İlkder'in Isparta'da düzenlediği "İslam Tarihi Değerlendirmeleri" devam ediyor. Bu hafta Ahmet Kaya "Hz. Osman ve Hz. Ali Dönemi Değerlendirmeleri" başlıklı bir seminer sundu.
Ahmet KAYA'nın konuşmacı olduğu programda, Hz. Osman döneminde Hz. Ömer döneminden kalma miras ve bunun etkileri, dönemin problemlerini oluşturan sebepler, Hz. Ali dönemindeki savaşlar ve sonuçları objektif biçimde ele alınarak günümüz sahabe anlayışının 'insan ve hata yapabilir' olmasını gözlerden uzak tutmadan değerlendirerek, o dönemin büyük probleminin iletişimsizlik olduğunu vurguladı.
Ahmet KAYA, sözlerine Hz. Osman'ı tanıtarak başladı. Mekke'de Emevi ailesinden Hz. Osman'ın ailece zengin bir tüccar olduğunu, Ebu Bekr aracılığı ile Müslüman olduğu ve Müslüman olunca ailesinden işkence gördüğünü, Resulullahın kızı Rukiye ile evlenip Habeşistan'a hicret edenler arasında olduğunu, Medine'ye hicretten sonra Muhacirlere ev yapımı için arsalar hibe ettiğini, su kuyusu alıp Medine halkına vakfetmesini, eşinin ağır hastalığı sebebiyle Bedir harbine katılamadığını belirtti. Hudeybiye anlaşmasında Mekke'ye giden elçi olduğunu ve Emevi ailesinden olduğu için Mekke'li müşriklerin kendisine tavaf izni vermesine rağmen 'Resul olmadan asla' deyip reddetmesi, Tebük seferinin ana finansörü olması (300 deve ve 1000 dinar bağışı ), vahy katibi olması ve Müslüman oluşu ile Emevi gençlerinin kabile taasubundan dolayı Müslüman olamama inancını kırması Hz. Osman'ın hayatındaki vurgulanması gereken önemli noktalardır.
Hz.Ömer döneminde; devlet, siyasi, askeri, kültürel, ekonomik ve eğitim açısından örgütlenmiştir. Mücahit olan Müslümanların arap yarımadası dışında toprak sahibi olmalarını yasaklıyor. Müslümanın amacı ticaret yapmak, çiftçilik yapmak değil tebliğ görevini yerine getirerek nitelikli insan yetiştirmek olmalıdır.Bu sebeple tebliğ görevini yapan Müslümanlara maaş bağlamıştır. Fethedilen bölgelerdeki yerel mülkiyeti korumuş ve kamu arazisini devlete bağlayarak o bölge insanına kiralamıştır.
Hz. Osman'ın Emir olarak seçilmesi ile ilgili olarak;Hz. Ömer önde gelen 6 kişiyi yanına çağırıp bir Emir seçmelerini istemiştir. Hz. Ömer, Ebu Bekr'in sünnetine uyup atama yapabilirdi ama kurumsallaşma adına seçimi ümmetin kanaat önderlerine yaptırıyor. "Üç gün içinde Emiri seçin. Azınlık çoğunluğa uysun. Seçim sonucuna muhalefet edeni öldürün" diye nasihat ediyor. Hz. Ömer'in oğlu Abdullah Emir olmamak şartıyla 7. kişi olarak komiteye girdi. Babası ona "çoğunluk kimi seçerse ona rey ver, eşitlik halinde Hz. Abdurrahman b. Avf kime rey verirse ona rey ver" diye nasihat etti. Tartışmalar uzayınca Hz. Abdurrahman b. Avf adayımızı üçe indirelim dedi ve Hz. Zübeyr Hz. Ali lehine, Hz. Talha Hz.Osman lehine, Sad b. Ebu Vakkas da Hz. Abdurrahman b. Avf lehine adaylıktan çekildi. Sonra Hz. Abdurrahman b. Avf ben de çekilirsem beni hakem yaparmısınız dedi. Taraflar kabul edince, üç gün boyunca araştırma yapıyor ve Hz. Osman'a, "Hz Ebu Bekr ve Hz. Ömer'in izinden gidecekmisin" diye soruyor. O da tereddütsüz tamam diyor. Sonra Hz. Ali'ye "Hz Ebu Bekr ve Hz. Ömer'in izinden gidecekmisin" diye soruyor. Hz. Ali de "Allah'ın izin verdiği kadar gideceğim" diyor. Sonunda Hz. Abdurrahman b. Avf, Hz. Osman'ı Emir ilan ediyor. KAYA burayı, "Hz. Abdurrahman b. Avf'ın Haşimiler'in iktidar olmaması gibi bir kaygı yada Hz. Ali'nin cevap vermedeki tereddütünü Emir seçimi konusunda teamüllere aykırı bir davranma ihtimali düşüncesi oluşmuş olabilir" diye yorumladı.
