Ghada Majadli’nin Middle East Eye’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber için tercüme edilmiştir.
Hayfa’daki Rambam Hastanesi’nde Filistinli sağlık personelini ilgilendiren son tartışma, İsrail’in Filistinli vatandaşlarının durumuna, özellikle de sağlık sistemi içindeki konumlarına dair birkaç önemli hususu ortaya koymaktadır.
Söz konusu personel, bakımları altındaki İsrailli askerlere kötü muamele ettikleri ve ihmal ettikleri, ayrıca hastanede yalnızca Arapça konuştukları yönündeki iddiaların ardından kamuoyunda sert bir şekilde eleştirildi.
Bunun ardından ortaya çıkan kamuoyu tartışması, bu vakanın spesifik ayrıntılarının ötesine geçerek dil hakları konusunda daha geniş kapsamlı soruları gündeme getirdi. Son dönemde yaşanan diğer bazı olaylarda da, İsrail’in Filistinli vatandaşlarının işyerlerinde Arapça konuşmaları yasaklandı.
Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir de dâhil olmak üzere aşırı sağcı politikacılar, Rambam Hastanesi’ndeki iddiaları abartarak, Filistinli sağlık personelinin iş yerinde Arapça konuşmaması gerektiği yönündeki iddiaları körükledi – bu talep, daha önce bazı hastanelerde resmi bir kural olarak benimsenmişti.
Kamuoyunda tanınan kişiler ve sağlık çalışanları da dâhil olmak üzere diğerleri ise, mesleki görevleri siyasi, etnik ve dini farklılıkların ötesine geçen Filistinli meslektaşlarının profesyonelliğine ve özverili çalışmalarına tanıklık ettiler. Bazı Filistinli sağlık personeli, önyargısız bir şekilde tedavi ettikleri çok sayıda Yahudi hastaya ilişkin paylaşımlar sosyal medyada yayınladı.
Aynı zamanda, İsrail’in Filistinli vatandaşları için geleceğin ne getireceği konusunda daha geniş çaplı bir panik ve belirsizlik havası hâkimdir; özellikle de 7 Ekim 2023’ün ardından konumları giderek daha istikrarsız hale gelen sağlık sektöründe çalışanlar için durum böyledir.
O tarihten bu yana Filistinli sağlık çalışanları, artan gözetim, disiplin önlemleri ve geçim kaynaklarına yönelik tehditlerle karşı karşıya kalmıştır.
Rambam vakasında, hastalar ve aileleri bu denetim sürecine doğrudan katılırken, sağlık camiası bunu büyük ölçüde hoş gördü. İsrail Tabipler Birliği, her ne kadar ılımlı da olsa bir tepki gösterirken, diğer tıp dernekleri Filistinli çalışanlara yönelik saldırıları kınadı.
Kurumsal ırkçılık
Aynı zamanda bu olay, İsrail sağlık sisteminin yapısal bir özelliğini de ortaya koyuyor: Sistem, işgücünün yaklaşık yüzde 40’ını oluşturan Filistinli vatandaşlara büyük ölçüde bağımlıdır; ancak bu kişiler, kurumsal olarak giderek daha fazla, yönetilmesi ve kontrol edilmesi gereken bir iç tehdit olarak muamele görmektedir.
İsrail sistemine mesleki olarak entegre olmaları, siyasi eşitlik veya koruma anlamına gelmemektedir. Dilleri, siyasi ifade özgürlükleri ve Filistinli kimlikleri, düzenleme ve gözetime tabi olmaya devam etmektedir.
Tıp camiası içinden Rambam olayına verilen tepkiler de oldukça açıklayıcı olmuştur. Liberal ve merkezci kesimlerden gelen sesler, Filistinli meslektaşlarına yöneltilen ırkçılığa karşı çıkarken, aynı zamanda İsrail sağlık sistemini, daha geniş toplumun ırkçı şiddetinden bir şekilde yalıtılmış bir alan olarak tasvir etmiştir.
Öte yandan, İsrail’in Gazze’de işlediği soykırıma ve bu bölgenin sağlık sisteminin tahrip edilmesine yönelik destek ya da sessizlik, büyük ölçüde sorgulanmamaya devam etmektedir.
Bazen Filistinli işçilerin kendileri tarafından da benimsenen bu liberal çerçeveleme, hem Filistinlilerin İsrail sağlık sistemi içindeki tarihsel deneyimlerini hem de 7 Ekim’den sonra yaşanan olayları çarpıtmaktadır. Daha da önemlisi, bu sistemin Yeşil Hat’ın her iki tarafındaki Filistinlileri yönetme konusunda üstlendiği siyasi işlevi gizlemektedir.
Bu çerçeve, Filistinli vatandaşların kurumsallaşmış şiddet ve ırkçılığa karşı mücadelesini, İsrail’in yerleşimci sömürgeciliği ve apartheidinin daha geniş yapılarından ayırmaktadır. Oysa Filistinlileri ortadan kaldırılması gereken demografik, siyasi ve güvenlik tehdidi olarak gören bir devlet, kurumları için vazgeçilmez olanlara karşı bile olsa, yapısal ırkçılık ve baskı üretmeye devam edecektir.
Filistinli sağlık çalışanları, son saldırıları işte bu şekilde değerlendirmelidir. Anlamlı bir Filistinli siyasi liderliğin yokluğunda, kendilerini Gazze ve işgal altındaki Batı Şeria’dan uzaklaştırmak ya da yalnızca vatandaşlık, eşitlik ve demokratik gerileme meselelerine odaklanan, dışarıdan dayatılan bir çerçeveyi benimsemek, onları korumayacaktır.
Filistinlilerin tarihi Filistin topraklarında karşılaştıkları şiddet farklı biçimler alabilir, ancak kökleri aynı geniş kapsamlı İsrail yerleşimci-sömürgeci egemenlik yapılarında yatmaktadır. Dolayısıyla, İsrail’in Filistinli vatandaşlarının maruz kaldığı ırkçılık ve baskı, Gazze’deki soykırımdan ya da işgal altındaki Batı Şeria’da devam eden etnik temizlikten ayrı düşünülemez.
İsrail’in Filistinli vatandaşları, liderleri ve sağlık çalışanları da dâhil olmak üzere, bu statükoya karşı örgütlenmek üzere bir araya gelmelidir.
* Ghada Majadli, araştırmacı ve Al-Shabaka politika analistidir. Kudüs’teki İbrani Üniversitesi’nden insan hakları ve geçiş dönemi adaleti alanında yüksek lisans derecesine sahiptir. Çalışmaları, öncelikle Filistinlilerin sağlık ve insan hakları konularına odaklanmakta olup, özellikle İsrail rejimi tarafından Filistinlilerin sağlığı üzerinde uygulanan çok katmanlı kontrol ve yönetim sistemine özel bir önem vermektedir.
