Mehmet Rakipoğlu / Fokusplus
Böl, Yönet, Meşrulaştır: İsrail’in Balkan Açılımı
İsrail’in son on yılda Balkan coğrafyasına yönelik diplomatik, askerî ve ekonomik ilgisi artmaktadır. Arnavutluk ile imzalanan tarım ve gıda güvenliği mutabakat muhtırası, Kosova ile 2021’de kurulan diplomatik ilişkiler ve Sırbistan ile derinleşen savunma sanayi iş birliği, aslında İsrail’in Gazze savaşı sonrası uluslararası meşruiyet krizine karşı geliştirdiği çevre ülke stratejisinin somut yansımalarıdır. Bununla birlikte, Netanyahu hükûmetinin Balkanlara yakınlaşması, sadece Gazze soykırımıyla ilintili değil; aksine birbirini besleyen çok katmanlı bir stratejik hesaplaşmanın ürünü olarak okunabilir.
Yapısal faktörler
İsrail’in Balkanlar’a yönelişini açıklayan ilk faktör, geleneksel müttefik çevresinin daralmasıdır. Gazze soykırımının yol açtığı uluslararası tecrit -Lahey ve Hague nezdindeki hukuki süreçler, Batı kamuoyundaki tepkiler ve müttefik hükûmetler nezdinde artan mesafe- Tel Aviv’i alternatif meşruiyet ve ortaklık arayışlarına itmiştir. Bu bağlamda Balkanlar sembolik ve pratik açıdan eşsiz bir konumda görülmüştür. Nitekim Arnavutluk hem Müslüman çoğunluklu bir toplum hem de NATO üyesi ve AB adayı bir devlet olarak, İsrail’e “geleneksel müttefik çevresinin ötesinde ittifak kurabildiğini” gösterme imkânı sunmaktadır.
İsrail açısından Arnavutluk ile kurulan ilişkiler, 2020’de Birleşik Arap Emirlikleri ve Fas ile imzalanan İbrahim Anlaşmaları’yla aynı mantığa dayanmaktadır. Buna göre işgalci İsrail rejimi, Filistin’deki Siyonist sorunu çözmeden de Müslüman çoğunluklu devletlerle yakın ilişki kurabildiğini göstermeyi hedeflemiştir. Ancak Arnavutluk örneği, BAE ve Fas’takinden farklı bir mekanizmayla işlemektedir. BAE ve Fas’ta söz konusu olan yeni bir tanınmaydı -iki ülke İsrail’i ilk kez resmen tanıyor, karşılığında ABD’den somut kazanımlar (güvenlik garantisi, silah satışı, Batı Sahra’nın tanınması) elde ediyordu. Arnavutluk’ta ise ortada yeni bir tanınma yok. Nitekim Arnavutluk’un işgalci rejimle ilişkileri 1949’da (tanıma) tesis edilmiş ve 1991’de (tam diplomatik ilişki) kurulmuştur. Dolayısıyla Balkan açılımının kendine özgü yönü, onlarca yıllık bu tarihsel ilişkinin savunma, siber güvenlik ve tarım gibi somut alanlarla derinleştirilip uluslararası kamuoyuna yeniden ve görünür biçimde sunulmasıdır.

İkinci faktör, İsrail’in AB üyeliği içindeki Filistin konusundaki birlikteliği bölmeye yönelik stratejisidir. Birleşik Krallık ve Fransa gibi ülkelerin Filistin devletini tanıması, İsrail’e yönelik silah satışlarının sınırlandırılması, işgalci rejimin Avrupa’daki dokunulmazlığını sarsmıştır. İsrail, Balkanlar’a yönelik politikasını belirlerken Avrupa siyasetini de etkilemeyi hedeflemektedir. Bu anlamda Sırp ve Arnavut toplulukları bölgenin en “belirleyici” etnik grupları olarak görülmekte; bu iki toplulukla kurulan yakın ilişkiler hem AB üyesi hem de aday ülkeler nezdinde dost kazanmanın, dolayısıyla AB’nin Filistin meselesindeki ortak tutumunu zayıflatmanın bir yolu olarak tasarlanmaktadır. Üçüncü faktör ise iç siyasi dinamiklerdir. Arnavutluk Başbakanı Edi Rama’nın hem yolsuzluk iddialarıyla hem de AB üyeliği sürecinin yavaşlığıyla mücadele ettiği bir dönemde, İsrail ile kurulan görünür iş birliği, hükûmetin “güvenilir Batı yanlısı aktör” imajını pekiştirme aracı hâline gelmektedir.
