Cahiliye medyasının amiral gemisi Hürriyet Gazetesi'nin başyazarlığını kimselere kaptırmayan Oktay Ekşi, Marmara Depremi'nin yıldönümü vesilesiyle öyle bir yazı döktürdü ki, yazıyı okuyunca ancak masallara nasip olabilecek o yüksek inandırıcılığı karşısında gözleriniz doluyor!
"Depremin 10'uncu yılında" başlığını taşıyan yazısında önce yaşanan yıkımın ve can kaybının büyüklüğünü dile getiren Ekşi, ardından, o günleri yaşayan herkesin rahatlıkla hatırlayacağı üzere tam anlamıyla enkaz altında kalan dönemin hükümetini (DSP-MHP-ANAP Koalisyonu) temize çıkarma, daha da ötesi kahramanlaştırma çabasına girişti.
Depremle ilgili "Yaşadığımız bir büyük felaketti. Üstelik Türkiye'nin en gelişmiş ve en yoğun nüfuslu yöresini vurmuştu. Can kaybı gibi maddi kayıp da hiçbir ulusun altından kolayca kalkamayacağı kadar büyüktü. İşin üzüntü veren yanı, başta hükümet olmak üzere hiçbirimiz depremin büyüklüğünü ve kaybın çapını ilk bir iki gün fark edemedik" yorumu yapan Hürriyet'in değişmez başyazarı, bu satırların hemen ardından bombayı patlattı:
"Ama merhum Başbakan Bülent Ecevit o ilk şaşkınlık saatlerini telafi eden öyle büyük bir enerji ile olayın sorumluluğunu üstlendi ki... Hükümet gerçekten mucizeler yarattı..."
Neymiş bu "mucizeler", Ekşi'nin kaleminden okuyalım:
"Devletin tüm olanakları bir anda deprem yarasını sarmaya tahsis edildi. Bu çapta bir felakete karşı hiçbir hazırlığı olmayan resmi makamlarımız ilk günlerdeki şaşkınlığı kısa sürede attı. Kimin nereye, hangi yetkiyle müdahale edeceği, kurtarma çalışmalarının nasıl yürütüleceği, hayatını kaybedenlerle kimin, canı kurtulmuş olanlarla kimin meşgul olacağı, ilacın, doktorun, gıdanın nereden geleceği dahil sayısız sorun, çaresizlik içindeki insanların isyanına yol açıyordu.
İşte bu aşamada müthiş bir şey oldu:
Hükümetin dinamizmi toplumda büyük bir seferberlik ruhu yarattı. İnsanlar tüm olanaklarıyla deprem bölgesine yardıma koştu. O kadar ki, bir aşamada yetkililer "Artık yardım getirmeyin. İlaç, gıda, giyecek dahil her şey fazlasıyla var, ama onları koyacak yerimiz yok" demek zorunda kaldı.
Felakete uğrayanlar eşi görülmedik bir hızla önce çadırlara ardından da çok kısa bir sürede yapılmış deprem evlerine yerleştirildi.
Ve bir sene, bir buçuk sene gibi bir sürenin sonunda nerdeyse sarılmadık yara kalmadı."
Başta da belirttiğimiz gibi, Ekşi'nin yazısı, ancak masallarda rastlanabilecek bir inandırıcılıkla göz dolduruyor!
O günleri biz hiç yaşamadık... O günlerde gazeteler "Nerede bu devlet!" diye hiç başlık atmadı... Tv kanallarında günlerce enkaz görüntüleri eşliğinde "Devlet enkazda" altbaşlıkları kullanılmadı... Adapazarında duvarlara "Depremzedeler burada, devlet nerede" diye yazılmadı...
"Devletin tüm olanakları bir anda deprem yarasını sarmaya tahsis edildi" öyle mi? Yalanın da bir ölçüsü, bir sınırı olmalı değil mi be Okyat Ekşi!
Acaba tam tersi olmuş olmasın? Mesela, depremzedeler için çeşitli ülkelerden gelen yardım paraları o övmekle bitiremediğin Hükümetin ödeyemediği memur maaşları için kullanılmış olmasın!
Biz hiçbir şey bilmiyoruz, o günlerde toplumca hep beraber yeni bir deprem olur korkusuyla aya çıkmıştık nasılsa... Sen belli ki buralarda kalmışsın, olayları yerinde takip etmişsin, embedded (iliştirilmiş) bir yazar olarak...
Sen yazmaya devam et Oktay Ekşi... Büyüklere masal anlatacak birileri de lazım bu topluma... Kendinden başka inanacak birilerini bulur musun bu uçuk masallara bilinmez... Fakat masal işte, sen devam et...
Şükrü Hüseyinoğlu / Haksöz Haber

