1. YAZARLAR

  2. ZEHRA TÜRKMEN

  3. Hasan El-Benna
ZEHRA TÜRKMEN

ZEHRA TÜRKMEN

Yazarın Tüm Yazıları >

Hasan El-Benna

14 Şubat 2013 Perşembe 00:11A+A-

Hasan El- Benna 1906 yılında Mısır’ın Mahmudiye kasabasında dünyaya geldi. Saat tamirciliği yaparak geçimini sağlayan babası aynı zamanda camide imamlık yapar, mahallenin küçük çocuklarına Kur’an eğitimi verirdi.

Hasan el-Benna henüz ortaokul yıllarındayken okul içinde bazı arkadaşlarıyla beraber Haramlarınİşlenmesini Önleme Cemiyeti adlı bir örgüt kurdu. Örgütün amacı kötü söz söyleyen, kötü davranışta bulunan arkadaşlarını ıslah etmek ve bu olumsuz davranışlarından vazgeçirmekti. Hasan el-Benna yüksek öğrenimi için Kahire’de eğitim veren Darü’l Ulum adlı okula kayıt oldu.

Öğrencilik yılları boyunca İngiliz sömürgesine karşı çıkarak gösteri ve boykotlara katılan Hasan El Benna aynızamanda modernizmin toplumların yaşantısını ve özellikle de Müslümanların hayatını ciddi boyutta etkilediğini düşünüyor bu konuda söz sahibi kişilerle görüşüp insanları bilinçlendirmeye çalışıyordu. Ve bu çabalarının sonucunda da el-Fetihisimli dergiyi çıkarmaya başladı.

Hasan el Benna 1927 yılındaüniversiteden mezun olarak İsmailiyye’ye öğretmen olarak atandı. İsmailiyye’de göreve başladığında halkın İngiliz sömürgesinden fazla etkilendiğini gördü. Cadde ve sokak isimlerinin dahi İngilizce olması batılı yaşam tarzının sokak hayatına dahi hakim olduğunun göstergesiydi. Hasan el-Benna toplumu ıslah etmekiçin mücadeleye başladı. Ancak burada çok fazla tarikat ve farklı cemaatler vardı. Bu nedenle de insanları sahih dini anlatmak çokta kolay olmuyordu. Hasan el-Benna en iyi çözüm yolunu kahvelerde insanlara dini anlatmak olarak düşündü. Üç büyük kahve seçerek tebliğ faaliyetlerine başladı. Konuşmalarını yarım saatten fazla yapmayan Benna özellikle insanlara akait konularını anlatıyor, Müslüman olmanın gerekliliklerinden bahsediyordu. Zaman içinde kahveye gelenlerin sayısı artarak, halk bilinçlenmeye başladı. Ve Hasan el-Benna bu çalışmalarının meyvesi olarak 1928 yılındakendisini dinleyen ve etkilenen 6 kişiyle Müslüman Kardeşleri Kurmuştu. Hiraİslam Enstitüsü adını verdikleri bir okul inşa ederek faaliyetlerini burada sürdürdüler.

İhvan-ı Müslim’in çeşitli mekânlarda konferans ve dersler veriyordu. Filistin, Suriye, Lübnan gibi birçok yerdeşubeleri açılmaya başlayan cemiyetin genel merkezi Kahire oldu. Hasan el-Benna arkadaşlarıyla beraber ilk etapta “Müslüman Kardeşler Derneği” adında haftalık bir dergi çıkarmaya başladı. Daha sonrada en-Nezir isimli dergiyi çıkardılar. Dernek sadece erkeklere dönük çalışmalar yapmıyordu. Kadın kolları diyebileceğimiz nitelikte Müslüman Kız Kardeşler adında yan bir kolu daha vardı. Burada kadınlar çeşitli çalışmalar yapıyor özellikle de dine karışmış hurafelere karşı kadınlar bilinçlendirilmeye çalışılıyordu.