Araçlar, amaçlar ve Balkan devletlerinin algısı
İsrail’in Balkanlar’a yönelik geliştirdiği siyaset birden fazla boyutta incelenebilir. İlk boyut, güvenlik boyutudur. Bu anlamda Arnavutluk ile işgalci İsrail rejimi arasında 2023 yılında ilk defa askerî-savunma mutabakatı imzalanmıştır. Bu iki aktör arasındaki iş birliği, Gazze’deki soykırıma rağmen savunma ve siber güvenlik alanlarında artarak devam ettiğini göstermektedir. Öte yandan, Elbit Systems’ın 2025’te Arnavutluk’ta üretim tesisi kurmayı kolaylaştıran bir anlaşma imzalaması da silah ve insansız hava aracı satışları noktasında Tel Aviv ile Tiran arasında yakınlaşmanın arttığını göstermektedir. Üçüncü olarak, Sırbistan’ın NSO Group’tan Pegasus casus yazılımı temin etmesi, İsrail’in Balkanlar’da istihbarat teknolojisi transferi kapasitesine eriştiğini kanıtlamaktadır. Son olarak, İsrail’in muhtelif Balkan ülkeleriyle tarım ve gıda güvenliği alanında iş birliğini geliştirdiği de söylenebilir. Dolayısıyla İsrail’in Balkan ülkeleriyle geliştirdiği çok boyutlu ilişki, yalnızca sembolik diplomasiden ziyade somut bağımlılık ve çıkar ağlarına dayalı uzun vadeli bir strateji üzerine inşa edilmiştir. Sırbistan’ın Gazze soykırımından bu yana İsrail’e 25,6 milyon dolarlık silah ihracatı yapması ve Arnavutluk’un İsrail’in Rusya ve Brezilya’dan sonra üçüncü büyük yakıt tedarikçisi hâline gelmesi, bu ilişkinin artık stratejik bağımlılık düzeyine ulaştığını göstermektedir.
Bu noktada, Sırbistan’ın İsrail ile ilişkileri dikkat çekmektedir. Soykırımı önleme yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle Uluslararası Adalet Divanı tarafından tescillenen Sırbistan, Gazze’de soykırım ithamı ile yargılanan İsrail ile benzer politikalar gütmektedir. Dolayısıyla Sırbistan açısından İsrail, ahlaki kodlar bağlamında bir partner olarak görülmektedir. Öte yandan, İsrail ile kurulan ilişki; Rusya, Çin, İran, AB ve ABD ile eş zamanlı ilişki yürütme siyasetinin bir uzantısı; diğer bir ifadeyle, dış politikada aktör ve çıkar çeşitlendirme stratejisinin bir parçası olarak görülebilir.

Vučić yönetimi açısından İsrail, Washington nezdinde ek bir erişim kanalı, olası bir iktidar değişikliğinde bile “sigorta” işlevi görebilecek bir lobi ağı olarak kodlanmaktadır. Kosova açısından İsrail ile ilişkiler farklılıklar taşımaktadır. 2020’de Trump döneminde ABD arabuluculuğuyla Sırbistan-Kosova normalleşme sürecinin yan ürünü olarak ortaya çıkan İsrail-Kosova ilişkisi, Priştine açısından uluslararası tanınırlığı artırma ve ABD desteğini pekiştirme aracı olmuştur. Ancak ABD gibi İsrail’in başkentini Kudüs olarak tanıma ve büyükelçiliğini Kudüs’te açma taahhüdü, Kosova’yı Türkiye başta olmak üzere Müslüman çoğunluklu devletlerle gerilime sokma riski taşımaktadır.
Bunlarla birlikte, Balkan toplumlarının İsrail’e bakışı hükûmetlerin resmî tutumundan büyük ölçüde farklılaşmaktadır. Arnavutluk'ta Filistin destekçisi sivil halkın protestoları, işgalci İsrail rejiminin Cumhurbaşkanı Herzog’un Tiran ziyaretine yönelik “soykırım suç ortaklığı” eleştirileri ve özellikle Kushner’ın Sazan Adası’ndaki lüks turizm projesine karşı patlak veren “Flamingo Devrimi” protestoları, toplumsal tepkinin yalnızca İsrail’e değil, daha geniş bir yabancı sermaye-siyasi elit ittifakına yönelik bir güvensizlikten beslendiğini göstermektedir.

