Malumdur, resmi tarih tezlerinin "Kurtuluş Savaşı"nın finali olarak yorumladığı, "Yunanlıların denize döküldüğü" ve "İzmir'in düşman işgalinden kurtarıldığı" 9 Eylül 1922'den birkaç gün sonra İzmir'de büyük bir yangın çıkmış; günlerce süren yangın ne hikmetse sadece Ermenilerin ve Rumların yaşadığı bölgelere yayılmış ancak Türklerin yaşadığı bölgelere sıçraması önlenmişti.
Türk resmi tarihi, başından bu yana bu yangının müsebbibi olarak Ermeni ve Rumları gösterir ancak gerek tanıklar gerekse kaynaklar tam tersini söylemektedir. Birkaç gündür de Sabah gazetesi yazarları Engin Ardıç ve Emre Aköz, bu kaynakları okuyucularıyla paylaşıyorlar. Rumların hak iddia etmemeleri için Türk ordusunun şehri yaktığını ve Rumlara ait tüm varlığı yok ettiklerini kaynaklara dikkat çekerek söylemektedirler. Hatta o sırada İzmir'de bulunan ve yangını izleyen Mustafa Kemal'in şu sözünü de naklediyorlar:
13 Eylül 1922: Atatürk'ün kalmakta olduğu köşkün balkonundan akşam İzmir yangınını izlerken, yanındaki genç subaylara söyledikleri: "Çocuklar, bu manzaraya iyi bakın! Bu alevler bir devrin sona erip yeni bir devrin başladığını gösteren bir yangındır. Osmanlı İmparatorluğu'nun son yüzyılındaki bütün günahları şu ateşle temizlenirken yeni bir Türk devletinin kuruluşu ve Türk milletinin yükselişi de cihana ilan ediliyor." (Prof. Utkan Kocatürk, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, İş Bankası Yayınları, 1988)
The Pacific'e Sansür
Tam da bu aşamada NTV'nin yan kanalı CNBC-e televizyonunda gösterime girecek olan "The Pacific" dizisinde "İzmir Yangını"nı anlatan çok kısa bir diyalogun sansürleneceği bilgisi geldi. Dünyayla aynı anda 18 Nisan'da CNBC-e'de yayımlanmaya başlanacak dokuz bölümlük dizi 'Pasifik'teki "İzmir, Yunan şehridir. Türkler şehri istila etti, yaktı." iddialarıyla ilgili olarak bir açıklama yapan CNBC-e, dizinin o bölümünü makasladığını belirtti.
Sinema dünyasının iki ünlüismi Tom Hanks ve Steven Spielberg'ün çektiği ve 2. Dünya Savaşı'nda Pasifik cephesinin anlatıldığı dizide CNBC-e'ye göre 'çok kısa ancak yanlış bilgilendirici' bir sahne var ve bu durum ABD'de dizinin haklarının sahibi HBO'ya yollanan mektupla ifade edilmiş.
'Dizinin üçüncü bölümünde Türk izleyicisini şaşırtan ve rahatsız eden bir diyalogla karşılaştıklarını' belirten kanal yöneticileri mektupta "Amerikan askeri Leckie ile bir Rum kadını arasındaki konuşma İzmir'i konu alıyor: 1922'de Yunan işgalinden kurtulan İzmir kasıtlı şekilde bir Yunan kenti gibi gösterilip Türkler tarafından istila edildiği, yakıldığı anlatılıyor. Tarihi gerçeklerin saptırılması, dünya kamuoyunda yanlış algı oluşturulması, Pasifik bölgesini ve 1940'ları konu alan bir senaryoda Anadolu kenti olan İzmir'den ve 1922'den bahsedilmesi bu diyalogun kasıtlı bir amaçla yazıldığını gösteriyor. Dizinin temel aldığı dört kitaptan biri olan 'Helmet for My Pillow' adlı kitapta yazar Robert Leckie'nin anılarında böyle bir diyalogdan hiç bahsetmemesi de bu görüşümüzü güçlendiriyor" ifadelerine yer veriyor.
