Yeni Şafak / Aydın Ünal
Bu heykel korunmalı
İsmet İnönü ile Mustafa Kemal’in araları 1937 yılında fena halde bozuldu; İnönü Başbakanlık’tan azledildi, ölüm döşeğinde bile Mustafa Kemal’i ziyaret etmedi, her an bir suikast olacağı korkusuyla Pembe Köşk’ü sıkı koruma altına aldırdı, köşkünden çıkmadı.
Mustafa Kemal ölünce İnönü Cumhurbaşkanı oldu. Mustafa Kemal’in izini her yerden silmeye kararlıydı. Bürokraside, siyasette, matbuatta yandaşları tek tek tırpanladı. Paradan Mustafa Kemal’in resimlerini çıkarıp kendi resimlerini koydurttu. Devlet dairelerinde artık sadece onun portresi vardı. Ankara’da bazı yerlerde Mustafa Kemal büstlerini bile kaldırttı.
Malatya Valisi Ahmet Kınık, zamanın ruhuna uygun olarak hemşerileri İnönü adına bir heykel yaptırmak istedi. Cihan harbi yeni bitmişti, devletin kasası tamtakırdı, millet yoksulluktan kırılıyordu. Ancak heykel havadan, sudan, ekmekten daha elzemdi. Malatyalılardan heykel için zorla para toplandı. Homurtular artıp sokağa taşınca, tehdit mahiyetinde bir açıklama yapıldı: Bir değil iki heykel yapılacaktı; sadece İnönü’nün değil, Mustafa Kemal’in de heykeli dikilecekti. Demokrasinin ilk günleriydi ama pabuç da hala pahalıydı, Malatyalı boynunu bükmek zorunda kaldı.
Hitler dönemi Berlin’inde heykel sanatı eğitimi görmüş Hakkı Atamulu ile Nijat Sirel Malatya’da iki heykeli 1946 yılında bitirdiler. Malatya’nın merkezine İnönü heykeli yapılmıştı. Diğer heykel ise adeta Mustafa Kemal’i tahkir etmek için inşa edilmişti. Heykel, o gün için şehrin kıyısına yapılmıştı; dahası, Mustafa Kemal’in yanında, güya Türk gencini temsil eden, anadan tamamen üryan bir ucube vardı. Açılış töreni sırasında heykelin üzerindeki örtü kaldırılınca, Valinin karısı bile tepki göstermiş, alanı terk etmişti.
Malatya’daki heykel, sanattan, estetikten, ölçüden ve edepten tamamen yoksundu. Çocukların eline çamur verseler mutlaka daha iyisini yaparlardı. İki heykeltıraş (!) için kanun çıkarılsa, kalan ömürlerinde heykel yapmaları hatta sanatın herhangi bir dalıyla ilgilenmeleri yasaklansa yeriydi ama her ikisine de yoksul Malatya halkının paraları ödül olarak verilmişti. Heykel, Berlin’in, Roma’nın heykellerinin çok çok ucuz bir taklidiydi. Anlamsızdı. Hiçbir mesaj taşımıyordu. Çirkindi. Her şeyden öte, Türkiye’nin en dindar şehri, sahabeler yurdu, Battal Gazi’nin memleketi Malatya’da heykel bir edepsizlik abidesi olarak yükselmişti. Neyse ki Malatyalı gençler gizlice heykelin en üryan kısmını kırmışlardı da oraya bir yaprak monte edilmiş, küçük bir parça da olsa heykel örtünmüştü ama kalan kısmıyla bakan gözleri kanatmayı sürdürüyordu.
Malatya’daki ucube heykel tam 80 yıldır tartışma konusu. Aslında bu tartışma Türkiye siyasetinin de özeti: Bir taraf, “ya hu bakın kral çıplak! Burada bir edepsizlik var, bir yanlışlık var. Bu sanat değil. Bu ucube Malatya’ya yakışmıyor. Kaldırın bunu” diyor; diğer taraf hemen gardını alıyor, “siz heykele değil Mustafa Kemal’e karşısınız. Sanattan ne anlarsınız. Gericiler. Yobazlar” deyip çirkinliğin etrafına etten duvar örüyorlar.
Geçtiğimiz günlerde bir genç sosyal medyada yine bu ucubeyi eleştirince CHP, İyip ve ırkçı parti hemen suç duyurusunda bulunarak çıplak krala sahip çıktı.
Türkiye’deki bütün çirkin yapılar yıkılsa bile, şahsen ben bu heykelimsinin yerinde kalmasını, Malatyalı terzilerin dikeceği bir şort ya da pantolonla ucubenin örtülerek teşhir edilmesini, ya da bir müzeye, örneğin bir “absürt sanatlar müzesine” ya da “en kötü sanatsal denemeler müzesine” kaldırılarak özel bir odada, +18 uyarısıyla sergilenerek muhafaza edilmesini savunuyorum.
Malatya’daki heykelimsi, Türkiye’de uzun bir döneme hakim olan devlet eliyle üretilmiş zevksizliğin, sanat ve estetik yoksunluğunun, çirkinliğin, özentinin, kompleksin abidevi bir yapısı olarak korunmalı. Yoksul halkın nasıl soyulduğunun bir hatırası olarak kalmalı. Heykeller üzerinden milletin değerlerine nasıl saldırıldığının bir anıtı olarak muhafaza edilmeli.
Yine Malatya’daki heykelimsi, bütün çirkinliğine, ucubeliğine, mide bulandıran zevksizliğine ve edepsizliğine rağmen milletin değerlerine düşmanlıkla gözleri kör olup çıplak kralı görme yetisini kaybeden bir kesim tarafından nasıl anlamsız bir inatla savunulduğunu, korunduğunu, millete nasıl zulmedildiğini gösterebilmesi, heykelle ilgili tutumun hemen her meselede sergilendiğini hatırlatması açısından da muhafaza edilmeli.
Reklam
Malatya’daki heykel yıkılmasın; yıkılmasın ki, gelecek nesiller Türkiye’nin karanlık bir dönemini, rejimini, siyasetini, sanatını, güncel tartışmalarını o heykel üzerinden kahkahalar atarak “yok artık, bu kadar da değildir canım” şaşkınlığıyla okuyabilsinler.