Yeni Emir başlar başlamaz İran'ın, Ermenistan'ın, Azerbeycan'ın isyanları ile karşılaştı ve bastırdı. Bizansın İskenderiye saldırısı püskürtüldü. Anadolu'dan Kayseri'ye kadar Anadolu, Kuzey Afrika, İspanya'nın bir bölümü, Rodos, Doğu İran ve Horosan alınıp Çin ile karşılaşıldı. İlk 5 yıl Hz. Ömer'in kurduğu yapı düzenli çalıştı fakat yapıyı zedeleyen kadrolaşmalarda bu dönem başladı.
Öte yandan gelen ganimetler sadece dinar olarak gelmiyordu. Değerli eşyalar halinde gelenler, ihaleye çıkınca alım gücü yüksek olan Ümeyye oğulları tarafından, değerinden çok düşük fiyatlara satın alınıyordu. Hz. Ömer döneminde Mısır'dan getirilen devasa inciyi "parçalayıp ashaba dağıtın" demiş ama özelliği bozulur diye parçalanmamıştı. Hz. Osman bu inciyi kızını gelin ederken çeyizine koyuyor.
Abdullah b. Erkam, Medine 'de hazine sorumlusu idi. Hz. Osman'ın hazineden para dağıtmasını eleştirip anahtarları yüzüne atmış ve "ben ümmetin hazinesinin müdürüyüm, senin şahsi hazinenin müdürü değilim" deyip ayrılmış. Emekli ikramiyesi olarak kendisine verilen 300.000 dinarı da kabul etmedi.
Afrika seferlerinden 2.500.000 dinar gelince bunun 500.000 dinarını Mervan'a verip onu kızıyla evlendirdi. Ayrıca zenginleşme ve kadrolaşma ile emeviler sokaklarda gezerken tellal çağırmaya başlamış ve "Savulun falanca geliyor" gibi uyarılar yapar olmuşlardı.
Hz. Osman, halife seçildikten kısa süre sonra yakın akrabası olan Şam Valisi Muaviye hariç, Hz. Ömer'in tayin ettiği bütün valileri değiştirdi. Yeni atadığı valiler kendi akrabaları arasından seçilmişti. Bunun sebebini düşündüğümüzde, akrabalarına aşırı bağlılığı, Mervan'ın onun yaşlılığını kullanması ve etrafında işlerin aslını görmesini engelleyenler vardır diyebiliriz.
Hz. Ebu Zer, uç beyliklerdeki eğitim çalışmalarını takip eden, ticaret, çiftçilik ya da bürokrasi ile ilgisi olmayan herkesin sevdiği, saydığı bir şahsiyettir. Değişik yerlerdeki yanlış işleri Hz. Osman'a anlatınca dayak yemiş ve Şam'a sürülmüştü. Şam da Muaviye'ye muhalefetini sürdüren Hz.Ebu Zer, yaşlılık çağında Muaviye'nin "bu adam Mısır, Şam ve Kufe de bulunmasın" uyarısından sonra Medine'ye gönderildi ve oradan da Rebeze'ye ( Resul zamanında yapılan sürgün yeri, Medine'ye 8 km uzaklıkta) sürülüp orada öldü. Hz Osman'ın, Resul'ün ve ashabın en iyi arkadaşlarından olan Hz. Ebu Zer'e olan bu tavrı başta Hz. Ali olmak üzere ashabı iyice sinirlendirdi.
Cuma namazı öncesi cami içinde okunan ezanı kaldırması, büyük ve şaşalı bir ev yaptırması ve Bedir harbine katılmamış olması da Hz. Osman ile ilgili yapılan eleştirilerdendir.
