Haseke’den Şam’a: Suriye’de devletin yeniden kuruluş süreci

Haseke’den Şam’a: Suriye’de devletin yeniden kuruluş süreci

Ali Akbaba, SDG'nin feshedilmesi ve ağır silahların devriyle birlikte Haseke'de merkezî yönetimin yeniden konuşlanmasını ve Suriye'de devletin kurumsallaşma sürecini değerlendirdi.

Haseke’den Şam’a: Suriye’de Devletin Yeniden Kuruluş Süreci

Ali Akbaba / Fokus+


Suriye’de son haftalarda yaşanan gelişmeler, yıllardır devam eden savaşın ardından ortaya çıkan yeni devlet düzeninin hangi yönde şekilleneceğine ilişkin önemli işaretler veriyor. Özellikle Haseke’de Suriye devletine bağlı güvenlik ve askerî unsurların yeniden konuşlanması, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) bağımsız askerî yapı olarak feshedilmesi ve ağır silahların Savunma Bakanlığına devredilmeye başlanması, yalnızca askerî bir gelişme olarak okunmamalı. Bütün bu gelişmeler, Suriye’de devletin yeniden merkezîleşmesi ve egemenlik alanını genişletmesi sürecinin önemli bir aşamasını oluşturuyor.

Asıl dikkat çekici nokta ise şudur: Suriye’de yıllardır tartışılan “devlet mi, silahlı yapı mı?” sorusu artık teorik olmaktan çıkmış, sahada somut bir karşılık bulmaya başlamıştır.

Haseke’de değişen tablo

Haseke, Suriye krizinin en karmaşık bölgelerinden biri oldu. Savaş yıllarında merkezî hükûmetin kontrolünün zayıflamasıyla birlikte bölgede farklı askerî, siyasi ve güvenlik yapılanmaları ortaya çıktı. SDG ise zaman içerisinde bölgenin en önemli askerî aktörlerinden biri hâline geldi.

Ancak 2026 yılı içerisinde yürütülen entegrasyon süreci yeni bir aşamaya ulaştı. 25 Ağustos’ta SDG lideri Mazlum Abdi, örgütün bağımsız bir askerî güç olarak görevini tamamladığını ve feshedildiğini açıkladı. Böylece yaklaşık on yılı aşkın süredir devam eden ayrı askerî yapılanmanın sona erdirilmesi yönünde siyasi bir karar ortaya çıktı.

Bunun ardından süreç yalnızca açıklamalarla sınırlı kalmadı. Suriye ordusu ve İçişleri Bakanlığına bağlı güvenlik güçleri Haseke’de yeniden konuşlanmaya başladı. Eylül ayının başında yüzlerce iç güvenlik personelinin kente girdiği, ayrıca askerî araçlarla yeni güvenlik unsurlarının konuşlandırıldığı bildirildi.

Bu nedenle Haseke’de yaşanan gelişmeyi basitçe “askerlerin bir şehre girmesi” şeklinde değerlendirmek eksik olur. Burada esas mesele, devlet kurumlarının yeniden sahaya dönmesidir.

Entegrasyonun anlamı değişiyor

Suriye ile SDG arasında yapılan anlaşmaların ilk aşamalarında tartışma daha çok “SDG unsurları Suriye ordusuna nasıl dâhil edilecek?” sorusu etrafında şekilleniyordu.

Bugün ise soru değişmiş durumda:

“Bağımsız askerî yapı ortadan kalktıktan sonra Suriye devleti bölgede nasıl kurumsallaşacak?”

Bu değişim oldukça önemlidir.

Çünkü gerçek entegrasyon, sadece silahlı kişilerin devlet maaşına bağlanması değildir. Gerçek entegrasyon; ordunun tek komuta altında olması, güvenlik kurumlarının İçişleri Bakanlığına bağlanması, sınırların devlet tarafından kontrol edilmesi, petrol ve enerji kaynaklarının merkezî kurumlara devredilmesi ve vatandaşların aynı hukuki sistem içerisinde yaşaması anlamına gelir.

Nitekim daha önce yapılan düzenlemelerde Haseke ve Kamışlı’da devlet güvenlik güçlerinin konuşlandırılması, SDG’ye bağlı güvenlik unsurlarının İçişleri Bakanlığı bünyesine alınması ve enerji tesislerinin merkezî devlet kurumlarına devredilmesi gibi başlıklar bulunuyordu.

Dolayısıyla bugün Haseke’de görülen gelişmeler, daha önce masaya konulan siyasi anlaşmaların sahadaki kurumsal karşılığını oluşturuyor.

Devletin şiddet tekeli

Buradaki en önemli meselelerden biri “devletin şiddet tekeli”dir.

Modern devletin temel özelliklerinden biri, ülkedeki silahlı gücün farklı örgütlerin veya yerel yapıların elinde bulunmamasıdır. Ordu ve güvenlik güçlerinin tek bir merkezî otoriteye bağlı olması, devletin egemenliğinin temel şartlarından biridir.

Suriye açısından bakıldığında bu mesele çok daha kritik.

Çünkü savaş yıllarında ülke; rejim güçleri, muhalif gruplar, SDG, DEAŞ, yabancı askerî güçler ve çeşitli yerel silahlı yapılanmalar arasında bölünmüş bir güvenlik alanına dönüştü.

Yeni dönemin başarısı, bu parçalı yapının ne ölçüde ortadan kaldırılacağına bağlı.

Bu nedenle SDG’nin bağımsız askerî güç olmaktan çıkması, ağır silahların Savunma Bakanlığına devredilmesi ve devlet güvenlik güçlerinin Haseke’ye girmesi, sembolik olmaktan çok daha büyük bir anlam taşıyor.

Ancak mesele yalnızca Kürtler ve Araplar değil

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta daha var.

Suriye’nin geleceği “Arapların mı, Kürtlerin mi kazanacağı?” üzerinden okunursa süreç yanlış anlaşılır.

Asıl mesele, vatandaşlık temelinde yeni bir Suriye devletinin kurulup kurulamayacağıdır.

Kürtlerin kültürel, siyasi ve toplumsal haklarının korunması ile merkezî devlet yapısının kurulması birbirine zıt olmak zorunda değildir.

Tam tersine, başarılı bir devlet modeli bu iki unsuru aynı anda gerçekleştirebilmelidir.

Kürt vatandaşların haklarının güvence altına alınması, merkezî devletin zayıflaması anlamına gelmemelidir. Aynı şekilde merkezî devletin güçlenmesi de Kürtlerin kimlik ve siyasi haklarının yok sayılması anlamına gelmemelidir.

Suriye’nin önündeki en büyük sınav tam olarak budur.

Kandil faktörü ve provokasyon riski

Sürecin önündeki en önemli risklerden biri ise Suriye’deki entegrasyon ile PKK/Kandil yapılanması arasındaki ilişki meselesidir.

Çünkü Suriye’deki yeni devlet düzeni, silahlı yapıların devlet dışında bağımsız bir güç olarak kalmasına izin vermediği ölçüde başarılı olacaktır.

Burada yapılması gereken en büyük hata, Suriye’deki bütün Kürtleri silahlı yapılarla özdeşleştirmektir. Kürt toplumunun tamamını herhangi bir örgütün uzantısı olarak görmek, hem toplumsal barışı zedeler hem de entegrasyon sürecini zorlaştırır.

Aksine devletin görevi, silahlı yapılar ile vatandaşları birbirinden ayırmaktır.

Kürt vatandaşların devlete entegrasyonu ile silahlı örgütlerin tasfiyesi aynı süreç içerisinde fakat birbirinden ayrı yürütülmelidir.

Bu ayrım başarılırsa Haseke, çatışmanın merkezi olmaktan çıkarak yeni Suriye’nin önemli şehirlerinden biri hâline gelebilir.

Türkiye açısından yeni dönem

Bu gelişmeler Türkiye açısından da önem taşıyor.

Türkiye’nin temel güvenlik kaygılarından biri, Suriye’nin kuzeyinde PKK bağlantılı bağımsız bir silahlı yapının kalıcı hâle gelmesiydi. Bu nedenle SDG’nin Suriye devlet kurumlarına entegrasyonu, Türkiye’nin güvenlik perspektifinden olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir.

Ancak Türkiye açısından asıl önemli nokta, bu sürecin yalnızca askerî alanda değil, siyasi ve ekonomik alanda da tamamlanmasıdır.

Suriye’nin kuzeydoğusunda merkezî devletin güçlenmesi; sınır güvenliği, ticaret, enerji, ulaşım ve Türkiye-Suriye ekonomik ilişkileri açısından yeni fırsatlar oluşturabilir.

Önümüzdeki dönemin asıl sınavı

Bütün bu gelişmelere rağmen sürecin tamamlandığını söylemek için henüz erken.

Haseke’de üç önemli mesele önümüzde duruyor:

Birincisi, eski SDG unsurlarının hangi kriterlerle ve hangi komuta sistemi içerisinde ordu ve güvenlik kurumlarına dâhil edileceği.

İkincisi, Kürtlerin siyasi, kültürel ve anayasal taleplerinin nasıl karşılanacağı.

Üçüncüsü ise merkezî devlet ile yerel yönetimler arasındaki yetki paylaşımının nasıl düzenleneceği.

Bu üç mesele çözülemezse askerî entegrasyon tamamlanmış olsa bile siyasi entegrasyon eksik kalabilir.

Dolayısıyla Suriye’nin önündeki süreç sadece “silahların teslim edilmesi” değildir. Esas mesele, silahların yerine hukukun, kurumların ve vatandaşlık bağının geçirilmesidir.

Sonuç: Suriye’de yeni bir devlet fikri doğuyor

Haseke’de yaşanan gelişmeler, Suriye’de savaş sonrası dönemin en önemli dönüşümlerinden birine işaret ediyor.

Bir dönem devletin ulaşamadığı bölgelerde bugün devlet kurumları yeniden kuruluyor. Bir dönem bağımsız askerî yapılar tarafından kontrol edilen güvenlik alanlarında merkezî kurumlar görev almaya başlıyor. SDG’nin bağımsız askerî yapı olarak sona ermesi ve ağır silahların Savunma Bakanlığına devredilmesi bu dönüşümün en somut göstergelerinden biri.

Fakat gerçek başarı, ordunun Haseke’ye girmesiyle değil, Haseke halkının kendisini devletin eşit vatandaşı olarak hissetmesiyle ölçülecek.

Suriye’nin geleceğini belirleyecek soru artık “Kim kimi yendi?” sorusu değildir.

Asıl soru şudur:

“Suriye, savaşın ürettiği parçalı güç alanlarından çıkıp bütün vatandaşlarını kapsayan, tek ordusu, tek hukuku ve tek egemenliği olan bir devlete dönüşebilecek mi?”

Eğer cevap evet olursa Haseke’ye giren devlet güçleri yalnızca bir güvenlik operasyonunun parçası olarak kalmayacak; Suriye’nin yeniden birleşmesinin sembollerinden biri hâline gelecektir.

Ve belki de Suriye’nin yeni dönemini anlatan en güçlü cümle şu olacaktır:

“Silahlı yapıların dönemi sona ererken, devletin ve vatandaşlığın dönemi başlıyor.”

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir