"Demişti ki: 'Gerçekten ben, senden Rahman'a sığınırım'"

Demişti ki: "Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)." (Meryem / 18)

قَالَتْ اِنّ۪ٓي اَعُوذُ بِالرَّحْمٰنِ مِنْكَ اِنْ كُنْتَ تَقِيًّا ﴿١٨﴾

18- Demişti ki: "Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)."

قَالَ اِنَّمَٓا اَنَا۬ رَسُولُ رَبِّكِۗ لِاَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا ﴿١٩﴾

19- Demişti ki: "Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)."

Evet genç kızın o anda yapabileceği başka bir şey yoktu. Sadece diyor ki bakın, ben Rahmâna sığınırım senden, eğer sen muttaki birisiysen.  Ama yaratan, öldüren, koruyan, doyuran, göklere ve yere egemen olan güç kudret sahibi bir Allah’ın koruması altındadır. Kesin biliyor ve inanıyordu ki O Rahmân herkesten ve her şeyden güçlüydü.   

İşte Meryem bunu çok iyi bildiği için Allah’ın koruması altında bir hayat yaşamış olmanın îmanıyla hem Rahmân’ın yardımını çağırıyor, hem de karşısındakine Allah’a kulluğunu, teslimiyetini hatırlatarak, îmanını tahrik ederek kendisine bir kötülük yapmaktan engellemeye çalışıyordu. Çünkü az evvel de dediğim gibi yapabileceği başka bir şeyi yok, kaçabileceği bir yeri yok, yardım isteyebileceği kimsesi yoktu. 

Dedi ki elçi: Ben Rabbinin elçisiyim. Adına bir hayat yaşadığın, adına iffetli olduğun, adına beni uyarmaya çalıştığın Rabbinin görevli elçisiyim ben ve sana tertemiz bir oğlan bağışlamak, vermek üzere geldim. Evet böylesine afife bir kızcağıza müjdelenen bir evlât. Tertemiz bakire bir kızcağıza bir evlât. Annemiz bu defa başka bir ürpertiyle ürperir ve şaşırır. Bu duydukları onun utancını ve dehşetini bir kat daha artırır. Şu anda henüz gerçekten Allah’ın elçisi olup olmadığı konusunda kesin emin olamadığı karşısındaki adam bakire halindeyken kendisine bir çocuktan söz ediyordu. 

BASAİRUL KUR’AN

Bu kıssada tertemiz, masum, son derece güçlü bir namus eğitimi almış, iffetli bir aile ortamında büyümüş, daha ana karnındayken Allah’a adandıktan sonra Hz. Zekeriyyâ’nın gözetimi altına girmiş bir iffet örneği karşısındayız. Bu yüzden az önce karşılaştığı sürpriz, onu tepeden tırnağa sarsan ilk “şok” olur. Devam ediyoruz:

“Cebrail, ona ‘Ben Rabbinin gönderdiği bir elçiyim. Sana temiz, hayırlı bir erkek çocuğu bağışlamak için geldim’ dedi.”

Hayalimizi işletmeye devam ederek bu masum genç kızın işittiği bu sözler karşısında duyacağı korkunun ve utancın derecesini kavramaya çalışalım. Karşısında eli ayağı düzgün, normal, yani insan cinsinden olduğu kuşkusuz görünen yabancı bir adam duruyor. Adam, Allah tarafından gönderildiğini söylüyor, ama genç kız henüz bundan emin değildir. Belki de saflığından, temiz duygularından yararlanmayı amaçlayan kötü niyetli bir tuzakla karşı karşıyadır. Adam, her mahcup genç kızın kulaklarını tırmalayacak bir amaçla geldiğini açık açık söylüyor. Kendisine bir erkek çocuğu bağışlamak istediğini belirtiyor. O tenha yerde yalnız ikisi vardır, ortalıkta başka hiçbir Allah kulu yok. Bu yüzden bu durum, Hz. Meryem’i bir daha tepeden tırnağa sarsan ikinci “şok” olur.

 FİZİLALİL KUR’AN

Kur'an Haberleri

"Kitap'ta Meryem'i de zikret"
"Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün ona selam olsun"
"Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut"
"Zekeriyya onlara 'Sabah ak­şam Allah'ı tesbih edin' diye işarette bulundu"
"Senin alâmetin, sapasağlamken insanlarla üç gün konuşmamandır"