Mustafa Mansur / Fokusplus
Dezenformasyon ve Yalanlar İsrailli Seçmeni Nasıl Yönlendiriyor?
Seçim kampanyaları artık yalnızca parti programları, adayların vaatleri ve önemini hala koruyan diğer geleneksel yöntemlerle sınırlı değil. Başka bir ifadeyle bunlar, seçmenleri belirli bir aday ya da parti lehine oy kullanmaya ikna eden tek unsur olmaktan çıktı.
Toplumsal algının belirli yöntemlerle şekillendirilmesi ve kullanılması, seçim kampanyalarında etkili bir taktiğe dönüştü. Hatta bu yöntem, bir seçim kampanyasını rakiplerinin önüne geçiren en önemli stratejik araçlardan biri olarak görülüyor.
Seçmen algısının şekillendirilmesi, kampanya ekiplerinin seçmenlerin ihtiyaçlarını, ekonomik ve sosyal koşullarını ve önceliklerini doğru biçimde analiz etmesine dayanıyor. Ardından seçmenin duygularına seslenilerek psikolojik durumu üzerinde etkili olunmaya çalışılıyor.
Bu algı iki temel yöntemle şekillendiriliyor.
İlk yöntem, seçmenler arasında korku ve endişe ortamı oluşturmaya dayanıyor. Ülke içinde yaşanan güvenlik olayları olduğundan daha büyük gösterilirken sosyal adaletsizlik, ayrımcılık ve ırkçılık nedeniyle toplumdaki bölünmenin derinleştiği vurgulanıyor. Buna ekonomik koşullardaki kötüleşme de ekleniyor.
Dış politikada ise ülkeyi hedef aldığı öne sürülen doğrudan ya da potansiyel düşmanların oluşturduğu tehlike abartılıyor. Böylece seçmenlere, kendilerini ve ülkelerini içeride ve dışarıda koruyamayacak yanlış bir adayı seçmeleri durumunda hayatlarının tehdit altında kalabileceği mesajı veriliyor.
Seçim kampanyaları bu süreçte rakiplerini itibarsızlaştırmak ve dengelerini bozmak için çeşitli yalanlara ve söylentilere başvuruyor. Rakip adaylar hakkında ahlaki skandallar ve mali yolsuzluk iddiaları ortaya atılıyor. Söylentiler kimi zaman, adayların ulusal güvenliği tehdit eden yabancı taraflarla bağlantı kurduğu ve ülkeye ihanet ettiği suçlamalarına kadar varabiliyor.
Bu suçlamalar, seçmenlerin söz konusu adaylardan uzaklaşmasına ve onlara olan güvenini kaybetmesine neden oluyor.
İkinci yöntem ise seçmeni vaatlerle ikna etmeye dayanıyor. Buna göre güvenlik, ekonomik refah ve istikrar ancak söz konusu kampanyanın desteklenmesiyle sağlanabilir.
Kampanya ekibi, ülkedeki sorunları tespit eden ve bunlara çözüm üretebilecek tek tarafın kendisi olduğunu savunuyor. Ülkedeki tüm eksikliklerin giderileceğini, yalnızca vaatlerde bulunulmayacağını ve açıklanan programın seçmenlerin öncelikleri ile ihtiyaçlarını dikkate alan belirli bir takvim doğrultusunda hayata geçirileceğini öne sürüyor.
Böylesine belirsiz bir ortamda özellikle kendisini sağda ya da solda tanımlamayan veya hangi partiye oy vereceğine henüz karar vermemiş seçmenler, söylenti ve yalanlara nesnel bir değerlendirme yaparak değil, duygularıyla yaklaşabiliyor.
Öte yandan aynı seçmenler, ortaya atılan tehditlerin gerçekleşmesinden korktukları ya da vaatlerin gerçek olmasını umdukları için seçim vaatlerine de inanabiliyor.