Hz. Osman şikâyetler artınca 654 yılında Valileri denetlemek için müfettişler gönderdi. Sonra hepsini Medine'ye çağırıp şikâyetler konusunda çözüm tekliflerini dinledi. Muhalefet edenlerin elebaşlarının öldürülmesi, mal karşılığı gönüllerinin alınması, bu işlerin valilere bırakılması ve muhaliflerin cihadla meşgul edilmesi gibi teklifler sunuldu. Hz. Osman, muhaliflerin elebaşlarının askere alınmasını ve Hz. Ömer döneminde bağlanan maaşlarının kesilmesini emretti. 656 yılında muhalifler yazılı olarak şikâyetlerini Hz. Osman'a ilettiler. Elçi olarak gelen Ammar b. Yasir Hz. Osman'dan dayak yedi.
Aynı yıl Kufe'den 1000, Basra'dan 150 ve Mısır'dan 2000 kişi hac bahanesiyle Medine'ye geldi. Gelenlere Hz. Osman elçiler gönderdi ama kabul edilmedi. Abdullah b. Ömer'in tavsiyesi ile Hz. Ali elçi olarak muhaliflere gitti. Hz. Ali döndüğünde Hz. Osman ile şu konularda bir ahitname yazdı ve O'na minberden ikna edici bir konuşma yapmasını söyledi.
1. Valiler değişecek 2. Sürgünler geri getirilecek 3. Beytülmal adil dağıtılacak
Hutbeden sonra Hz. Osman evine doğru gidince, Mervan hepsine tehdit dolu ağır sözler etti. Hz. Ali bu olay üzerine Hz. Osman'ın yanına gidip "Mervan seni perişan etmedikçe razı olmaz. Ben artık yokum. Kendi sorununu kendin hallet" anlamında bir konuşma yapıp çıktı. Daha sora Hz. Osman karısının tavsiyesi ile Hz. Ali'yi bir daha çağırdı. Görüştüler ve Hz. Osman, muhaliflerin Mısır Valisi olarak istedikleri Muhammed b. Ebu Bekr'in Vali yapılmasını kabul etti. Hz. Ali de kalabalığa çıkıp "Gidin, ben kefilim talepleriniz yerine getirilecek" dedi.
Muhalifler memleketlerine doğru yola çıktılar. Mısır'a gidenler yanlarından geçen şüpheliyi durdurup sorgulayınca yanında, Mısır Valisi Abdullah b. Sad'a yazılmış bir mektup buldular ve altında Emir'in mührü vardı. Mektup Abdullah b. Ebu Bekr'in Valiliğinin geçersizliğini ve gelenlerin öldürülmesini emrediyordu. Mısırlılar, Basralılar ve Kufeliler yarıyoldan dönüp mektubu Hz. Ali, Talha, Zübeyr ve Said b. Zeyd'e gösterdiler. Bu olaydan sonra Hz. Osman'a kamuoyu desteği sıfırlanmıştı.
Sorgulamadan sonra muhalifler mektubu Mervan'ın yazdığını anladılar ve Mervanı istediler ama Hz. Osman Mervanı vermedi. İşler bu noktaya geldiğinde Emir'i seçen 6 kişilik ekipten Hz. Osman'ı koruyan kimse kalmamıştı. Hz. Ayşe de, Hz. Ali'nin itirazlarına rağmen bu strese dayanamamaktan olsa gerek umreye gidiyor. Bazı önde gelenler de Filistin'e gidiyor. Muhalifler Hz. Osman'a son, 20 gün süre verdiler. Bu süre içinde düşünüp istifa etmesini söylediler. Bu yirmi gün sonlarına kadar sakin geçti. Muhasaradan korkan Hz. Ali ve önde gelenler oğullarını kapıya bekçi koydular. ( Hz. Hasan,Hüseyin b. Ali, Abdullah b. Zubeyr, Muhammed b. Talha ). Ayrıca Hz. Osman'ı koruyan evinin çevresinde 500 adamı vardı. Muhalifler süre sonunda evinin kapısını ateşe verdi. Çatışmalarda Hz. Hasan yaralanıyor. Muhammed b. Ebu Bekr gelip "Haşimoğulları senin yüzündeki kanları görürlerse işler kızışır, amacımıza ulaşamayız" dedi. Ve içeri girip Hz. Osman'ı öldürdü. Kapıdaki korumalar ve Hz. Ebu Bekr'in oğlu Muhammed'in infaz gerçekleşmeden önce istişare ettiklerine ve babalarını temsilen orada bulunduklarına bakılırsa infazın icma ile olmuş olma olasılığı vardır. Cenaze üç gün orada kaldı ve cenaze namazını kılanlar 4- 7 kişi idiler.
Hz Osman, refahın artmasını istiyordu. İşlerin bir noktasında artık çok geç kalmış ve çevresindeki akraba baskısı ve yönlendirmesini aşamamıştır. İlerleyen yaşı muhtemeldir ki, sağlık sorunlarını beraberinde getirmiş, işlere ve olaylara olan hakimiyeti azalmıştır. Ona göre öldürülmeyi hak eden bir şey yapmamıştır.
Hz. Ali açısından olaya bakıldığında Resulün akrabası olmak onun için bir dezavantaj olmuştu. Kendisi Emir olunca işi saltanata dönüştüreceği kanaati onu bir hayli rahatsız etmiş olmalı. Oysa ki onun böyle bir niyeti yoktu. Herkesin bağırarak söylediği eleştirileri Hz. Ali söyleyince sanki o, Hz. Osman'ın koltuğunu istiyormuş gibi bir imaj oluyordu ki, bu da onun hareketini kısıtlıyordu. Evet muhalefetin çok haklı talepleri vardı. Ama öte yandan emirlik kurumunu yıpratmadan bu işin halledilmesi gerekiyordu. Ama Hz. Osman'ın inanılmaz inadı süreci tıkadı.
Hz. Ayşe, "Hz. Osman Resulün elbiseleri eskimeden, dinini eskitti" diyordu. Başına ne gelirse gelsin hak ediyordu. Ama öte yandan uyaranlarda sahabelerdendi. Olacaklardan Allah'a hesap vermemek için çözüm olarak Medine'yi terk etmeyi uygun gördü kendine. Bir sahabe diğerinin canını istiyordu. Bundan daha kötü ne olabilirdi ki. "Hz. Osman'ın katli haksa ben onun sevabından uzak olayım, yok eğer haramsa günahından uzak olayım" diyordu.
Muhalif sahabe için, Hz. Osman ve ekibi eğitim süreçlerini hiç hesap etmeden sadece ganimetler için fetih yapıyorlardı. Oysa fetih İslam'ın yayılması için olmalıydı, zaten az olan kadrolar ya savaşta şehit oluyor yada sayı olarak yetersiz kalıyorlardı. Bir de bunun üzerine ganimetler Hz. Osman'ın kabilesi arasında paylaşılıyordu. Kendisini defalarca istifaya çağırdılar, Medine'de ümmetin güvendiği tüm kanaat önderleri ile defalarca görüştüler ama Hz. Osman'ın inadı işleri bu noktaya getirdi. Öte yandan Hz. Ali de duruma tamamıyla sahip çıkmıyor, bu duruma rağmen Hz. Osman'ı koruyordu. Evlerine döndüklerinde kendilerini bekleyen Valiler vardı. Ayrıca Hz. Osman'ın yaşının ilerlemiş olması ve olayları algılamadaki yetersizliği bir iktidar boşluğu oluşturuyor ve Valiler bu boşluğu heveslerine göre dolduruyorlardı.
KAYA bu olaydan sonra, sahabe karizmasının bittiğini, siyasi temelli fırkalaşmaların başladığını, Hz. Ömer'in kurduğu eğitim ve ıslah temelli kurumlaşmanın bittiğini ve eğitim çalışmalarının lokal ve bireysel faaliyetler haline dönüştüğünü belirtti.
Bu yaşananlarla beraber Müslümanlar üç gruba ayrıldı;
- Hz. Ali taraftarları ( muhalifler )
- Hadiselere karışmayanlar
- Hz. Osman taraftarları ( Emeviler )
Ahmet KAYA konu ile ilgili olarak soruları aldıktan sonra sunumunu tamamladı.


