1. YAZARLAR

  2. Hakan Albayrak

  3. Nazilerle Siyonistler Arasında Paralellik Kurmak…

Nazilerle Siyonistler Arasında Paralellik Kurmak…

Haziran 2003A+A-

Moşe Zimmermann:

"İsrail halkının büyük bir bölümünü hiç tereddüt etmeden Nazilerle aynı kefeye koyuyorum"

Batı Şeria'daki işgal kuvvetlerine katılmayı reddeden İsrailli bir subay, BBC'de 'sorgulanıyor':

- Niçin emre itaat etmiyorsunuz?

- Çünkü İsrail ordusunun Batı Şeria'daki varlığının gayri meşru olduğunu düşünüyorum. Orada işlenen suçlara iştirak etmek istemiyorum.

- Bir asker olarak böyle bir itiraz hakkınız var mı? Üstlerinize itaat yemini etmediniz mi?

- Ben İsrail'i korumaya ant içtim. İsrail, prensipte, insan haklarına saygılı bir demokrasidir. Ordunun Batı Şeria'daki insan hakları ihlallerine karşı çıkmakla İsrail devletinin temel prensiplerine sadakatimi ortaya koyuyorum.

- Bu sizin bakış açınız. Herkes şahsi kanaatine göre hareket etse, ordunun disiplini bozulmaz mı? "İsrail demokratik bir ülkedir, ama ordu demokratik bir kurum değildir. Orduda herkes üstlerine itaat etmekle mükelleftir. İtaat etmeyenler mutlaka cezalandırılmalı. Aksi takdirde ordu yozlaşır, ülke güvenliği tehlikeye girer" diyen İsrailli yöneticilere hak vermek gerekmez mi?

- Bence hiç kimse, hiçbir kayıt ve şart altında suç işlemeye zorlanamaz.

Vicdani retçi subay, son soruya verdiği cevaba şunu da eklemeliydi :

"Nürnberg Mahkemeleri'nde kendilerini 'biz emir kuluyduk' diye savunan Nazi savaş suçluları, 'katliam emrini uygulamayı ne pahasına olursa olsun reddetmeliydiniz' diye azarlanmamışlar mıydı? İsrail'de yargılanıp idam edilen Adolf Eichmann'a da 'niçin emre itaatsizlik etmedin?' diye sorulmamış mıydı?"

Böyle konuşmak, Batı Şeria'daki işgal kuvvetlerinde görev yapmayı reddetmekten daha büyük bir cesaret gerektiriyor. Almanya'da Cemal Karslı'nın başına gelenleri hatırlayalım: Nordrhein Westfalen Eyalet Meclisi üyesi Cemal Karslı, "İsrail ordusunun Batı Şeria'da tatbik ettiği metotlar, Nazi zulmünün hayatta kalan kurbanlarında ürpertici çağrışımlar yapıyor" dediği için adeta 'aforoz' edildi ('demokrasi kilisesi'nden ihraç edildi). Nazi zulmünü de tel'in mahiyeti taşıyan bu sözler, kamuoyuna, müthiş bir maniplasyon kampanyasıyla, "gizli anti-semitizmin dışa vurumu" olarak sunuldu. Parlak bir siyasetçi olan ve bilhassa Alman-Arap işbirliğini geliştirmeye matuf gayretleriyle tanınan Karslı, bir kaşık suda boğuldu. Hür Demokrat Parti, O'nu meclis grubundan dışlamak zorunda kaldı. Diğer partiler de Karslı'ya vebalı muamelesi yapıyor. Nazilerin Yahudilere zulmettiğini söyleyen bir kimseyi, sırf İsrail ordusunun uygulamalarına karşı çıkıyor diye anti-semitizmle suçlamanın ne kadar saçma olduğunu hepsi biliyor tabii. Gel gelelim, 'dünya sistemi'nin şu önemli kuralını çiğneyerek siyasi kariyerlerini riske atmayı göze alamıyorlar:  "Nazilerden gördükleri eşsiz zulüm, Yahudilere, diğer bütün  milletler karşısında 'ahlaki bir üstünlük' kazandırmıştır. Bu 'ahlaki üstünlük' sayesinde Yahudiler, diğer bütün milletler için bağlayıcı olan kuralları pervasızca çiğneyebilirler. Onları kimse hesaba çekemez, çünkü, Holokost kültü sayesinde, ne kadar zulmederlerse etsinler hep mazlum konumundadırlar. Nazi zulmüyle Siyonist zulmü arasında paralellik kurmak, Yahudilerin özel statüsüne halel getireceği için, tu kakadır!"

Kuralı çiğneyenler acımasızca –ve dahi mantıksızca- cezalandırılıyor. Raşit Gannuşi'nin "Siyonist ahtapot" diye andığı malum lobi, İsrail ordusunu eleştiren Yahudilere bile anti-semitist damgası vurmaktan imtina etmiyor. Yahudi ırkının yeryüzünden silinmesini arzu eden bir Yahudi olabilir mi? Siyonistlere göre olabilir; mesela "yeni tarihçiler" akımının önemli isimlerinden Moşe Zimmermann öyle biridir!

Sadece İsrail ordusuyla SS birlikleri arasında değil, aynı zamanda İsrail halkı ile Nazilere oy veren sıradan Almanlar arasında da paralellik kuran –ve tabii ki 'aforoz' edilen- Zimmermann'ın sözleriyle bitirelim yazımızı:

"1933'te Hitler'e oy verenler, bunu Almanya'da hüküm süren düzensizliğin giderilmesi için yaptıklarını, Nasyonal Sosyalist ideolojiyi benimsemediklerini ve rejimin böylesi aşırılıklara gideceğini düşünmediklerini söyleseler bile, olup bitenlerden bir ölçüde sorumludurlar... Ben bu hadiseyi inceledim ve İsrail'deki durumla paralellikler kurdum: Halk, toprak işgali ahlaksızlığına karşı sesini yükseltmiyor. İşgali tasvip eden bir partiye oy vermek suç sayılmıyor. İşgal altındaki topraklarda gönüllü olarak hizmet veren askerlere kahraman muamelesi yapılıyor. Bu askerlerin, SS birliklerine gönüllü yazılan Almanlardan ne farkları var? İsrail halkının büyük bir bölümünü hiç tereddüt etmeden Nazilerle aynı kefeye koyuyorum. El Halil'deki Yahudi yerleşim birimlerinde oturanların çocuklarına bir bakın; Küçük yaşlardan itibaren her Arap'ın kötü olduğu ve Yahudi olmayan herkesin düşman olduğu fikriyle doldurulan bu gençler, tıpatıp Hitler Gençliği'ne benziyorlar. Eski bakanlardan Rehevan Ze'evi (Filistin Halk Kurtuluş Cephesi askerleri tarafından iki yıl önce kurşuna dizildi.-H.A.- ) işgal edilen topraklardaki bütün Filistinlilerin sürülmelerini istiyordu. Nazi Partisi'nin resmi programı da böyleydi işte: Bütün Yahudileri sürmek." (Yeruşalayim gazetesi, 28 Nisan 1995)

Bu yazı toplam 1749 defa okunmuştur.
BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR