Obama’nın Tercihleri Yahudi Lobileri Bölüyor

Obama’nın Tercihleri Yahudi Lobileri Bölüyor

Yerleşim yerleri konusunda İsrail ve ABD arasında çıkan ihtilaf İsrail yanlısı lobilere de sıçradı. Obama yönetiminin benimsediği tutum muhafazakâr ve yenilikçi lobi gruplarını karşı karşıya getirdi.

Başkentteki İsrail yanlısı lobi grupları arasında süren nüfuz savaşı bütün şiddetini artırmış durumda. Bir yanda, 100.000 üyesi, 75 milyon dolar bütçesi ve Kongre binasından iki adım uzaktaki merkezlerinde (First Street, Washington) faaliyet gösteren 165 çalışanıyla tam anlamıyla bir savaş makinesi diyebileceğimiz, kısa adıyla AIPAC olarak bilinen Amerika-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi, diğer yanda ise tasarrufundaki 3 milyon dolarlık bütçe ve yalnız 15 çalışanıyla Amerikan siyaset sahnesine yeni katılmış orta büyüklükteki J Street.

İki çıkar grubunu karşı karşıya getiren çok fazla etken var; kapasiteleri, kökenleri, nüfuz güçleri ve özellikle de amaçları bunlardan bazıları. AIPAC Benyamin Netanyahu'nun önderliğindeki İsrail sağ kanadının ve ABD ile Yahudi devleti arasındaki ittifakın yılmaz savunuculuğunu yaparken, daha çok yenilikçi bir görüntü çizen J Street "barışın teşviki" adına İsrail'den taviz vermesini talep edebiliyor. Nitekim büyük bir gücü elinde bulundurmasına rağmen Amerikan Yahudi toplumunu pek temsil edemeyen AIPAC'a rakip olmak amacıyla 2008 yılında kurulan J Street'in ortaya çıkış sebebi de yukarıda yer verilen fikir ayrılığı.

Joe Biden'ın İsrail ziyareti esnasında Doğu Kudüs'te yeni yerleşim yerlerinin inşasına dönük iznin çıkmasıyla birlikte yükselen İsrail-ABD gerginliği, iki düşman lobi grubunu birbirine karşı sürdürdüğü muhalif tutumu daha da sertleştirmeye yöneltti. Obama'nın ABD'nin Ortadoğu'ya ilişkin dış politikasını yeniden şekillendirme niyeti karşısında oldukça muhalif bir tavır benimseyen AIPAC Pazar günü yayınladığı bildiride "son günlerde artan sözlü saldırıları" eleştirirken, Amerikan yönetimine "Yahudi devleti ile süren gerginliği yatıştırmaya yönelik acil önlemler alması" konusunda çağrıda bulundu. Grup açıklamasında, söz konusu gerginliğin "İran'ın nükleer silah elde etme çabaları ve İsrail ile bütün Arap komşuları arasında devam eden barış arayışı" gibi acil sorunlarla ilgilenilmesine engel teşkil ettiğini dile getirdi.

"Zaman artık boş sözler sarf etme zamanı değil"

Amerikan yönetiminin öfkesini "hem makul hem de haklı" bulan J Street'in ise gelişmelerle alakalı tutumu tamamen farklı. Amerikan dış politikasının benimsediği iki devletli çözüm anlayışına açıktan destek veren grubun internet sitesinde "Zaman artık boş sözler sarf etme zamanı değil harekete geçme zamanı" ifadesi yer alıyor. Dahası var, J Street barış planının, Hamas da dahil olmak üzere ihtilafın tüm taraflarıyla müzakere edilmesi gerektiğini savunuyor. Sağ görüşlü Yahudi kuruluşları bu nevzuhur lobi grubunu "siyonizme ihanetle" suçlamak için herhalde daha fazla nedene ihtiyaç duymazlar.

Yine de J Street'in temsil tabanını ve bunun neticesinde de meşruiyetini genişletmekte olduğunu belirtmek gerekiyor. Örgüt kendini, 2008 yılında Obama'ya oy veren Amerikan Yahudilerinin yüzde 78'ine tekabül eden sessiz bir çoğunluğun sesi olarak görüyor. Amerikan Yahudilerine yönelik bir dizi anket de düzenleyen lobi grubu olumlu sonuçlar elde etti. Zira katılımcıların yüzde 64'ü Ortadoğu konusunda gönüllü diplomasinin (diplomatie volontariste) hayata geçirilmesini istiyordu ki bu durum İsrail'in eleştirildiği anlamına geliyordu. Ankete katılanların yüzde 66'sı ise Hamas ve Suriye ile görüşmelerin yeniden başlatılması taraftarıydı.

Fakat her ne kadar J Street sokaktaki vatandaşın desteğini alıyor olsa da, AIPAC için çalışan lobicilerin siyasî idare üzerinde söz sahibi olduğu ve gerek Kongre'de gerekse de Senato'da hiç de azımsanmayacak bir nüfuzunun bulunduğu ortada. Nitekim geçen Ağustos ayında grup, Arap ülkelerinin İsrail karşısında "adım atmasını" sağlaması için Barack Obama'ya çağrıda bulunan bir dilekçe girişiminde bulunmuş ve 71 senatörün imzasını almıştı. Öte yandan AIPAC, Yahudi devletini tehdit ettiğini düşündüğü İran'ın nükleer programına karşı da yılmaz bir mücadele içinde. Ancak bu mücadelenin Amerikan diplomasisi eşliğinde yürütüldüğü görülüyor. Nitekim Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Philip Crowley'nin Pazartesi günü yaptığı açıklamada İran sorunuyla alakalı olarak "ABD'nin İsrail'in güvenliğine ilişkin taahhüdünde en ufak bir esneme söz konusu değildir" ifadesini kullanması da bunun bir işareti.

(Le Figaro, 16 Mart 2010, les choix d'Obama divisent les lobbys américains / ekopolitik.org)

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir