JAZIC’tan bir Gazze’li doktorun çağrısı

Gazze’den canlı olarak konuşan Dr. Eyad Amawi, İkinci Yahudi Anti-Siyonist Kongresi’nde, soykırımın sadece canları değil, toplumun kendisini de yok ettiğini söyledi.

Romana Rubeo / Palestine Chronicle

Yaşam koşullarını yok etmek

İkinci Yahudi Anti-Siyonist Kongresi’nin ilk günü, tarih, uluslararası hukuk ve siyasi eylem üzerine yapılan tartışmalardan Filistin’in kendisinden gelen seslere yönelirken, konferans salonu Gazze’den gelen canlı tanıklık sırasında sessizliğe büründü.

Cuma günü video bağlantısı aracılığıyla konuşan, “Soykırıma Karşı Doktorlar” örgütünün üyesi Filistinli doktor Dr. Eyad Amawi, kuşatma altındaki Gazze Şeridi’ndeki yaşamı çarpıcı bir şekilde anlattı ve İsrail’in askeri harekâtının sivil yaşam için gerekli her koşulun sistematik olarak yok edilmesine dönüştüğünü savundu.

“Onlar (İsrailliler) her şeyi yok ediyorlar,” diyen Amawi, yıkımın enkaza dönüşen evlerin çok ötesine uzandığını açıkladı. “Altyapıyı yok ediyorlar. Çevremizi hastalık ve enfeksiyon yuvasına çevirdiler.”

Gazze’nin kuşatma altında bir yaz daha geçirmesiyle birlikte sonuçların giderek daha ciddi hale geldiğini belirtti. Yakıt kıtlığı nedeniyle birçok tuzdan arındırma tesisi kapanmak zorunda kaldı; insani yardım kuruluşları, kalan az sayıdaki tesisi işletmek için mücadele ediyor ve temiz içme suyuna erişim giderek kötüleşiyor.

“Su olmadan hayat olmaz,” diyen Amawi, aşırı kalabalık mülteci kamplarında hastalıkların yayıldığı, tıbbi hizmetlerin ise imkânsız koşullar altında çöktüğü bir insani krizi anlattı.

Amawi’ye göre bu koşullar ne tesadüfî ne de sadece savaşın kaçınılmaz sonuçlarıdır. Aksine, bunlar onun Filistin toplumunun kendisini parçalamaya yönelik kasıtlı bir çabanın parçası olarak tanımladığı durumun bir parçasıdır.

Çiftliklerin, fabrikaların, yerel kurumların ve belediye hizmetlerinin tahrip edilmesine dikkat çeken Amawi, 500.000’den fazla Filistinlinin geçim kaynaklarını kaybettiğini, yakıt, inşaat malzemeleri ve temel ekipmanlara getirilen kısıtlamaların ise yeniden inşayı neredeyse imkânsız hale getirdiğini belirtti.

“Şu anda tanık olduğumuz şey,” diye savundu, “toplumsal yaşamın sistematik olarak yok edilmesi ve kasıtlı olarak açlığın yaratılmasıdır.”

‘Bütün bir nesli kaybediyoruz’

Altyapının tahribatı, ifadesinin arka planını oluştursa da, Amawi defalarca bu tahribatın sonuçlarını yaşayan insanlara, özellikle de Gazze’deki çocuklara değindi.

Savaşın başlangıcından bu yana 64.000’den fazla çocuğun yetim kaldığını söyledi. Birçoğu artık sadece ebeveynlerini değil, aynı zamanda evlerini, okullarını ve topluluklarını da kaybetmiş olarak çadırlarda yaşıyor.

“Bütün bir nesli kaybediyoruz,” diye uyardı Amawi; bu ifadenin sadece hayatını kaybedenleri değil, aynı zamanda eğitimin, çocukluğun ve normal gelişimin her türlü umudunun yok olmasını da kastettiğini açıkladı.

Ancak kendi ailesi içindeki konuşmaları anlatırken bu kriz, onun için son derece kişisel bir hal aldı.

“Kendi çocuklarım hâlâ her gün bana ‘Baba, yarın hayatta olacak mıyız?’ diye soruyorlar,” dedi ve bombardımanların, insansız hava araçlarının ve yeniden yerinden edilme korkusunun hâkim olduğu geceleri hatırlattı.

Amawi’ye göre, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nin büyük bir kısmı üzerindeki kontrolünü genişletmesinin ardından, İsrail’in askeri operasyonları iki milyondan fazla Filistinliyi giderek daralan bir toprak parçasına hapsetmiş durumda.

Aynı zamanda, sağlık sisteminin çöküşün eşiğine geldiğini de belirtti.

Açlığın çocukların bağışıklık sistemlerini zayıflattığını, hastanelerin ise aşırı kalabalık kamplarda yayılmaya devam eden hastalıkları tedavi etmek için gerekli ilaç, ekipman ve personelden yoksun olduğunu açıkladı.

