
Onlar öyle kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer. Başlarına gelen musibetlere sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah yolunda) harcarlar. Hacc/35
“Ey Muhammed alçak gönüllü saygılıları müjdele. Onlar ki yanlarında Allah’ın adı anıldığında kalpleri ürperir.”
Sadece Allah’ın adının anılması ile vicdanlarını ve duygularını bir ürperme alır.
Onlar gerçekten Allah’a kulluk ederler.
Sahip oldukları şeyleri Allah yolunda harcamak konusunda cimrilik yapmazlar.
Bu, salih insanların helal yoldan kazandıkları mallarını, kendi ve bakmak zorunda oldukları kişilerin ihtiyaçlarını karşılamak, akrabalara, komşulara ve diğer ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, Allah'ın kelimesini tebliğ etmek için Allah yolunda harcadıkları anlamına gelir. Kur'an'daki infak terimi, ne aşırı harcama, ne de cimri ve haris olma anlamına gelir, tam tersine kişinin toplumdaki yerine ve imkanlarına göre gerek kendisine gerek başkalarına harcamasıdır.
Bu şekilde inanç ile sembolik ibadetler arasında bir ilgi kuruluyor. Çünkü bu sembolik ibadetler inançtan kaynaklanıp ona dayanmaktadırlar. Sembolik ibadetler, inancın somut ifadesi, onun belirtisidirler. Önemli olan bütün hayatın, hayatta ortaya konan tüm davranışların bu boya ile boyanmasıdır.
Allah anıldığı zaman kalpleri titreyenlerdir onlar. Allah’ın büyüklüğü karşısında titrerler, Rablerine karşı saygıyla dolup taşarlar. Sonra yine onlar:
Kendilerine isabet eden musibetlere sabrederler. Allah’ın takdirine asla isyan etmezler. Başlarına gelen varlık, yokluk, hastalık, sıkıntı, keder, savaş, yaralanma, ölüm ne olursa olsun, asla onları Rablerine kulluktan alıkoymaz.
Namazlarını ikâme ederler. Namazı hayatlarına hakim kılarlar, hayata özdeş bir namaz, namaza özdeş bir hayat yaşarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden de infak ederler. Mallarını, imkânlarını, bilgilerini kardeşleriyle paylaşmanın kavgasını verirler.
BASAİRUL KUR’AN
Râzî, bu âyetin tefsirini şu ana başlıklar altında ele alır:
1- Âyet, bir önceki âyette geçen "muhbitîn" (gönülden itaat eden, mütevazı ve samimi kullar) zümresinin niteliklerini açıklayarak başlar.
Kalbin Titremesi (Vecel): Râzî’ye göre Allah anıldığında veya O'nun azameti hatırlandığında kalbin titremesi, kulun Allah’ın azamet, celâl ve heybetini idrak etmesinden kaynaklanır. Bu titreme bir dehşet değil, saygı ve haşyet dolu bir hürmettir.
Sevgi ve Korkunun Birleşimi: Hakiki mümin, Allah'ın rahmetini ümit ederken aynı zamanda O’nun celâli karşısında derin bir sorumluluk ve çekinme duygusu (haşyet) taşır.
2- Dört Temel Ahlakî ve İbadî Vasıf
Râzî, bu âyette hakiki müminlerin (muhbitlerin) dinî hayatı tam anlamıyla kuşatan dört temel özelliğinin sıralandığını belirtir:
Kalbî İbadet (Allah'ı Anınca Kalbin Titremesi): İbadetin ve kulluğun özü kalptedir. Kalbin ürpermesi, amellerin ihlasla yapılmasını sağlayan içsel bir motiftir.
Nefsânî/Ahlakî Erdem (Musibetlere Sabır): Kaza ve kadere rıza göstermek, başa gelen sıkıntılara (hastalık, darlık, kayıp) sabretmektir. Râzî, sabrın kul ile Rab arasındaki bağın en güçlü imtihanı olduğunu vurgular.
Bedenî İbadet (Namazı Dosdoğru Kılmak - İkāmetü's-Salât): Namazın sadece "kılınması" değil, rükünlerine, huşûuna ve şartlarına riayet edilerek "dosdoğru ikame edilmesi" emredilmiştir. Bu, bedeni ve zihni Allah’a yöneltmektir.
Malî İbadet (İnfak Etmek): Allah’ın lütfettiği rızıktan harcamak, dünya malına olan bağlılığı kırar. Râzî, âyetteki "Kendilerine rızık verdiğimiz şeylerden..." ifadesinin iki önemli inceliğine dikkat çeker:
Rızkın Kaynağı: Malın asıl sahibi insan değil, Allah’tır. Dolayısıyla Allah’ın verdiğini O’nun yolunda harcamak bir minnet vesilesi değil, bir borçtur.
Kapsam: Bu infak hem farz olan zekâtı hem de nafile sadakaları kapsar.
3. İman ile Amel Arasındaki İrtibat
Fahreddin er-Râzî, bu âyetteki sıralamanın rastgele olmadığını, bâtından zahire (kalpten dış organlara) doğru bir hiyerarşi izlediğini belirtir:
Süreç kalpteki iman ve ihlasla (vecel) başlar.
Ardından nefsin terbiyesi (sabır) gelir.
Sonrasında bedenî mükellefiyet (namaz) yer alır.
En nihayetinde toplumsal ve malî sorumluluk (infak) ile tamamlanır.
Özetle Râzî, Hac Sûresi 35. âyetinin, müminin hem Allah ile olan münasebetini (haşyet, sabır, namaz) hem de toplumla olan münasebetini (infak) mükemmel bir dengede toplayan kuşatıcı bir düstur olduğunu ifade eder.
TEFSİRİ KEBİR

