Kenan Alpay’ın yazısından bir bölüm şöyle:
Kimyasal Katliamın Bileşenleri
El birliğiyle katliamın her türlüsü, yakıp yıkmanın her biçimi, işkence ve tehcirin en iğrenç yöntemlerinin sistematik olarak sergilendiği bir coğrafyaya dönüştürdüler Suriye’yi. El birliğiyle işliyorlar bütün bu büyük cürümleri, telafisi imkânsız yıkımları. Hafız ve Rıfat Esed kardeşler Mahir ve Beşşar Esed kardeşlere Baas rejimi adında modern zamanların en büyük işkence ve katliam geleneğini miras bıraktılar. Ancak bu kanla cinayetle örülen mirası ayakta tutmak üzere İran’dan Rusya’ya hatta dolaylı olarak Amerika ve Avrupa’ya kadar emperyal güçlerin daima seferberlik durumunda kalması gerekiyordu.
İdlip’e yönelik kimyasal saldırıyla ortaya çıkan tablo sanki söz konusu ortak seferberlik tablosunun bozulabileceğine dair işaretler vermeye başladı. Daha birkaç gün önce Beyaz Saray sözcüsü Esed rejimini bir siyasal gerçeklik olarak anıyor harcanan fırsatlara hayıflanarak şunları söylüyordu: “Esed’in geleceğine Suriye halkı karar verecek. Amerika bölgede sadece IŞİD’i yenmeye odaklanacak. Suriye ve Irak’ta önceliğimiz IŞİD’in yenilgiye uğratılmasıdır.” Beşşar Esed’in sevincine gizlemesine imkân yoktu artık. Biraz bekleyelim, henüz bir şeyler söylemek için erken filan gibi kayıtlar koyduktan sonra varılan mutabakat şöyle ilan ediliyordu: “Trump’ın teröristlerle, bilhassa da IŞİD’le mücadeleye öncelik vereceğine yönelik yaptığı açıklamalar umut vaat edici. Altı yıldır bizim de istediğimiz buydu.” (…)