Daha fazla uluslararası müdahale çağrısında bulunan Amawi, tıbbi tahliyelerin hâlâ acil bir ihtiyaç olduğunu, ancak hasta çocukları güvenli bir yere ulaştırmak, gezici hastaneler kurmak ve tıbbi malzeme sağlamak için gösterilen tekrarlı çabaların hâlâ muazzam engellerle karşılaştığını belirtti.

“Tıbbi misyonlar engelleniyor. Tıbbi malzemelerin girişi engelleniyor,” diyen Amawi, hastanelerin işleyişi için gerekli malzemelerin verilmemesinin tek bir amaca hizmet ettiğini savundu: “Filistinlilerin normal hayata dönme ya da yıkılanları yeniden inşa etme imkânlarını tamamen ortadan kaldırmak.”

‘Burası vatanımız’

Amawi, Gazze’deki insani koşulların iyileştiğine dair tekrarlanan uluslararası güvenceleri de sorguladı.

Gazze Şeridi’ne giren yardım kamyonlarının sayısının son günlerde azaldığını belirten Amawi, mobil evler ve diğer temel barınma imkânları sağlama vaatlerinin büyük ölçüde yerine getirilmediğini ifade etti. Yerinden edilmiş ailelerin çaresiz ihtiyaçlarına rağmen yakıt, pil, güneş panelleri ve diğer temel ihtiyaç malzemelerinin girişi engellenmeye devam ediyor.

“Gerçek bir insani yardım yok,” dedi.

Uluslararası toplumun İsrail’in güvenliğine yönelik sürekli odaklanmasını, Filistinli sivillere yönelik endişenin neredeyse hiç olmadığı durumla karşılaştırdı.

“İsrail’in güvenliği konusunda bitmek bilmeyen tartışmalar var,” diye belirtti Amawi, “ancak Filistinli çocukların güvenliği konusunda hiçbir endişe duyulmuyor.”

Ayrıca, tıbbi tahliyeler, işlevsel hastaneler ya da insanların hayatta kalabilmesi için gerekli temel ihtiyaçlar konusunda da yeterli aciliyet gösterilmediğini ekledi.

İfadesinin sonlarına doğru Amawi, İsrail’in politikalarının ardındaki daha geniş kapsamlı hedefe değindi.

İsrailli liderlerin, Filistinlileri Gazze’den tamamen çıkarmaktan defalarca söz ettiklerini belirtti. Ancak yıkımın ortasında yaşayanlar için ayrılmanın ne mümkün ne de kabul edilebilir olduğunu söyledi.

“Bizi nereye gitmemizi beklediklerini bilmiyorum,” dedi Amawi. “Burası vatanımız. Burası toprağımız. Buradan ayrılmayacağız. Pes etmeyeceğiz.”

Dublin’deki katılımcılara ve dünyanın dört bir yanındaki dinleyicilere seslenen Amawi, Gazze hakkında kamuoyunda konuşmaya devam etmelerini ve hükümetlere sadece endişelerini dile getirmekle yetinmemeleri için baskı yapmalarını istedi.

“Bu vahşet hemen sona ermelidir,” diyen Amawi, “boş siyasi açıklamalar için artık zaman kalmadı” diye vurguladı.

“Buradaki halkımız — ve Batı Şeria’daki halkımız — dünyadaki diğer herkes gibi yaşama hakkına sahiptir.”

Konuşmasını siyasi bir argümanla değil, konferans salonunda yankılanan bir yalvarışla sonlandırdı — neredeyse üç yıllık savaşın doğurduğu basit bir çağrı.

“Yeter artık,” diye sözlerini tamamladı Amawi.

Canlı bağlantı sona ererken, Amawi’nin son sözleri —“Burası vatanımız. Burası toprağımız. Buradan ayrılmayacağız. Pes etmeyeceğiz”— Dublin’deki dinleyiciler tarafından uzun süreli ayakta alkışlarla karşılandı. Birkaç dakika sonra, katılımcılar Gazze’ye yönelik İsrail’in soykırım niteliğindeki saldırısına hâlâ maruz kalanlarla dayanışma içinde ayağa kalkarken, konferans salonu “Özgür, özgür Filistin” sloganlarıyla yankılandı.

* Romana Rubeo, İtalyan bir yazar ve The Palestine Chronicle’ın genel yayın yönetmenidir. Makaleleri birçok çevrimiçi gazete ve akademik dergide yayımlanmıştır. Yabancı Diller ve Edebiyat alanında yüksek lisans derecesine sahiptir ve görsel-işitsel ve gazetecilik çevirisi konusunda uzmanlaşmıştır.

Çeviri Haberleri

Donald Trump’la yaşlanmak!
Geçmişte ve günümüzde rejim değişikliği: İran ve Kongo
İsrail’in Washington’daki azalan dokunulmazlığı
Pappé’den Siyonizm ve Avrupa Üzerine:  “Antisemitizme karşı mücadele, Filistin’in dekolonizasyonudur”
İronik kader: Bolton, Trump ve gizli belgelerin hatalı kullanımı