Kararsız seçmenlerin adaylarla ilgili iddiaları doğrulayacak veya çürütecek güvenilir bilgilere ve siyasi tecrübeye sahip olmaması, kafa karışıklığını daha da artırıyor.
Söylenti ve yalanların sürekli tekrarlanması bazı durumlarda seçmenlerin seçim sürecinden tamamen uzaklaşmasına da yol açabiliyor. Böyle bir durumda söylentiyi yayan taraf, seçmenin oyunu doğrudan kazanamasa bile rakibinin bu oyu almasını engelleyerek hedefine ulaşmış oluyor.
İsrail’de seçim kampanyalarının yeni silahı
27 Ekim’de yapılması planlanan 26’ncı Knesset seçimlerinde yarışan taraflar arasında Binyamin Netanyahu liderliğindeki Likud koalisyonu ile farklı eğilim ve ittifaklardan oluşan muhalefet bulunuyor.
Her iki taraf da seçim programlarında vatandaşların yaşam standartlarını iyileştirme, toplumun tamamı için adalet ve eşitlik sağlama ve ülkenin ulusal güvenliğini koruma sözü veriyor.
Ancak taraflar bununla yetinmiyor. İsrailli seçmenlerin toplumsal algısını şekillendirmek amacıyla söylenti ve yalanları da etkili bir araç olarak kullanıyorlar. Bu yöntemle kendi vaatlerini güçlendirmeye, rakiplerini itibarsızlaştırmaya ve seçim yarışı başlamadan önce onları psikolojik olarak zayıflatmaya çalışıyorlar.
Bu nedenle söylenti, psikolojik savaşın en güçlü yöntemlerinden biri olarak değerlendiriliyor.
İsrail medyası konusunda uzmanlaşan ve Yedinci Göz adlı internet sitesinin muhabirliğini yapan Hen Agri, hazırladığı araştırmada Likud Partisi’nin söylenti ve yalanların yayılmasında belirgin biçimde öne çıktığını belirtiyor.
Agri araştırmasına şu ifadelerle başlıyor: “Adil ve şeffaf seçimler yapılmasını istemek, gerçeklere dayanan dürüst ve hakkaniyetli bir tartışma ortamı oluşturmak yalnızca belirli bir siyasi kampa ait bir talep değildir.”
Agri sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ne yazık ki kapsamlı incelememiz, iktidardaki Likud Partisi’nin yalan ve yanıltıcı propagandanın yayılmasında en baskın taraf olduğunu ortaya koydu. İsrail’deki mevcut koşullar dikkate alındığında bu sonuç şaşırtıcı değildir. Hükümet ve özellikle Başbakan Binyamin Netanyahu, İsrail medyası üzerinde diğer bütün partilerden ve siyasetçilerden çok daha güçlü bir kontrol ve nüfuza sahiptir.”
Netanyahu ekibinin iki aşamalı stratejisi
Netanyahu ekibinin söylenti ve yalanlardan yararlanma stratejisi iki farklı hat üzerinden ilerliyor.

Birinci hat, doğrudan Netanyahu ve koalisyonuyla ilgili söylemleri kapsıyor.
Netanyahu bu süreçte, İsrail’de diğer bütün konuların önüne geçen savaş ve olağanüstü hal atmosferinden yararlanarak seçmenlerin toplumsal algısını şekillendirmeye çalışıyor.
Güvenlik boyutunu öne çıkaran Netanyahu, dış tehditleri ve bunların ekonomik krizlere etkisini olduğundan daha büyük gösteriyor. Özellikle İran ile İran’ın Lübnan ve Yemen’deki müttefiklerinin oluşturduğu tehdide dikkat çekiyor.
Bunun yanı sıra silahları henüz elinden alınmamış olan Hamas’ın oluşturduğu tehlikenin devam ettiğini savunuyor.
