1. YAZARLAR

  2. KENAN ALPAY

  3. Şehir Kapatıldı, Barolar Çoğaltılacak, Ayasofya Açılacak
KENAN ALPAY

KENAN ALPAY

Yazarın Tüm Yazıları >

Şehir Kapatıldı, Barolar Çoğaltılacak, Ayasofya Açılacak

03 Temmuz 2020 Cuma 08:33A+A-

Hızla değişen sadece gündemler olsa keşke. Söylemler, duruşlar, ilişkiler hatta ilke ve kurucu değerler bile hızla değişiyor, dönüşüme uğruyor. Makul bir değişim, tekamüle denk gelen bir şekilde söylem ve pratikte yapılacak tadilatlar takdir edilecektir. Ancak ikna edici bir izahı olmayan, faydası tarif edilemeyen, toplumsal kazanım hanesine yazılamayan ve eski dönemlerde olduğu gibi devlet-toplum ilişkisini gerilime sürükleyen hızlı değişimlerin halkta rıza değil bıkkınlık, soğuma, güvensizlik ve öfke duygularını besliyor özellikle. Oysa biz ülke ve toplum olarak tutarsız devlet, yalpalamayı adet edinmiş siyasetçi, umarsız ve liyakatsiz bürokrasi, lakayt medya profilinin üretken bir dinamizme değil kaotik bir dalgalanmaya sebep olduğunu bizzat tecrübe ettik.

AK Parti’nin iktidar sürecinde hangi başarılara imza attığını sıralamak hiç kolay değil. Üstelik bu başarıları arka arkaya dizerken bürokratik oligarşinin bin bir türlü desise ve zorbalıklarını nasıl savuşturduğu da kimseye sır değil. Eğitim ve sağlık reformundan başlayıp ulaşım ve teknolojik atılımlara uzanıp oradan bütün bileşenleriyle askeri vesayetin tahakkümünü sonlandıran başarılı bir sürecin dökümünü yapmak çok zevkli olsa bile hiç de kolay değil. Fakat ne elde edilen devasa başarılar ne savuşturulan büyük belalar yaşanan sorunları konuşup tartışmanın önüne bir mazeret olarak dikilebiliyor.

Acı ama gelinen noktada ciddi bir daralma, içe kapanma hatta aksiyoner olmaktan reaksiyoner olmaya doğru savrulma hali söz konusu. Muhalefete laf yetiştirme, düşmanlara koz vermeme kaygısı ne muhasebeye fırsat veriyor ne de söylem ve eylem düzeyinde atak yapacak bir özgüven inşa edebiliyor.

Büyük Bir Kırılmadır Şehir’i Kapatmak

Adım adım ilerleyerek bahsettiğimiz zaaflara tekabül eden pratik birkaç kriz noktasına temas edelim. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla Şehir Üniversitesi’nin kapatılma süreci bu hafta resmen tamamlandı. Evet, kuruluşundan arazi tahsisine kadar hemen her aşamasında destek verdiği Şehir Üniversitesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan usulsüzlükten dolandırıcılığa varan bir dizi suçlama yaptıktan sonra hızla ilerledi tasfiye süreci. Tabii ki bütün işlemler mahkeme kararlarıyla, YÖK raporlarıyla, eksik kaldığı yerlerde KHK ile uyumluydu. Doğru düzgün haber değeri bile görmeden kapatıldı Şehir Üniversitesi.

Peki, bütün izahlara veya suskunlukla geçiştirmelere rağmen makul ve makbul bir tasarruf olarak mı görüldü bu icraat. Şehir’in kapatılması bilime, siyasete, topluma fayda mı getirecek sanılıyor? Üniversite camiası, dar anlamda AK Parti tabanı geniş anlamda toplum “Şehir iyi ki kapatıldı, akademi hızla gelişecek, özgürlükler süratle artacak” şeklinde sevinç mi duyuyor acaba? Kimi trollerin zafer naraları savurması, ulufe bekleyen kimi fırsatçıların meşruiyet gerekçesi pazarlaması sakın kimseyi aldatmasın. Şehir’in kapatılması, isminin silinmesi, akademik kadrosunun tasfiye edilmesi etkisi ancak belli bir zaman sonra gereğince anlaşılacak çok büyük bir kırılma olmuştur.