Flamingo Devrimi olarak anılan protesto dalgası, iki hafta boyunca sürmüş ve odağında Kushner’ın desteklediği, demilitarize Sazan Adası’nda inşası planlanan milyar dolarlık lüks turizm projesi yer almıştır. Ada, göçmen kuş popülasyonları başta olmak üzere zengin bir biyoçeşitliliğe ev sahipliği yapması nedeniyle çevresel açıdan hassas kabul edilmekte; Avrupa Komisyonu da Arnavutluk’u AB çevre mevzuatına uyum konusunda “gecikmeden harekete geçmeye” çağırmıştır. Protestocular açısından mesele yalnızca çevresel değil, aynı zamanda kamusal kıyı şeridi ve stratejik varlıkların siyasi olarak bağlantılı yabancı yatırımcılara açılmasına dönük daha genel bir modelin simgesi hâline gelmiştir -dolayısıyla Rama hükûmetinin İsrail’le kurduğu yakın ilişki de bu daha geniş güvensizlik ikliminin bir parçası olarak okunmaktadır. Bu noktada Bektaşi tarikatına dair “egemen devlet” projesi tartışması da dikkat çekicidir. Tarikat liderliğinin İsrail ile kurduğu ilişkinin derinliği (Baba Mondi’nin kendisini İsrail halkının kardeşi olarak tanımlaması, cemaatin resmî temaslarının uzun süredir devam etmesi) ve Balkanlar’daki dinî-toplumsal yapıların jeopolitik enstrümantalizasyonuna yönelik kaygılar dikkate alındığında, bu projenin salt bir dinî özerklik girişimi olarak değil, İsrail’in bölgedeki nüfuz ağını Müslüman çoğunluklu bir toplum içinden meşrulaştırma stratejisinin bir uzantısı olarak da okunabilir.
Gazze soykırımı ve Türkiye
Gazze’deki Siyonist soykırım, Balkan-İsrail ilişkilerini hızlandıran değil, var olan eğilimi görünür kılan bir dönüm noktası olmuştur. Savaş öncesinde de süregelen bu ilişkiler ağı, uluslararası kamuoyunun İsrail’e yönelik eleştirilerinin yükseldiği bir dönemde daha da stratejik bir işlev kazanmıştır. Böylelikle İsrail için Balkan ortaklıkları, izolasyon algısını kırmanın sahaya yansıyan kanıtı hâline gelmiştir. Ancak bu durum, Balkan hükûmetleri için de risk yaratmaktadır. Özellikle Arnavutluk’un AB üyeliğine hız kazandırma çabası sürerken hem çevresel hem de şeffaflık kaygılarıyla gölgelenen Kushner projesi, toplumsal muhalefetin büyümesiyle birlikte, “güvenilir Batı ortağı” imajını pekiştirme hesabının tersine dönme potansiyeli taşımaktadır.
Türkiye açısından bu tablo, birkaç düzlemde stratejik önem taşımaktadır. Birincisi, Kosova’nın Kudüs’e büyükelçilik taşıma taahhüdü, Ankara’nın Balkanlar’daki tarihsel nüfuz alanlarından biriyle doğrudan gerilim potansiyeli taşımaktadır. Nitekim Türkiye, Kosova’nın bağımsızlığını ilk tanıyan ülkelerden biri olmasına karşın bu adımı sert bir biçimde eleştirmiştir. İkincisi, Bektaşi tarikatı üzerinden yürütülen tartışma, Türkiye’nin Osmanlı sonrası döneme kadar tarikat yapılarını kontrol etme, dolayısıyla yumuşak güç rekabetinin dinî-kültürel boyutunu gündeme getirmektedir. Üçüncüsü ve belki de en önemlisi, İsrail’in “böl ve yönet” mantığıyla her Balkan aktörüyle ayrı ayrı ilişki kurup gerilimi arka planda canlı tutma stratejisi, Türkiye’nin bölgedeki Filistin yanlısı söylemini ve NATO içi ortaklıklarını dengeleyecek bir diplomatik manevra alanı gerektirmektedir. Türkiye’nin merkez ülke doktrini çerçevesinde Balkanlar’da hem Müslüman toplulukları hem de bölgesel istikrarı gözeten bir politika izlemesi, İsrail’in bu bölgedeki artan görünürlüğüne karşı dengeleyici bir denklem kurmasıyla sonuçlanmıştır. Sonuç olarak, İsrail’in Balkan açılımı, yalnızca ikili ilişkiler düzeyinde değil, AB içi dayanışmayı zayıflatma, ABD nezdinde meşruiyet inşa etme ve Türkiye’nin bölgesel nüfuzunu sınırlama gibi çok katmanlı bir jeostratejik hesaplaşmanın parçası olarak değerlendirilebilir.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.