Hırsın kökeni ve insanın doyumsuz dünya tutkusu

Hırsın kökeni ve insanın doyumsuz dünya tutkusu

Vahdettin İnce, kökeni devenin kanatan bitkiyi yedikçe yemesiyle ölümüne yol açan "hırs" kavramını ele alarak, insanın sınırsız ve ölçüsüz arzularının bu dünya hayatına değil, ahirete matuf olduğunu ifade ediyor

Vahdettin İnce / Star

Ölümcül “Hırs” dikeni

Çölde, Türkçe'de "deve dikeni" dediğimiz Arapça'da "hırs" (حرص) adı verilen dikenli bir bitki var. Develer bu bitkiyi çok severler. Tabi deve bu dikenli bitkiyi yemeye başlayınca dikenler diline batarak kanatırlar. Kendi kanının tuzlu tadı hoşuna gider. Bu yüzden yemeye devam eder. Yedikçe kanama artar, kanadıkça daha fazla yer ve sonunda kan kaybından ölür. Türkçe'de de kullandığımız "Hırs" kelimesi buradan gelir. "Hırs" zamansız, ölçüsüz, sınırsız ve doyumsuz açgözlülük anlamındadır. Kaynağı da insanın doğuştan sahip olduğu bazı özelliklerin, duyguların, arzuların ölçüsüz, yersiz, sınırsız kullanılmasına ilişkin tutkulu arzudur. Oysa insanın sahip olduğu bazı özelliklerin, duyguların kullanım alanı bu dünya hayatı değildir. İnsan sadece bu isteklerin, arzuların, duyguların dünya hayatında ihtiyaç duyduğu kadarıyla "nasiplenmelidir".

Kur'an'da sınırsız mal hırsına kapılan, tarihin en ünlü zengini Karun'un kıssası şöyle anlatılır:

"Karun Musa'nın kavmindendi. O, gücüne dayanarak onlara haksızlık etmekteydi. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki sadece anahtarlarını güçlü kuvvetli bir ekip bile zor taşırdı. Halkı ona şöyle demişti: Sakın şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez. Allah'ın sana verdiğinden ahiret yurdunu kazanmaya bak ve dünyadan nasibini unutma! Allah sana ihsan ettiği gibi sen de insanlara ihsanda bulun. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışma! Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez" (Kasas, 76-77). Karun'un kavmi, Allah'ın verdiği nimetlerin dünya hayatında sınırsız bir şekilde kullanılmak üzere bahşedilmediğini, bunların "ahiret yurdu"na yönelik olduğunu, çünkü orada işe yaradıklarını, dünya hayatında ise onlardan ancak ihtiyaç oranında yararlanılacağını "dünyadaki nasibini unutma" diyerek hatırlatıyor. İnsanın yaratılış süreci bunu somut olarak ortaya koyan örnekler barındırır.

Ana rahmini düşünün. Bebek bu daracık hayat alanında, kesinlikle işe yaramayan, olsa olsa en alt düzeyde istifade edebildiği organlara sahiptir. El, ayak, kulak, göz vs gibi. Bir bebeğin farz-ı muhal o organları ana rahminde kullandığını, kullanabildiğini, mesela koşup zıpladığını düşünün, oradaki hayat düzeni altüst olur, bozulur ve sonunda kendisi de bu hırsının kurbanı olur.

İnsan, bu dünya hayatında sonsuza kadar yaşamak, olabildiğince mal sahibi olmak, en güzel, en yakışıklı olmak, kimsenin karşı koyamadığı bir güce kavuşmak, bütün arzularının eksiksiz gerçekleşmesini sağlamak, sınır tanımayan bir cinsellik yaşamak gibi duygulara sahiptir. Oysa ana rahmindeki bebeğin dünya hayatına hazırlık maksadıyla kendisine verilen organlardan en alt düzeyde, ihtiyaç duyduğu kadar istifade etmesi gibi, bu duygulardan ihtiyaç oranında istifade etmek dünya hayatının düzenini korur ve insan da bu güçlerini sınırsız kullanabileceği ahiret hayatına kadar olabildiğince mutlu bir hayat sürdürür. Ne var ki insanların çoğu "ahiret yurdu"nu unutur veya hiç inanmaz. Oysa ana rahminde el, ayak vs dünya hayatının varlığının delili olduğu gibi, sonlu ve sınırlı dünya hayatındaki sonsuz, sınırsız duyguların varlığı da sonsuz ve sınırsız ahiret hayatının delilleridir.

İblis, insana bu sonsuzluğu, sınırsızlığı dünya hayatında elde edebileceğini telkin eder. Onu bu kuruntunun peşinde helak olana kadar koşturur. Çünkü sonsuz, ölümsüz, kalıcı olma duygusu, insanı ahirete hazırlayan bir motivasyon olarak bahşedilmişken, hırsa dönüşünce, insanın en büyük zaafı olur. İblis de diğer bütün isteklerini, bu zaafı kullanarak insan üzerinden gerçekleştirir. Adem ve Havva'yı yoldan çıkarmak için bu zaaf kapısından girdiğini unutmayın. "Rabbiniz, sonsuza kadar yaşamayasınız diye bu ağacı size yasakladı" demişti. Ne yazık ki İblisin bu iğvasına kapılan birçok insan, hin-i hacette kullanmak üzere sunulan nimetleri, hoyratça harcayarak korkunç akıbetlere maruz kalır.

Ticarette, ekonomide, siyasette, medyada bunun sayılmayacak örnekleri var ne yazık ki. Bütün dünyanın yeraltı ve yerüstü zenginliklerini talan etmek için örgütlü doyumsuzluğun somut karşılığı olan Batı medeniyeti ve onun bölgemizdeki vekili Siyonist rejim, devlet düzeyindeki hırsın örnekleridir. İblis medeniyetinin bu hırsının bugünlerde dünyamızı nasıl bir bozgunculuğa doğru sürüklediğini görüyoruz. Bütün bunlar "sonsuzluk" uğruna "daha yok mu" tatminsizliğinin birey, cemaat, örgüt ve devlet bağlamındaki yansımalarıdır.

Unutmamak gerekir "daha yok mu?" demek cehennemin bir niteliğidir. Bu yüzden doyumsuz Batı medeniyeti, insanlık için bir yeryüzü cehennemi mesabesindedir.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir