
Hicri takvimin anlamı vvve Müslümanların bugünü
Ahmet Varol, Hicri 1448 yılına girilirken hicri takvimin ortaya çıkış sürecini, hicretin bu takvimdeki merkezi yerini ve farklı takvim sistemlerinin tarihî arka planını ele alıyor.
Ahmet Varol / Yeni Akit
Hicri 1448 Yılına Girerken!
Önümüzdeki Salı günü, yani 16 Haziran 2026 tarihinde Hicri 1448 yılına girilecek. Bu vesileyle takvim düzeninin anlamı ve hicri takvimin geçmişi üzerinde kısaca durmak, bilvesile İslam âleminin genel durumuna temas etmek istiyoruz.
Takvim, zaman dilimlerinin ölçülmesi için konulmuş bir düzenlemedir. Tarih boyunca muhtelif takvim düzenleri ortaya çıkmıştır. Hepsinin amacı zaman dilimlerinin belirlenmesi, buna göre bir iş düzeni kurulması ve olayların gerçekleştiği zamanların tespit edilip kayda geçirilmesidir. Kur’an-ı Kerim’de de zamanın belirlenmesinde ayın hareketlerinin önemli bir işaret olduğuna dikkat çekilir: “Güneşi bir ışık, ayı bir nur yapan, yılların sayısını ve (vakitlerin) hesabını bilmeniz için ayı belli menzillere göre düzenleyen O’dur.” (Yunus, 10/5)
Yılların sayılması tarihte farklı toplumlarda farklı şekillerde gerçekleşmiş, bundan dolayı yahudi takvimi, Çin takvimi, Pers takvimi, miladi takvim, hicri takvim gibi muhtelif takvim düzenleri ortaya çıkmıştır. Bazıları güneş yılını yani mevsimlerin dönüşümünü, bazıları ay yılını yani ayın hareketlerini esas alır. Ay yılı 354 veya 355, güneş yılı ise 365 veya 366 gündür. Bazı toplumlar ay yılını esas almakla birlikte yıla belli aralıklarla ay ekleyerek güneş yılına ayarlama yaparlar. İslam öncesi Arap toplumlarında da belli dönemlerde yıla bir ay ilave edilir, buna “nesi’” adı verilirdi. Bu uygulama haram aylardaki savaş yasağını delmek için ayların yerlerini değiştirme amacıyla da kullanılıyordu. Ancak İslam bunu kesin bir şekilde yasaklamıştır (bkz. Tevbe, 9/36-37).
Bu uygulamanın bir versiyonu bugün yahudi takviminde sürdürülmektedir. Normalde kameri takvimi esas alan yahudiler belli zamanlarda yılı 13 aya çıkararak şemsi takvimle oluşan farkı kapatırlar.
İslam öncesi Araplarda kameri sisteme göre ayların sayıldığı bir düzen vardı ama yılların sayıldığı bir takvim yoktu. Yıllar, Fil hadisesi gibi önemli olaylara göre sıralanır, «şu olaydan üç yıl sonra, beş yıl önce» diye tarih belirlenirdi.
Hz. Ömer (r.a.) döneminde resmî evraklara tarih kaydı koyma uygulaması başlatılınca bir takvim düzenlemesine ihtiyaç duyuldu. Başlangıç olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)’in doğumu, kendisine vahyin gelişi veya vefatı esas alınabilirdi. Ama Hz. Ömer başlangıç yılı olarak hicreti esas aldı. Çünkü hicretle birlikte Müslümanlar yeni bir sürece girmiş, İslâm devletinin temellerini atmak için harekete geçmiş, İslâmî davet devletleşme ve siyasi hâkimiyet kurma sürecine yönelmişti. Bu sebeple Hz. Ömer’in başlattığı bu takvime hicri takvim denmektedir ve kameri sisteme göredir.
Burada önemli bir hususu hatırlatalım: 1 Muharrem hicretin yıl dönümü değil, hicri yılın ilk günüdür. Resûlullah (s.a.s.) Mekke’den Safer ayında çıkmış, Rebiulevvel ayında Medine’ye ulaşmıştır. Sahabilerinin hicretleri ise hep birlikte değil muhtelif zamanlarda gerçekleşmiştir.
Ancak kameri yılın birinci ayı Muharrem olduğundan yılbaşı olarak bu ayın ilk günü kabul edilmiştir. Yine de yılbaşında hicret hadisesinin gündeme getirilmesi ve öneminden söz edilmesi isabetlidir. Çünkü hicri takviminin başlangıcı olarak bu olayın esas alınması anlamlıdır.
Hicri 1400 yılına girilmesi hayli heyecanlı olmuştu. Çünkü yeni bir hicri yüzyıla giriliyordu. O da Hicri 15. yüzyıldı. Ben de o zaman lise son sınıfın birinci dönemindeydim.
Bu yüzyılla ilgili muhtelif öngörüler hatta rivayetler de vardı. Ama herkesin beklentisi bu yüzyılın tüm İslam dünyası için parlak bir yüzyıl olacağı yönündeydi. Her ne kadar zorluklar devam ediyor olsa da ben Allah’ın izniyle her zaman ümitvar ve iyimser olmayı tercih ediyorum.
Hicri 1448 yılına girerken hicri 15. yüzyılın ortasına iyice yaklaşmış bulunuyoruz. Miladi 21. yüzyılın da ilk çeyreğini geride bıraktık. Geriye baktığımızda epey mesafe katetmiş olduğumuzu düşünüyoruz; ama bu süre, sonsuzluk gerçeği karşısında kaybolup gidiyor.
Takvimler bize zamanın akışını ölçme imkânı verdiği kadar, geçen ömrün muhasebesini yapma fırsatı da sunuyor.


HABERE YORUM KAT