İbrahim Demirci İle Adonis Üzerine

İbrahim Demirci İle Adonis Üzerine

Adonis’in Kör Kâhin (YKY,2008) kitabını Türkçeye çeviren İbrahim Demirci ile Adonis, Arap edebiyatı ve şiiri üstüne bir konuşma gerçekleştirdik.

Adonis 1930'da Suriye'de doğdu. Asıl adı Ali Ahmed Said Eşber. 1961'de Lübnan vatandaşlığına geçti. Beyrut Üniversitesi'nde Arap Edebiyatı öğretmenliği yaptı; 1989'da UNESCO'nun Arap Devletleri Birliği'nde görevli delege oldu. Beyrut'ta Şiir (1957), Mevâkıf (1968) dergilerini kurdu. Bu dergiler Arap şiirini geleneksel kalıplardan kurtarma ve yabancı şiirleri tanıtma amacını güdüyordu. Adonis, Avrupa ve Amerika edebiyatı konularındaki derin bilgisi sayesinde çağdaş Arap şiirinde çok önemli bir yer tutar. Aynı zamanda eleştirmen ve çevirmendir; plastik sanatlarla, kaligrafiyle ve kolajla da ilgilenmektedir. Paris'te yaşayan Adonis, "Syria-Lebanon Award of the Innternational Poetry Forum" (1971), "Le Grand Prix des Biennales de Poésie" (1986) ve "Uluslararası Nâzım Hikmet Şiir Ödülü" (1995) ödüllerini aldı. 1983'te Mallarmé Akademisi'ne yabancı üye seçildi. Başlıca yapıtları arasında Şamlı Mihyar'ın Şarkıları, İkinci Güneşler, Zaman Kentler, New York'a Mezar, Arap Şiirine Giriş sayılabilir. Türkçede Ayna ve Düş, Dalların Güncesi, Güllerin Aydınlığından, Güneşin Ayetine Uyarak Düş Görüyorum, New York'a Mezar adlı şiir kitapları, ayrıca Arap Poetikası adlı dört konferanstan oluşan kitabı var. Adonis'in Kör Kâhin (YKY,2008) kitabını Türkçeye çeviren İbrahim Demirci ile Adonis, Arap edebiyatı ve şiiri üstüne bir konuşma gerçekleştirdik.  

Önce Kör Kâhin'den başlayalım: Bu kitaptaki şiirlerin tamamı doksanların sonu ile iki binli yılların başlarında yazılmış şiirler mi? Bazı şiirlerde tarih var, bazılarında yok. Bunun nedeni nedir?

Bu kitaptaki şiirlerden bazıları, zaten ve doğrudan belli tarihlere bağlı: Siccîl 1999, Feleğin 2001 Takvimi ve Konçerto – Milâttan Önce 11 Eylül 2001. Adonis, günümüze bakarken geçmişi de gözetiyor ve Fil Vak'asında karşımıza çıkan "siccîl"i 1999'a taşıyor. 11 Eylül'ü dört bin yılı aşan bir sürede izlemeyi deniyor.

Şiirlerin yazılış yerlerini ve tarihlerini belirtmek veya belirtmemek, bütünüyle şairin bir seçimidir. Sanırım, okuyucuya ve metne katkı sağlayacağını düşündüğü yerlerde bunları belirtmiştir.

Adonis, daha çok İslam ve genel olarak ilahi dinler hakkında söyledikleri ile tanınıyor.  Kör Kâhin'de "bugünü sünger gibi emen geçmiş"ten söz eden Adonis'in gelenek,  din ve genel olarak geçmişe bakış açısı karamsar bir bakış açısıdır. Buradan hareketle Kassabinli Ali Ahmed'in Adonisleşmesi sürecine nasıl bakmak gerekir? Ali Ahmad Said Eşber adlı bir köylü genci kendine Adonis adını neden seçti?

