Konuyu Yalçın Şahincan sundu. Seminer; Firavun, samiri ve ruhban sınıfı örnekliği çerçevesinde sunuldu. Konu dinin ruhbanlaştırılması, samirinin yaptıkları ve günümüz putlarının örneklendirilmesi ile devam etti.
Şirk, temelde hep aynı nedenlere dayanıyor olsa dahi zamana, topluma ve insana bağlı olarak değişik biçimlerde açığa çıkar. Şirki somutlaştıran, onu görülür, duyulur, hissedilir hale getiren unsur ise Put'tur. Diğer bir ifadeyle put, şirkin somut biçimidir. Put'un oluşumunu sağlayan nedenler ise oldukça çok ve değişiktir. Her çağda ve toplumda insanların genelinin madde ötesi, üstün güç, kudret sahibi, yaratan sıfatlarına sahip Tanrı inancına, sahip olduklarını sayısız orandaki delillerin şahitliğiyle kesin olarak biliyoruz. Bu insanların genel kanaatine göre, söz konusu yüce varlıkla insan arasında doğrudan irtibat kurulması mümkün değildir. Bu durum bazı aracıların bulunmasını gerektirir. Aracılar ise Put ismi verilmiş varlıklarda somutlaşırlar.
Hz. Musa ve kavmi Tur Dağı'na doğru yöneldiler. Çünkü Kuran'da bildirildiğine göre orada Allah Hz. Musa ile "sözleşmişti". Bu sözleşme kırk günlük bir süre için yapılmıştı, Hz. Musa dağda kırk gün kalacaktı. Hz. Musa acele ederek kavmini geride bıraktı ve tek başına önden gitmeye karar verdi. Yerine kardeşi Hz. Harun'u bıraktı. O da Allah'ın elçisiydi. Hz. Musa gittiğinde kavmini o yönetecekti. Hz. Musa kavminden ayrılmadan önce Hz. Harun'a bazı tavsiyelerde bulundu: "Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona bir on daha ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği süre, kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a "Kavmimde benim yerime geç, ıslah et ve bozguncuların yolunu tutma" dedi." (Araf Suresi, 142)
Bu sırada İsrailoğulları içindeki münafıklar Hz. Musa'nın kavminden ayrılmasını bir fırsat bildiler. Hz. Harun'un emirlerini de dinlemeyen kavim kendilerine Mısır dinindeki gibi bir put yaptılar; bu put bir buzağı heykeliydi. Hz. Musa kavminin içine düştüğü durumu bilmiyordu. Allah ona, kavminin sapışını, kavmi saptıran Samiri isimli münafığın konumunu ve kendilerine buzağıdan bir put yaptığını söyledi: Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?"Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı."
Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "İşte, sizin ve ilahınız, Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler. (Taha Suresi, 86-88)
Samiri dinini ortaya koyarken Musa ve İsrailoğullarının din anlayışını kökten reddetmiyordu. Kısacası o. dini tahrif ediyor, bulandırıyor ve İsrailoğullarını tefrikaya düşürüyordu. Samirinin Musa döndükten sonra ona karşı yaptığı savunmasında kullandığı "Ben onların görmediklerini gördüm" ifadesi gaybi taşlayarak dinde olmayanı yalnız kendilerini bildiğini iddia eden günümüz söz, büyücülerinin ve gaybdan ilham aldığını iddia eden bazı zevatın iddialarına ne kadar da benziyor. Din adına yeni dini anlayışlar ihdas ederek ıslaha karşı ifsadın adı olarak karşımızda duran İsrailoğulları arasındaki Samiri bu özelliğiyle bize hiç de yabancı olmayan tanıdık bir simadır.
Müslümanların yaşadığı ülkelerdeki rejimler, "din"i kendi kontrolleri altına almak, dinin emir ve yasaklarından kendilerini soyutlamak; devletin dinsiz olmadığını göstermek için "Diyânet" teşkilât kurdular. Bu kurum vâsıtasıyla halka belli konularda serbestlik verilirken, "hak din"in temel/asıl konularından haberdar edilmemesine özen gösterdiler. Bu sistemleri kuranlar egemenliklerini devam ettirebilmek için engel olarak gördükleri İslamı ve Müslüman halkı kendi istedikleri gibi yönlendirebilmek için ruhban sınıf teşkilatı diyebileceğimiz teşkilatlar kurdular. İslâm'ın hâkim değil mahkûm olduğu ülkelerin hemen hepsinde görülen dinle ilgili bu teşkilatların görevi, dünya ve âhiret nizamı olan İslâm nizamının, devletle ve dünya ile ilgili olan kurallarını gizleyerek onu ruhbanlık dini haline getirmeye ve böylece onu vicdanlara hapsetmeye çalışmaktır.
Onlar, Allah'ı bırakıp ahbar ve ruhbanları rablar edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de Oysa onlar, tek olan bir ilah'a ibadet etmekten başka birşey ile emrolunmadılar. O'ndan başka ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir." (9/31)
Şirkin bir türü de din adına, din konusunda bilgin kabul edilen kişileri, onları din hususunda tam yetkili görerek, Allah'a ortak koşmak teşkil ediyor. Özellikle 'dindar' kesimlerin içine çokça düştükleri şirk türü budur. Burada da sorun yine şirk ile tevhid arasındaki ayırımı iyi yapamamaktır. Bu konudaki gevşeklik de kişinin kendisini 'iyi niyetli' görmesinden kaynaklanıyor. Yani o aslında Allah adına din adamına veya alime (körü körüne) itaat ediyor. Alimi Rabb edinen genelde bu şirkin farkında değildir. Aşağıdaki hadis bunu gösteriyor. Dolayısıyla hangi durumda ve tutumda bir alimi Rabb edinmiş oluruz bunu iyi tespit etmemiz gerekiyor.