Mektubun sonunda söz konusu diyalogun Türk kamuoyunu rencide etmesi, tarihi gerçeklerle çelişmesi ve yayınlanmaması halinde dizinin konu bütünlüğünü bozmaması sebebiyle bu sahnenin çıkarılacağı ifade ediliyor.
Bu arada dizinin üçüncü bölümünde yer alan bu kısa diyalogun gösterildiği HBO kanalının, Amerika'daki ulusalcılar tarafından protesto edildiği bilgisini de hatırlatalım. Resmi tarih anlayışı dışındaki her şeye tahammülsüzlüğü ve çoğu zaman saldırganlığı içeren bu tavır elbette tanıdık olmadığımız bir tavır değil. Benzerleri birçok kez yaşandı. Ancak resmi tarihle inşa olmuş zihinlerin körlüğünü göstermesi açısından ibretlik…
Oysa Kemalist kaynaklar dahi yangının kim tarafından çıkarıldığını çok açık bir şekilde ortaya koymaktalar. İşte su katılmamış bir Kemalist olan gazeteci Falih Rıfkı Atay'ın "Çankaya" kitabı. Atatürk'ün köşk sofralarının en önemli müdavimi… Daha sonra bu bölümleri sansürlenen "Çankaya" kitabının 1958 baskılı Dünya Yayınları'ndan çıkan nüshasında şu ifadeler yer alıyor:
"İzmir'i niçin yakıyorduk? Kordon konakları, oteller ve kazinolar kalırsa, azlıklardan kurtulamıyacağımızdan mı korkuyorduk. Birinci Dünya Harbinde Ermeniler tehcir olunduğu vakit, Anadolu şehir ve kasabalarının oturulabilir ne kadar mahalle ve semtleri varsa, yine bu korku ile yakmıştık. Bu kuru kuruya tahripçilik hissinden gelen bir şey değildir. Bunda bir aşağılık duygusunun da tesiri var. Bir Avrupa parçasına benzeyen her köşe, sanki hıristiyan veya yabancı olmak, mutlaka bizim olmamak kaderinde idi. Bir harb daha olsa da yenilmiş olsak, İzmir'i arsalar halinde bırakmış olmak, şehrin Türklüğünü korumaya kâfi mi gelecekti? Koyu bir mutaassıp, öfkelendirici bir demagog olarak tanımış olduğum Nureddin Paşa, ta Afyon'dan beri Yunan'lıların yakıp kül ettiği Türk kasabalarının enkazını ve ağlayıp çırpınan halkını görerek gelen subayların ve neferlerin affetmez hınç ve intikam hislerinden de şüphesiz kuvvet almakta idi." (Çankaya, 1958 baskısı, Dünya Yayınları, s. 212-213)
Ermeni tehcirine ilişkin de vurguların dikkat çektiği bu paragraf çok açık bir şekilde İzmir'e giren ilk birliklere kumanda eden Nureddin Paşa'nın İzmir'i yaktığını ortaya koyuyor. Nureddin Paşa'nın adamlarının ellerinde gaz tenekeleriyle oradan oraya nasıl koşuşturdukları da anlatılır. Nitekim üstte Mustafa Kemal Atatürk'ün yangını izlerken nasıl heyecan yaptığını da aktarmıştık.
Kimilerine göre, İzmir'i tartışmasız bir şekilde Türk kentine dönüştürmek için bu yol tercih edilmiş; kimine göre ise askerler, başıbozukları ödüllendirmek için yağmanın önünü açtılar. Ancak resmi tarihin iddia ettiği gibi olmadığı kesin.
"Üzüldüğün şeye bak!" dedirten Kemalist gazeteci Falih Rıfkı Atay'ın şu notu ile bitirelim: "En çok esef ettiğim şeylerden biri, bir fotoğrafçı dükkânını yağmaya giden subay, bütün taarruz harbleri boyunca çekmiş olduğu filmleri otelde bıraktığı için, bu tarihi vesikaların yanıp gitmesi olmuştur." (Çankaya, 1958 baskısı, s. 212)
HAKSÖZ-HABER