Bir insanın – bu arada Adonis'in – hangi sözleriyle nasıl tanındığı veya öne çıkarıldığı, büyük ölçüde medyanın  - çoğu kez manipülatif de olabilen – sunuşlarına bağlı oluyor desek yanılmış olur muyuz? Bu sunuşlar, özel amaçlarla, bütünü ve bağlamı gözetmeden, tabir caizse cımbızlama yöntemiyle yapılabiliyor. Bunu Adonis'i savunmak veya aklamak için söylemiyorum. Ama böylesi sunuşlar karşısında dikkatli ve ihtiyatlı davranmak gerektiğini belirtmek isterim.  

Lazkiye yakınlarında bir Alevi dağ köyü olan Kassabin'de dünyaya gelen Ali Ahmed Said Eşber'e Adonis imzasını veren kişi, Suriye Ulusal Partisi başkanı Anton Saâde'dir. Saâde, Suriye mitolojisini önemseyen, benimseyen, canlandırmak isteyen bir siyasetçi, aynı zamanda edebiyat eleştirmeniydi. Onun hayalindeki Büyük Suriye, Lübnan, Filistin, Irak, Kuveyt ve Kıbrıs'ı da içine alan bir ülkeydi. Ali Ahmed Said, Adonis adını benimserken, bölgenin mitolojisini de sahiplenmiştir. Adonis Babil'in Temmuz'udur.

Ayrıca bu konuya, kimlik reddi şeklinde bakmak yerine, eski şairlerimizin şiirlerinde asıl adlarından başka bir "mahlâs" kullanmaları geleneği açısından da bakılabilir.

Yeri gelmişken şunu da belirtelim: Adonis, Suriye Ulusal Partisi üyesi olduğu için 1955 yılında altı ay hapis yatmış, cezaevinden çıkınca Beyrut'a geçmiştir.

Adonis "Mirasımı yaktım" der. Şairliğinin yanı sıra dergicilik serüveni de var Adonis'in. 1957 yılında "El Şiir" dergisinin kurucuları arasında yer alır. 1964 yılında bu kez"Aflaq" dergi­sinin başında görürüz onu. 1968 yılın­da ise ''Mawakif''i (Duruşlar / Pozisyonlar) yayınla­maya başlar… "El Şiir" dergisin­de bir bildiri yayınlayarak, çağdaş Arap şiirinin gelenekten bağımsız olarak öz­gürlüğünü ilan eder. Çağdaş Arap şiiri geleneğin nasıl bir baskısı altındaydı ki böyle bir bildiriye gerek duydu Adonis?

Zor soru. Bu soruya ayrıntılı, bilgi ve belgeye dayalı bir cevap veremem. Ancak bu işin temelinde Batı uygarlığının siyasal, ekonomik ve teknolojik üstünlüğünün ve gücünün İslâm dünyasında doğurduğu hava, bu havanın çekiciliği, karşı konulmaz etkisi aranabilir.

Siyasal ve düşünsel arayış ve yönelişlerin edebiyata ve şiire yansıması doğaldır. Benzer oluşum ve dönüşümleri Türk edebiyatı tarihinde de görmedik mi?

Adonis'in girişim ve çabasının salt "yenilik hevesi" olmadığını söyleyebilirim. Yıllar önce el-Hayat gazetesinde bir denemesini görmüştüm. Yeni olmak tenekeyi altından daha değerli kılar mı? diye soruyordu.

Ortadoğu, ötekilik,  yok oluşlar, ölümün damgası, en yüksek sapkınlık olarak öldürmenin bayrağı,  şiirin gerçeğine göç ederek sükûna ermek . . . Kör Kahin'de geçen ifadelerden bazıları. Yine düzyazı şiir olarak görülebilecek şiirler de yer alıyor Kör Kahin'de . Adonis sanat ve ideoloji, sanat türleri ve şiirsel bilgi hakkında ne düşünür?

