Eğer Rabbinin, geçmişteki bir sözü ve tayin edilmiş bir süre olmasaydı…

"Eğer rabbinin, geçmişteki bir sözü (azabı erteleme vaadi) ve ta­yin edilmiş bir süre olmasaydı, suçlular hemen cezalarını görürlerdi."

Eğer rabbinin, geçmişteki bir sözü (azabı erteleme vaadi) ve ta­yin edilmiş bir süre olmasaydı, suçlular hemen cezalarını görürlerdi. (Taha: 129)

Eğer yüce Allah’ın üstün bir hikmetin gereği olarak onları, bu dünyada azap ile cezalandırmamaya ilişkin sözü olmasaydı, öncekilerin başına gelenler onların da başına gelirdi. Fakat senin Rabb’in daha önce onlara söz vermiş ve onlara belirlenmiş bir süre tanımıştır: “Eğer Rabb’inin daha önce verilmiş bir hükmü ve belirlenmiş bir vadesi olmasaydı, yok edilmeleri kaçınılmaz olurdu.”

Belli bir süreye kadar ertelendiklerine, kendi hallerine bırakılmayıp, mühlet verildiklerine göre -Ey Muhammed- onlara karşı ve sırf bir sınanma aracı olarak kendilerine verilmiş. O dünya hayatının güzelliklerine karşı senin bir sorumluluğun yoktur. Onlara sunulanlar sırf bir sınanma aracıdır.

Yüce Allah’ın sana nimet olarak verdikleri, onlara sınanma aracı olarak verdiğinden çok daha iyidir.

FİZİLALİL KUR’AN

Allah’ın bu âyetlerine inanmamaya ısrar eden Mekke müşrikleri soruyorlardı Allah’ın Resûlüne. Ey  Muhammed, hani bizler niye helâk olmuyoruz? Üç senedir, beş senedir seni ve sana gelen bu âyetleri inkâr etmeye, senin Rabb’ine kafa tutmaya devam ediyoruz. Hani niye gelmiyor bu helâk? Niye yerin dibine batırmıyor bu Allah bizi?

Veya işte şimdi şu anda da yirminci asrın kâfirleri, zalimleri aynı şeyi söylüyorlar. On senedir, yirmi senedir, elli senedir, yüz senedir şu bizim küfürlerimiz devam ediyor. Allah’a ve peygamberlerine karşı isyanlarımız devam ediyor. Her gün Allah’a ve müslümanlara küfrediyoruz. Hani biz niye helâk olmadık ya? Hani bu sözünü ettiğiniz helâk nerde kaldı? derlerse işte Rabbimizin cevabı budur. Rabbimiz tüm toplumlar için, tüm devletler için bir ecel tayin etmiş, o ecelleri dolmadıkça ve de her bir kavme mühlet tanımadan, onlara uyarıcılar göndermeden onları helâk etmeyeceğine dair söz vermiştir.

BASAİRUL KUR’AN

Râzî, bu ayetin tefsirinde üç ana mesele üzerinde durur:

1. "Önce Geçmiş Bir Söz" (Kelimetün Sebekat) Ne Demektir?

Fahreddin er-Râzî, buradaki "söz" ifadesinin ilahi takdir ve vaatle ilgili olduğunu belirterek tefsircilerin iki temel görüşünü aktarır:

Birinci Görüş (Ümmet-i Muhammed'e Verilen Mühlet): Allah Teâlâ, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ümmetini, geçmiş ümmetler (Âd, Semûd, Lût kavimleri gibi) gibi dünyada kökten yok edici kitlesel bir azapla helâk etmeyeceğine dair ezelde bir hüküm vermiştir. Râzî, bu görüşü desteklemek için "Sen onların aralarındayken Allah onlara azap edecek değildir" (Enfâl, 33) ayetini delil getirir.

İkinci Görüş (Hesabın Ahirete Kalması): Allah’ın, asıl ceza ve mükâfat yerini kıyamet günü olarak belirlemesidir. Bu ezelî karar gereği, inkârcıların cezası dünyada aceleyle verilmemektedir.

2. "Belirlenmiş Bir Süre" (Ecelün Müsemmâ) ve Gramer İnceliği

Ayet metnindeki "ve ecelün müsemmâ" ifadesinin cümle içindeki yeri, tefsirciler arasında dil bilgisel bir tartışma konusudur. Râzî, kelamcı yönünü ortaya koyarak bu yapıyı şöyle çözümler:

Eğer ayetteki kelimeleri düz bir sırayla okursak, "Eğer Rabbinin bir sözü ve belirlenmiş bir süre olmasaydı, azap kaçınılmaz olurdu" manası çıkar. Ancak Râzî, burada Kur'an'ın icazından (edebi üstünlüğünden) kaynaklanan bir takdim-tehir (kelimelerin yerinin değiştirilmesi) olduğunu söyler. Cümlenin takdirî (asıl kastettiği) dizilimini şöyle açıklar:

"Eğer Rabbin tarafından daha önce verilmiş bir söz olmasaydı, azap hemen dünyada kaçınılmaz (lizâm) olurdu. (İşte o geçmiş söz sebebiyle onlar için) belirlenmiş bir süre (kıyamet veya ecel) vardır."

Râzî'ye göre bu süre, her insanın kendi eceli (ölümü) veya Bedir Savaşı gibi inkârcıların yenilgiye uğrayacağı muayyen (belirli) vakitlerdir.

3. Râzî, "Lizâm" kelimesinin lügatte "ayrılmayacak şekilde yapışan, peşini bırakmayan şey" anlamına geldiğini belirtir.

Eğer Allah'ın ezelî merhameti ve mühlet tanıma yasası olmasaydı, müşriklerin işledikleri inkâr ve zulüm suçunun büyüklüğü, azabın derhal ve kaçınılmaz olarak üzerlerine inmesini gerektirirdi.

Fahreddin er-Râzî bu ayetle, dönemin bunalan ve müşriklerin baskılarına maruz kalan Hz. Peygamber’e ve müminlere şu mesajın verildiğini söyler:

"Ey Peygamber! İnkârcıların dünyada ceza çekmeden rahatça yaşamaları, senin haklı, onların haksız olduğunu göstermez. Onların helâk edilmeyişi güvende olduklarından değil, Allah’ın koyduğu evrensel 'mühlet verme' (istidrac ve ecel) yasasından dolayıdır. Azap onlar için ortadan kalkmamış, sadece belirlenen vakte kadar ertelenmiştir."

TEFSİRİ KEBİR

Kur'an Haberleri

Kendilerinden önce nice nesilleri helâk etmiş olmamız, onları doğru yola sevk etmedi mi?
Haddini aşan ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız
'Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben (dünyada) gören bir kimseydim'
"Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır”
Dedi ki: 'Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan (cennetten) inin!