اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى ﴿٥﴾
5- Rahman olan Allah, arşı kudretiyle kuşatmıştır.
لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرٰى ﴿٦﴾
6- Göklerde, yerde ve her ikisinin arasında ve nemli toprağın altında´ ne varsa hepsi Allah´ındır.
"Arş’a kurulmak” sonsuz üstünlüğü, sınırsız egemenliği anlatmayı amaçlayan dolaylı, kinayeli bir ifadedir. Öyleyse insanların geleceklerine yön verecek olan O’dur. Peygambere düşen sadece Allah’dan korkanlara öğüt vermektir. Sonsuz üstünlük ve sınırsız egemenlik yanında kayıtsız mülk sahibi olmak ve bilgisi ile her şeyi kuşatmak da O’nun sıfatları arasındadır. Okuyoruz:
“Göklerdeki, yerdeki, bu ikisi arasındaki ve toprağın altındaki tüm varlıklar O’nundur.”
Burada bazı evrensel kesitlerin kullanılması, Allah’ın yaygın mülkiyetini ve bilgisinin her şeyi kuşattığını somut şekilde ifade ederek insanlara kavrama kolaylığı sağlamak içindir. Yoksa meselenin çapı aslında burada söylenenden çok daha büyüktür. Kısacası varlık aleminde her ne varsa bütünü ile O’nundur.
FİZİLALİL KUR’AN
Bu tür âyetler müteşabih âyetlerdir. Bizden amel değil iman isteyen âyetlerdir. Rabbimizin gücünü, kudretini anlatan ama bizler tarafından bilinmesi mümkün olmayan âyetler. Onun için aynen Rabbimizin bildirdiği şekilde iman ediyoruz. İnanıyoruz ki Rabbimiz arşı istivâ etmiştir. Ama bunun keyfiyetini bilmiyoruz. Seleflerimizden İmam Mâlik de aynı şeyi söyler.
Öyleyse anlıyoruz ki Rabbimiz arşı istivâ etmiş, tüm mevcudatı egemenliği altına almıştır. Allah’ın hayatla, mevcudatla ilgisi kesilmemiştir. Allah her an hayata karışandır. Allah kullarının hayatına hükmedendir. Allah tüm kâinatta hükmü geçendir. Böyle hükmü tüm mevcudatı kaplayan bir Allah’ın insanları ihmal etmesi, onlara bir hayat programı gönderip mutluluk yollarını göstermemesi düşünülebilir mi?
BASAİRUL KUR’AN
Fahruddin er-Râzî’nin Tefsir-i Kebir (Mefâtîhu’l-Gayb) adlı eserinde Taha Suresi 5. ve 6. ayetler, Allah’ın hem azametini/hükümranlığını hem de mülkünün genişliğini konu alır.
Râzî, 5. ayeti tefsir ederken İslam düşüncesindeki en derin tartışmalardan biri olan "istivâ" meselesine geniş yer ayırır:
Mekândan Münezzehlik: Râzî, Allah’ın bir mekâna yerleşmesi (hulûl) veya bir cisim gibi bir yere oturması fikrini kesinlikle reddeder. Ona göre Allah, mekânı yaratandır ve mekâna muhtaç değildir.
İstivâ'nın Anlamı: Râzî’ye göre buradaki "istivâ", istila (hakimiyet altına almak) ve tam hükümranlık anlamındadır. "Rahmân" isminin seçilmesi ise, bu hükümranlığın sadece bir güç gösterisi değil, aynı zamanda tüm mülkü kuşatan bir rahmet olduğunu gösterir.
Arş'ın Önemi: Arş, yaratılmış alemin en üst sınırıdır. Allah’ın Arş’a istivâ etmesi, O’nun gücünün ve idaresinin bütün varlık katmanlarını (gökler, yer ve ötesi) kapsadığını simgeler.
Taha Suresinin 6.ayeti, bir önceki ayette bahsedilen "hükümranlığın" kapsamını detaylandırır. Râzî’nin bu ayetle ilgili dikkat çektiği noktalar şunlardır:
Dörtlü Taksimat: Râzî, ayetteki tasnifi (gökler, yer, arası ve yerin altı) varlığın tam bir dökümü olarak görür:
Mutlak Sahiplik (Mülkiyet): Ayetteki "O'nundur" (Lehû) ifadesi, her şeyin yaratılışında, yönetiminde ve yok edilmesinde tek yetkilinin Allah olduğunu vurgular. Râzî, hiçbir varlığın bu mülkiyetin dışında kalamayacağını belirtir.
Tevekkül Mesajı: Râzî'ye göre, toprağın en altındaki zerreden en yüksekteki Arş'a kadar her şeyin Allah'ın mülkü olduğunu bilen bir mümin, rızık ve güvenlik konusunda sadece O'na dayanır.
TEFSİR-İ KEBİR