Baro’da İktidar Mücadelesi Hukukun Tecellisi İçin mi?

Baroların ideolojik ve sınıfsal niteliğini tartışmayı parçası olduğum toplum kesimleri adına bir zaruret görüyorum. Özelde İstanbul ve Ankara barolarının genelde Türkiye Barolar Birliği’nin Kemalist ideoloji ve devlet teamülleri hesabına İslam’ı kamusal alandan kazımaya yönelik misyon ve gayretlerine karşı öteden bu yana mücadele veriyoruz. Mevcut Baro düzeni, işleyişi sürdürülemez elbette. Ancak bir başka, doğrudan bizi ilgilendiren hayati bir meseleye parmak basalım şimdi. AK Parti’nin iktidar olduğu yaklaşık yirmi yıllık süreçte Barolar üzerinde Kemalist-sol, Atatürkçü-ulusalcı siyasetin ağırlığı nasıl bu kadar çok arttı. Şu kadar vakıf, dernek, cemaat, yurt vs. hizmetinin “hafız hukukçular, davasına sadık dindar avukatlar” projeleri hayal miydi? Hukuk fakültelerinin her geçen gün daha fazla Kemalist hukukçu mezun etmesi bir hayal mi yoksa?

İktidar imkanlarının seferber edildiği bir vasatta AK Parti Hükümeti’nin meşruiyetini perçinleyerek önünü açacak; anayasa, kanun ve yönetmelikleri toplumsal talepler doğrultusunda değiştirmek üzere fikir, söylem ve proje geliştirecek bir hukukçu topluluğu var mı? İsraftan ve enaniyet tatmininden öteye anlam taşımayan protokol derneklerini, sıçrama tahtası gibi kullanılan platformları bir kalemde geçiniz. Şunu kulağımıza küpe edelim: Devlet veya belediye tarafından tahsis edilecek binalara, araçlara, ikramlara veya şaşalı törenlere tenezzül etmeyen azimli ve dürüst bir hukukçular grubu mevcut barolardan daha etkili sonuçlar üretebilir. Çokluk yerine niteliğe, iktidar nimetleri yerine adaletin temsilinden neşet eden berekete talip olalım.

Anayasayı, yasaları, yönetmelik ve tüzükleri iddianamesinden hüküm açıklamasına değin mahkemeleri adalet ilkeleriyle tartışmaya açacak, devlete karşı halkın hakkını koruyacak bir hukukçu toplumu teşekkül etmeden barolar kazanılsa ne olur, çoklu baro kanunu yürürlüğe girse ne olur? Çokluk ve şaşa peşinde koşmak, büyük ve köklü geçmişi olanı arzulamak büyük bir zaaf olarak beliriyor. Hukukun felsefesi, adaletin merhametle ayrılmaz ilişkisi üzerine derinlemesine kafa yormadan kestirmeden iktidar olmanın yol ve yöntemlerine sarılmayı marifet bilmeyelim.

Kemalizm’e yanaşarak Kemalist oligarşiyle mücadele edilemeyeceğini, en hassas bir biçimde haram-helal ve adalet-zulüm ayrımını yapmadan Baro’ya hâkim olmanın, Danıştay ve Yargıtay’da egemen olmanın statükoya eklemlenmek olduğunu kimse aklından çıkarmasın.

İhtilalle tahkim edilen yasaları, Kemalist teamül ve menfaat ilişkilerine göre işleyen yargılama süreçlerini, siyaset ve sermaye ilişkilerinin tasallutundaki mahkeme kararlarını esaslı bir sorgulama ve değiştirme süreci başlatacak hukukçular nerede?  

Tekrar vurgulamakta fayda olur: Ayasofya’yı cami olarak ibadete açınca kimse Şehir Üniversitesinin kapatıldığını hatırlamaz sanılmasın. Çoklu Baro kanununun yürürlüğe girmesiyle artık bütün mahkemelerde kılı kırk yaran adalet tecelli edecek diye kimse de kendini avutmasın. 

(Yazar Yeni Akit’teki köşesinde yayımlanan bu yazısını Haksöz-Haber için genişletmiştir)

YAZIYA YORUM KAT

6 Yorum