Bu ifadelerin her birine kendi bağlamı içinde bakmak gerek. Anladığım kadarıyla Adonis, sanatı ve şiiri bir çeşit mutlak özgürlük alanı olarak görüyor ve sanatın kendi iç isterleri dışında herhangi bir kayıt ve sınır tanımıyor. Sanki kulluğun değil, tanrılığın peşinde. Ancak kuşkusuz o da bir insan ve aczini his ve itiraf ettiği zamanlar da oluyor. Onun belli bir ideolojiyi benimsediğini veya savunduğunu bilmiyorum. Mısır, Fenike, Yunan, Hıristiyan ve İslâm uygarlıklarından, sanatlarından, filozof, şair ve mutasavvıflarından etkilendiğini, beslendiğini söyleyebiliriz. Öteki hakkında şöyle bir cümlesini hatırlıyorum: "Ancak öteki olabildiğin ölçüde kendin olabilirsin."

Adonis Gırnata'ya nasıl kulak verir?

Adonis, bunu Gırnata'ya On İki Kandil adlı şiirinde dile getirmiş. Şiirin tümünü burada yeniden tekrarlamaya gerek var mı? Bu şiirin "karamsar" olmayışı, tam tersine "umut" içermesi de dikkat çekici bence. Endülüs, önemi ve büyüklüğü her gün biraz daha yakından fark edilen bir insanlık deneyimi. Son yıllarda Fas'ta ve Cezayir'de Endülüs müziği yeniden canlanıyor ve ilgi görüyor. Nassima, Amina Alaoui ve benzerleri, Türkiye'de de tanıtılsa ilgi görecek ve sevilecek seslerdir bence. Maalesef Fransa'da tanındıkları kadar ülkemizde tanınmıyorlar.

Bu arada, Fransız şair Eugène Guillevic'in Adonis'e On İki Şarkı adlı şiirinin bu Gırnata'ya On İki Kandil dolayısıyla mı yazıldığı meraka değer bir husus.   

Paul Auster henüz 9/11'in romanını yazabilecek bir dinginliğe erişemediğinden söz etmişti. "Şimdiki zaman bir mezbaha/ uygarlık nükleer bir fırın" diyor Adonis. 11 Eylül olaylarını nasıl değerlendirir, bu konu özelinde yazılar da yazmış mı?

Yazmış olmalı. Adonis, el-Hayat gazetesinde "Mudârât / Yörüngeler" başlıklı köşesinde güncel olaylara ilişkin yorumlarını, görüşlerini de kaleme alıyor. Fakat düzenli olarak izlemediğim için sorunuza cevap veremeyeceğim. Ancak Konçerto – Milâttan Önce 11 Eylül 2001 şiiri, çok yoğun ve güçlü bir ABD eleştirisi de içeriyor doğrusu. 

Adından öte şiirinde mitoloji de geniş bir yer tutuyor Adonis

Evet, öyle. Ancak Adonis'in bu ilgisi Yunan mitolojisiyle sınırlı değil. Eski Mısır, Sumer, Fenike  ve İslâm da var kültür havzasında.

1960'lardan itibaren Türkiye'ye gelerek kültürel etkinliklere katılan Adonis'in Türkçe'deki seyri hakkında neler söylenebilir?

Adonis'ten ilk çeviriyi bildiğim kadarıyla Özdemir İnce yaptı: Newyork'a Mezar. Sonra Necla Işık'ın çevirdiği Dalların Güncesi var. Sanırım bu iki çeviri de Fransızcadan yapıldı. Bu çevirilerin Metin Fındıkçı'nın Arapçadan yaptığı çeviriler kadar kötü olduğunu söyleyemem. Fındıkçı'nın çevirileri için "rezillik" kelimesi bile yetersiz kalır. Ayna ve Düş, Aşk Şiirleri, Güllerin Aydınlığından, Doğu ve Batı, Fındıkçı'nın çevirdiği Adonis kitapları. Son ikisini okumaya çalıştım. "İşte bu iyi!" dediğim tek metin bulamadım maalesef. Bu kitapları yayımlayanlara da, haklarında övgü dolu yazılar kaleme alanlara da çok şaştım, şaşıyorum. (Ülkemiz adına çok çok utanıyorum da tabii!)