Netanyahu bu nedenle, hükümetinin yürüttüğü savaşların hedeflerine ulaşması ve İsrail vatandaşlarının ulusal güvenliğinin sağlanması için daha fazla zamana ihtiyaç duyduğunu öne sürüyor.
Dış tehditlerin ortadan kaldırılmasının ardından ülke içindeki inşa ve kalkınma çalışmalarına devam edileceğini, ekonomik refahın yeniden sağlanacağını ve toplumdaki bölünmenin azaltılacağını vurguluyor.
Muhalefete ihanet ve seçimlere müdahale suçlaması
İkinci hat ise genel olarak rakipleri, özel olarak da muhalefet liderlerini itibarsızlaştırmaya dayanıyor.
Netanyahu ve ekibi, muhalefeti seçimlerde hile yapmaya çalışmakla ve ülkeye ihanet etmekle suçluyor. Böylece seçim süreci daha başlamadan seçimlerin güvenilirliği konusunda şüphe oluşturuluyor.
Benzer bir yöntem 2021 seçimlerinde de kullanılmıştı. Netanyahu ve Likud Partisi, İsrail Merkez Seçim Komisyonu’nun iddiaları destekleyen herhangi bir kanıt bulunmadığını açıklamasına rağmen, demokrasi tarihinin en büyük seçim hilesiyle karşı karşıya olduklarını ileri sürmüştü.
Amerika’nın Sesi Radyosu’nda çalışan ve Orta Doğu’daki güncel gelişmeleri analiz eden gazeteci Nisan Ahmedo da bu duruma dikkat çekiyor.
Netanyahu ve ekibi, rakipleri üzerinden yabancı müdahale endişesini gündeme getiriyor. Muhalefetin sosyal medya platformlarını ve yapay zekâ araçlarını gerçekleri çarpıtmak ve kaos yaymak için güçlü medya araçları olarak kullandığını iddia ediyor.
Bu yolla rakiplerinin, ülkenin çıkarları ve güvenliği yerine kendi kişisel çıkarları doğrultusunda seçmenlerin kararlarını etkilemeye çalıştığını savunuyor.
Netanyahu ve ekibinin amacı, rakiplerinin ülkeye olan bağlılığı ve sadakati konusunda şüphe oluşturmak.
Netanyahu’nun kampanya ekibi, özellikle Arap partilerine yönelik İsrail kamuoyunu etkilemek için ırkçı söylentiler de yayıyor. Netanyahu, Arap partileriyle ittifak kuran siyasi oluşumları teröre destek vermekle suçluyor.
Öte yandan Netanyahu’nun aşırı sağcı hükümeti, Arap seçmenleri korkutmak ve seçimlere katılmalarını engellemek amacıyla yanıltıcı ve kışkırtıcı kampanyalar yürütüyor.
Arapların siyasi katılımı hedef alınıyor
Hen Agri, araştırmasında Netanyahu ve ekibinin Arap vatandaşlara yönelik söylemlerinde hâkim olan yanlış anlatılara da değiniyor.
Seçim söylemine egemen olan bu anlatıların önemli bir bölümü, genel olarak İsrail’deki Arap vatandaşların, özel olarak da Arap aday ve partilerin siyasi katılımını gayrimeşru göstermeyi amaçlıyor.
Arap partilerinin ve adayların terörü desteklediği, beşinci kol olarak hareket ettiği ve İsrail devletinin güvenliğiyle vatandaşları için tehdit oluşturduğu yönünde ırkçı ve gerçeği yansıtmayan iddialar ortaya atılıyor.
Kışkırtma boyutuna ulaşan bu suçlamalar, Likud Partisi ve Netanyahu koalisyonu açısından özel bir önem taşıyor.
Çünkü kamuoyu araştırmalarındaki genel eğilim, muhalefet partilerinin Yahudiler ile Arapların ortak siyasi desteği olmadan bir koalisyon hükümeti kuramayacağını gösteriyor.
