Yeni Şafak / Taha Kılınç
Hamas’ın çizgisi
Merhum İsmail Heniyye, Aksâ Tufanı’nın başlangıcından kısa bir süre sonra, Dünya Müslüman Âlimler Birliği’nin 9-10 Ocak 2024’te Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen toplantısında yaptığı konuşmada şunları söylemişti:
“Aksâ Tufanı öncesinde üç önemli gelişme yaşandı. Bunlardan birincisi, Filistin davasının bütün dünya çapında ikinci plana itilmesi ve gündemden düşürülmesiydi. Uluslararası toplum ve karar alma mercileri, Filistin davasını öne çıkarmamakta ısrarcıydı. Dünya, davamızı adeta İsrail’in kendi iç meselesi gibi ele almaya başlamıştı. Bakış açılarına göre, İsrail bu meseleyi kendi yöntemleriyle zaten hallediyordu. Öyle ki “iki devletli çözüm” dedikleri şey bile artık tedavülden kaldırılmıştı. Filistin davası, tamamen gündemden düşürülmüştü.
İkinci gelişme, (İsrail’de) dinî ve millî açıdan son derece radikal ve tehlikeli bir hükümetin iş başına gelmesi oldu. Bu hükümet, gündeminin ilk sırasına Kudüs ve Mescid-i Aksâ’ya saldırıları, Batı Şeria’nın Yahudileştirilmesini ve Gazze ablukasının sürdürülmesini yerleştirdi. Bunu da Batı Şeria’daki Filistinlileri Ürdün’e, Gazze’deki Filistinlileri Mısır’a tehcir ederek yapmayı planlıyorlardı. Bu hükümet, İsrail toplumunda var olan dinî ve millî radikalliğin doğrudan bir yansımasıydı. Mescid-i Aksâ ve Batı Şeria’da şahit olduğumuz hadiseler, İsrail hükümetinin planlarını uygulamaya koyduğunun göstergeleriydi. Binlerce Filistinlinin hapiste tutulması politikasının sürdürülmesi de keza aynı hükümetin eseriydi. Biz, İsrail toplumunun desteklediği bu radikal hükümetin, özellikle Mescid-i Aksâ’nın yıkılması projesini uygulamaya kararlı olduğunun farkındaydık.
Üçüncü gelişmeye gelince…
Bu bilhassa çok tehlikeliydi: Normalleşme anlaşmalarıyla İsrail işgal rejiminin bölgemizde normal ve meşru bir aktör olarak kabul görmesi. Bu, Filistin davasını heba etmek pahasına, -İsrail’in diliyle- “bölgesel barış inşası” şeklinde servis ediliyordu. Normalleşme treni ve buna dair sözler, bölgemizdeki birçok merkezî başkente uğradı. Normalleşme çerçevesinde İsrail’le yapılacak güvenlik anlaşmaları ve askerî iş birlikleri,
Filistin davasını tamamen tüketecekti.
Hamas ve diğer unsurlardan oluşan Filistin direnişi, tüm bu gelişmelere, şimdiye kadar kullandığı yöntemlerle, klâsik usullerle ve kendisini savunma taktikleriyle karşı koyamazdı. Dolayısıyla, şu ayetin emriyle hareket ettik: “Kapıdan onların üzerine hücum edin. Oraya bir kere girdiniz mi, artık kesinlikle galip gelmişsiniz demektir...” (Mâide 23)”.
Geldiğimiz nokta itibariyle baktığımızda, Aksâ Tufanı’nın üç ana hedefinin de yerine geldiği söylenebilir: 1) Filistin meselesi, artık dünya çapında gündem. 2) Birkaç ay sonra yapılacak seçimlerde, Netanyahu ve faşist ortaklarının devrilmesi neredeyse kesin. Elbette yerlerine “barış güvercinleri” gelmeyecek, ama İsrail tarihinde bir dönem kapanacak. 3) Arap dünyasında İsrail’le ilişkiler konusunda başlatılan trend ve başkentler arasında dolaşan tren, şu anda durdu. İbrahim Anlaşmaları’nın yerini Mekke Anlaşması aldı örneğin.
Aksâ Tufanı sadece bölgesel ve uluslararası dengeleri etkilemedi, aynı zamanda Hamas içindeki ayrışmaları da derinleştirdi. Geçtiğimiz ay yapılan liderlik seçimi neticesinde ortaya çıkan tablo, bunun en açık işareti olarak kayıtlara geçti. Teşkilât içinde İran’a yakın çizgiyi temsil eden Halil Hayye, Türkiye-Katar çizgisinde duran Hâlid Meşal’i sadece 1 oy farkla -34’e karşı 35- geride bırakarak liderliği üstlendi. Bu aritmetik, Hamas içindeki İran meylinin güçlendiğini ama aynı zamanda Hayye’nin karşısında güçlü bir Türkiye-Katar cephesinin olduğunu gösteriyordu.
1987’deki kuruluşundan beri, Hamas, Arap ve İslâm dünyasındaki farklı ülkelerden dönem dönem destek gördü, ama hiçbirinin boyunduruğu altına girmedi ve özgürlüğünü / özgünlüğünü korumayı başardı. Halil Hayye döneminde Hamas’ın vereceği en önemli sınav, İran’la ilişkilerin dozunu ayarlamak olacak gibi görünüyor. Mekke Anlaşması’nın doğuracağı taze fırsatları kullanıp kullanmamak, Hamas’ın yeni yönetiminin elinde. Ama İran’a fazlaca kulak verirlerse ve tümüyle Tahran’a tabi olurlarsa, Arap dünyası çapında bir dışlanmayla karşılaşacakları da açık. Tercih kendilerinin.