Oğlak Yayınları'nın 1995'te yayımladığı ve benim çevirdiğim Güneşi Âyetine Uyarak Düş Görüyorum adlı kitap var bir de. Yoğun bir kültür yükü ve ilginç biçim yenilikleri de içeren bu kitabın sessizlikle karşılanmış olması tuhaftır. Belki de o kitaptaki şu cümle etkili olmuştur bu tuhaflıkta: "Hacivat ile Karagöz bu akşam fısıltıyla konuşmayı yeğlediler." (s. 152)

 Adonis Türk şiirini izler mi? Türkiye'de hangi şairleri tanır?

Bilmiyorum. Ancak Nazım Hikmet'i tanıdığını, dostluğundan ötürü Özdemir İnce'yi izlediğini sanıyorum.

Adonis uzun zamandır Paris'te yaşıyor. Ama Suriye ve Lübnan üzerinden gelen bir mirası da taşıyor. Şiirlerini de Arapça yazıyor. Bu durum onu nasıl etkiliyor?

Adonis'in Arapçaya bağlılığı, hayati bir bağlılık. Yaşadığı ve gezdiği ülkelere ilişkin izlenimlerini, oralardan edindiklerini de yazıyor işte.  

Adonis adını her yıl Nobel Edebiyat Ödülleri açıklanmadan önce sıkça duyuyoruz muhtemel ödül alıcılar listesinde. Ama neredeyse en çok Nobel alamayan isimlere eklenecek gibi… Ne dersiniz?

Adonis'in Nobel'e ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Bugüne dek Nobel de Adonis'e ihtiyaç duymadı. İleride ne olur, bilemem.  

Yetmişli yıllarda, Halil Cibran için büyük bir Arap şairdir,  diyen Adonis'in üç ciltlik "Arap Divan Şiiri" antolojisi olduğunu duymuştum. Hem klasik hem de çağdaş Arap şiirini takip eden bir şair mi Adonis?

"Arap Divan Şiiri" ifadesi Metin Fındıkçı'nın yanlış çevirilerinden biri olmalı. Doğrusu, Arap Şiiri Divanı. Adonis, elbette klasik Arap şiirini yakından tanıyor. İmrrulkays, Ebu Temam, Maarrî, Mütenebbî, Ebu Nüvas, İbn Arabî… önemsediği şairler arasında. Çağdaş Arap şiirine ilişkin çalışmaları da var.  

Hece dergisi Nisan 2008 tarihli 136. sayısında "Çağdaş Filistin Şiiri" başlıklı bir dosya yayımladı. Bu dosyadaki çeviri sorunları ile alakalı olarak Hece dergisinin 137. sayısında "'Çağdaş Filistin Şiiri' Dosyası Dolayısıyla" başlıklı bir yazı yazdınız. Arap edebiyatının Türkçe'ye çevrilmesinde yaşanan sıkıntılar, sorunlar nelerdir?

Yazık ki, Arapçadan edebi metin çevirisi yeterince yapılmıyor. Yapılanların çoğunda da titizlik ve özen eksikliği görülüyor. Yani hem nicelik, hem nitelik bakımından bir yetersizlik söz konusu.

". . . çağdaş Filistin şiirinin özgün metinleriyle Türkçe çevirilerinin birlikte basıldığı kitaplar, bestelenmiş şiirlerin yer aldığı cd veya dvd'ler hayal ediyorum" diyorsunuz. Arap edebiyatının Türkçe çevirisi ve kültürel hayata dahil edilmesi noktasında başka neler yapılabilir?

İnternet haber sitelerimizden birinin Arapça versiyonunda Mahmud Derviş'in yeni şiir kitabının çıkışı haber olarak verilmişti. O haber sitenin Türkçe versiyonunda yoktu. Neden? Yabancıların bizi bölmelerini, bölmek isteyişlerini anlayabilirim ama bizim bölücülük yapmamız hiç hoş değil.   

Bu söyleşi için teşekkür ederim

Ben teşekkür ederim.

 

Röportaj: Asım Öz

Haksöz-Haber

 

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir