Açıklamayı platform adına Heda-Der başkanı Adem Yıldız yaptı. Kelepçeli kararın hukuki bir metin olarak değerlendirilemeyeceğini söyleyen Yıldız, bu metnin baskıcı laiklik anlayışının bir dayatması olduğunu söyledi. Bu dayatmanın ülkemizi ve halkımızı bir çıkmaza doğru sürüklediğini ifade ederek bu gidişatın sonunu7n oligarşik, faşizan bir diktatörya olacağının ifade etti. Getirilen yasaklarla ülkenin daha karanlık bir döneme götürülmek istendiğinin söyledi.
Ülkede siyaset erkini elinde bulunduranların ya gücünün farkında olmadığını ya da sözlerinde samimi olmadıklarını belirten Yıldız, iktidara olan güvenin sarsıldığını ve umutların tükendiğini ifade ettikten sonra ''Kendi kurumlarının bile haklarını korumakta zorlananlar, müslümanların haklarını nasıl korurlar?'' diye sordu.
Çözümün halkın iradesinde ve halkın kendisinde olduğunu belirttikten sonra hak ve özgürlükler için direniş çağrısında bulundu. Sabır, sebat ve inançla sürdürülen her direnişin başarıya ulaşacağını belirtip eylemlerin kararlı ve devamlılığına işaret etti.
Geniş bir katılımın gözlemlendiği açıklama kararlılık ifadesiyle, vakur bir şekilde sessizce dağıldı.
Yıldız'ın, ''Hak ve özgürlüklerin ihlal edilmediği adaletin tesis edildiği bir ülkede yaşama umudu ile hepinizi 61. haftada aynı yer ve saatte buluşmak üzere Allah'a emanet ederiz.'' Çağrısıyla son buldu.
Basın açıklamasının tam metni:
Geçtiğimiz günler de anayasa mahkemesi başörtüsü ve ak partinin kapatılması hakkında esastan görüştüğü davanın gerekçeli kararını açıkladı. Akabinde ülke, başörtüsünün merkeze oturduğu bireysel haklar, özgürlükler ve kamusal alan tartışmalarının içine sürüklendi. Anayasa mahkemesi bizce yetkisini aşarak almış olduğu kararın, gerekçeleli açıklamasında laiklik, başörtüsü ve kamusal alan üzerine getirmiş olduğu önyargılı ve tepeden inmeci yorumları ile tartışmaların fitilini ateşlemiştir. Hâlihazırda saldırmaya ve tahkir etmeye teşne bir grup yazarçizer ve alanında uzman(!) zevatın meseleye fanatik bir amigo gayreti ile balıklama atlaması da tartışmaları içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir.
Öncelikli olarak altı çizilmesi gereken husus: Anayasa mahkemesinin Kelepçeli kararının hukuki bir metin olmaktan daha ziyade indi, keyfi ve temelsiz bir görüntü vermesidir. Buda ülkeyi kamplaşmalara doğru götüren bu tartışmalara bir nokta koyamamaktadır. Ancak adil, hukuka dayalı ve içinde despotluk barındırmayan bir karar ile bu karara getirilen kendi içerisinde tutarlı ve objektif bir gerekçe, bu tartışmalara bir son verebilir. Bu durumun aksine baskıcı laiklik anlayışının en zorlamacı yorumu ile ideolojik bir temele oturtulan bu metin, ülkemizi tehlikeli sonuçlara götürmekte ve sonu belli olmayan bir yola sokmaktadır.
Anayasa Mahkemesi'nin, gerekçeli kararındaki pervasız ve ideolojik tutum, mahkemenin önceki kararları hakkında: ''Mahkeme yetki sınırlarını aşıyor. Kendisini en üst ve tek makam olarak görüyor. Bu gidişatın sonu oligarşik yargıçlar diktatöryasıdır.'' kanaatini pekiştirmiştir. Açıklanan gerekçeli kararın oluşturmuş olduğu bir başak tehlike ise: Ülkede adalete, hukuka, bireysel hak ve özgürlüklere dayalı anayasal düzenlemelerin, bir şekilde önünün tıkanmış olmasıdır. Hatta diyebiliriz ki: ''Bu durum, bir ülkenin içine düşebileceği en karanlık durumdur.'' Kötülükten daha kötü olan iyiliğin önünün tıkanmasıdır.
Gelinen bu nokta göstermektedir ki: Ülkede siyaset erkini elinde bulunduranlar ya bu gücün farkında değiller, ya da verdikleri sözlerde samimi değiller. Her iki durum da inananlar açısından aynı sonucu doğurmaktadır. Hâkim elit karşısında, kendi kurumsal haklarını bile korumakta zorlananların, haklarımızın savucuları olmalarını beklemek, acziyetlerini görmezden gelmek anlamına gelmektedir. Müslüman halkımız haklarını elde etme hususunda umudun yine kendisinde olduğunu iyi bilmelidir. Sabır, sebat ve inançla sürdürülen her direniş muhakkak mutlu sona ulaşacaktır.
Hak ve hakikate vurulan pranga güneşin önüne set çekmeye benzer. Bu durum güneşin ışığını kesemediği gibi set çekenleri de komik duruma düşürmekte ve sadece onları güneşten mahrum bırakmaktadır.
Hak ve özgürlüklerin ihlal edilmediği adaletin tesis edildiği bir ülkede yaşama umudu ile hepinizi 61. haftada aynı yer ve saatte buluşmak üzere Allah'a emanet ederiz.