Muhalefet de aynı silaha başvuruyor
Muhalefet ve farklı ittifakları da aynı silahı kullanıyor. Muhalefet, İsrailli seçmenlerin Netanyahu’nun aşırı sağcı hükümetine olan güvenini sarsacak haber ve iddiaları yaymak için yoğun çaba gösteriyor.
Ancak İsrail medyası üzerindeki güçlü kontrolü nedeniyle bu alanda Likud Partisi’yle rekabet edemiyor.
Muhalefet, bazı gerçekleri çok sayıda iddia ve abartıyla bir araya getiriyor. Netanyahu’nun İsrail’i yedi cephede yürütülen bir savaşa sürüklemekte kişisel çıkarı bulunduğunu öne çıkarıyor.
Bu savaşın İsrail ekonomisini tükettiğini ve toplumdaki insanların moralini zayıflattığını savunuyor. Esirlerin, ölenlerin ve yaralananların ailelerinin yaşadığı acıların toplumu derinden etkilediğine dikkat çekiyor.

Haredilerin Tevrat eğitimi gördükleri gerekçesiyle ülkeyi savunmayı reddetmesinin de toplumdaki bölünmeyi artırdığını belirtiyor.
Netanyahu hakkındaki bu suçlamaların abartılması ise Netanyahu ve aşırı sağcı hükümetinin işine yarayabilir.
Netanyahu’nun kişisel kazanç sağlama ve mali yolsuzluk suçlamalarıyla yargılandığı dava hala mahkemede bulunuyor ve hakkında kesin bir karar verilmiş değil.
Bu nedenle muhalefetin iddiaları, Netanyahu’nun rakiplerinin siyasi çıkarlarını ve hedeflerini ulusal güvenliğin önünde tuttuğu yönündeki suçlamalarını güçlendirebilir.
Netanyahu’nun yedi cephede savaş yürütmesi, kendisi ve ekibi için olumsuz değil, aksine destekleyici bir unsur olarak sunuluyor.
Likud’un medya mekanizması Netanyahu’yu, ülkesinin ulusal güvenliğini aynı anda birçok cephede savunan bir kahraman olarak gösteriyor.
Bu anlatı aynı zamanda Netanyahu’nun, İsrail’in müzakere edilmesi değil, mücadele edilerek ortadan kaldırılması gereken düşmanlar tarafından kuşatıldığı yönündeki iddialarını da güçlendiriyor.
Haredilerin askere alınması tartışması
Muhalefet, Netanyahu hükümetini dinî okul öğrencilerinin tutuklanmasının dondurulması ve Tevrat eğitimiyle ilgili iki yasa üzerinden de hedef aldı.
Söz konusu yasaların toplumdaki bölünmeyi güçlendireceğini ve Haredilerin askere alınmamasını resmîleştireceğini ileri sürdü.
Netanyahu ise yalan propaganda olarak nitelendirdiği bu suçlamalara bizzat yanıt verdi.
Gazeteci Kobi Eliya’nın makalesine göre Başbakan Binyamin Netanyahu, bakanlarla yaptığı telefon görüşmelerinde tutuklamaların dondurulmasına ilişkin yasa hakkındaki siyasi ve toplumsal tartışmalarda yöneltilen eleştirilere tepki gösterdi.
Netanyahu, bakanlardan kendisine yöneltilen suçlamalara cevap vermelerini istedi ve şöyle konuştu: “Bu yalan propagandayı çürütmeliyiz. Bu yasa zarar vermiyor.”
Netanyahu, atılan adımın amacının tutuklananların sayısını artırmak değil, askerlik hizmetine katılımı teşvik etmek olduğunu vurguladı.
Biz tutuklu değil, asker istiyoruz. Tutuklananların sayısı arttıkça askere katılanların sayısı azalır.
Netanyahu, askerlik hizmetiyle dinî eğitimi bir arada yürüten Hesder dinî okullarının yöneticilerinden de benzer bir mesaj geldiğini söyledi.
Netanyahu’ya göre bu isimler, tutuklama tehdidinin dahi askerlik hizmetine katılım çalışmalarına zarar verdiğine inanıyor.
Netanyahu şöyle devam etti: “Bu tehdit ortaya çıktığı anda her şey duruyor. Geriye yalnızca nefret ve bölünme kalıyor.”
Smotrich’ten ekonomi savunması
Netanyahu, dinî okul öğrencilerinin tutuklanmasının dondurulması ve Tevrat eğitimiyle ilgili yasalar hakkındaki muhalefet iddialarına yanıt verirken, hükümetin Maliye Bakanı Bezalel Smotrich de İsrail ekonomisinin Netanyahu’nun aşırı sağcı hükümeti döneminde kötüleştiği yönündeki solun abartılı iddialarına cevap verdi.

Smotrich bu açıklamaları, dinî Siyonist akımı temsil eden Tekuma, diğer adıyla Uyanış Hareketi’nin Ulusal Kamp Konferansı’na katıldığı sırada yaptı.
İngilizce yayın yapan Kanal 7’nin editörü Yoni Kempinski’nin haberine göre Smotrich, İsrail ekonomisinin durumuna değinerek şunları söyledi: “Solun yaydığı bütün tahmin ve korku söylemlerinin aksine İsrail ekonomisi mükemmel durumda. Hükümetin doğru yönetimi sayesinde bütün beklentilerin üzerinde bir performans gösteriyor. İsrail tarihinin en uzun ve en maliyetli savaşına rağmen yedek askerlerin ve orta sınıfın vergilerini azalttık. Bankaların vatandaşları sömürmesine karşı köklü reformlar yaptık. Böylece siz vatandaşların cebinde daha fazla para kalmasını sağladık. Şekel ve İsrail borsası rekor seviyelere ulaşıyor. Yabancı yatırımlar da İsrail’e akıyor.”
Smotrich konuşmasının son bölümünde, seçimlerden sonra hükümetin değişme ihtimaline karşı uyarıda bulundu.
Gadi Eisenkot liderliğindeki bir hükümetin, İsrail’in kalbinde terörist bir Filistin devletinin kurulmasını destekleyeceğini öne sürdü.
Böyle bir hükümetin mevcut yönetimin Batı Şeria’da attığı adımları da iptal edeceğini savunan Smotrich, şöyle konuştu: “Önümüzdeki seçimler, burada sorumlu ve ulusal Siyonist bir hükümet mi yoksa Arapların desteğiyle devletçi görünümüne bürünmüş tehlikeli bir sol hükümet mi kurulacağıyla ilgilidir.”
Smotrich, kışkırtmayı bırak
Smotrich’in emekli Tümgeneral ve İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’a yönelik açıklamalarına, eski Dinî Hizmetler Bakanı ve Eisenkot’un Yaşar Partisi üyelerinden Matan Kahana yanıt verdi.

Kahana açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Smotrich, partisindeki bakanlar ile Knesset üyelerinin istifa dalgasından korkuyor. Bu nedenle baskı altında, hayatını İsrail’in güvenliğine adamış eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’a karşı kışkırtıcı, yanıltıcı ve sorumsuz yalanlar yaymayı tercih ediyor. Hamas’ı kendisi için bir kazanım olarak gören Smotrich, Nuhba güçlerinin oluşturduğu tehdidi fark edemeyen hükümetin bir üyesidir. İsrail’i 7 Ekim katliamına sürükleyen yönetimin önde gelen isimlerinden biri olan Smotrich, hâlâ askerlikten kaçışı teşvik eden yasaları destekliyor ve bunların propagandasını yapıyor. Buna rağmen emekli Tümgeneral Gadi Eisenkot’a karşı kışkırtıcılık yapıyor. Smotrich, artık kışkırtmaya son ver.”

