekrarlanmasıdır.

Hem Trump hem de LeMay, bombalamayı “Taş Devri’ne geri gönderme” olarak nitelendiriyorlar; sanki rakiplerinin ait olduğu yer orasıymış gibi. Oysa Taş Devri, nihayetinde bombalananların ait olduğu yeri değil, bombalamayı gerçekleştirenlerin zihniyetini tanımlıyor olabilir. Amerika Birleşik Devletleri’nin elinde en büyük çekiç olduğunu düşünmesi, dünyanın çivilerle dolu olduğu anlamına gelmez. Bu, Taş Devri zihniyetinin mükemmel bir örneğidir.

*Daniel Warner, An Ethic of Responsibility in International Relations (Uluslararası İlişkilerde Sorumluluk Etiği) kitabının yazarıdır (Lynne Rienner). Cenevre’de yaşamaktadır.

Çeviri Haberleri

Verilerde yatan umut: Filistin, Amerika’nın ahlaki dönüşümünü açıklayabilir mi?
İran'a Karşı Savaş: Batı, distopik bir dönemi nasıl şekillendiriyor?
Lübnanlı liderler neden İsrail'e kur yapmaya devam ediyor?
Trump'ın Papa'yla alay etmesi, ahlaki evrenler arasındaki çatışmayı ortaya koyuyor
Amerika’da ırkçılık 250 yaşında