Müslüman Kardeşler Cemiyeti on ayrı çıkıntısı bulunan bir yüzüğü derneğin amblemi olarak kabul etti. Bu on çıkıntı Enam Suresi 151 ve 152 ayetteki “Allah’a şirk koşmayın, ana babaya ihsanda bulunun, yoksulluk sebebiyle çocukları öldürmeyin, kötülüğün açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haklı olmanız hariç kimseyi öldürmeyin, yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah'ın ahdini yerine getirin.” Şeklinde beyan edilen 10 haramı temsil etmekteydi.

Hasan el-Benna hayatı boyunca İngiliz sömürgesine karşı çıkarak buna karşı Filistin davasınısahiplenmiş ve 1940 yılında silahlı eğitim yapan el-Nizam el-Hass isimli askeri bir kanat kurmuştu. Hasan el-Benna ve arkadaşları İngiliz askerlerine dönük yapılan birçok eylemin sorumlusu olarak gösterilmiş ve Başbakan Mahmud en-Nukraşi’nin ölümünden de Hasan el-Benna ve arkadaşları suçlu ilan edilmişti. Ve Hasan el-Benna 12 Şubat 1949 yılında hükümet yanlısı ajanlar tarafından şehid edildi.

Şehid Hasan el-Benna hayatı boyunca Kur’an ve sahih sünnete dönüş çabası göstermiş,hurafe, batıl inanç gibi inançları reddetmiş, mezarlardan, ölülerden yardım dilemenin Allah’a karşı şirk olduğunu savunmuştu. Risalelerinde siyasi düşüncesini İslam topraklarını her türlü yabancı işgalden kurtarmak ve İslam davetini izhar eden bir İslam devleti kurmak olarak açıklamıştı. Ve yine risalelerinde mücadelesinin sahasını İslam’ı dosdoğru ve hakkıyla yaşayan fert, aile, toplum, güçlü bir iktidar, batılı devletlere karşı İslami bir devlet ve İslam’ı bütün yeryüzüne hakım kılmak olarak belirtmekteydi.

“Biz ölümün tehlikelerle dolu bir hayattan ebedi nimet ve saadetlerle dolu gerçek bir hayata geçiş köprüsü olduğunu biliyoruz”diyen Hasan el-Benna’nın dün şahadetinin 64. yılıydı. Son olarak 30 yıl boyunca emperyalist ve diktatör Mübarak’in yönetimi altında hayat süren Mısır’da gerçekleşen devrim onun "Allah gayemiz, Peygamber aleyhisselam önderimiz, Kur'an yasamız, Cihad yolumuz, Allah yolunda ölüm en büyük hedefimiz" şiarını üstlenen Müslümanların inisiyatifiyle gerçekleşti. İhvan’ın partisi olan Hürriyet ve Adalet Partisi de bir yıldan beri iktidarı elinde tutuyor. Ama Benna’ya suikast düzenleyen mantalite, bugün de İhvan’ın devrim sürecindeki inisiyatifini yıkmak ve tüm Müslümanların geri adım atmalarını istiyor.

Ancak Mısır’daki liberal, sosyalist, ulusalcı cephe, emperyal güçlerden aldıkları destekle de eski rejim artıklarını ve beyinleri efsunlaşmış dindarları Müslümanların iktidar inisiyatifine karşı kullanmak istiyor. Bunlara rağmen düne nispetle Mısır Müslümanları daha tecrübeli, daha birikimli ve daha örgütlü bir sosyal tanıklık sergiliyorlar. İhvan da Selefi eğilimliler de birlikte iş yapmanın ilmihalini oluşturarak Hasan el-Benna’nın özlemlerine yatırım yapmaktadırlar.

Tabii ki sömürge halkları haline getirilmiş ülkelerde devrim süreçleri risklidir. Ancak dün devrim sürecine yönelten ateşi ilk yakan Hasan el-Benna’nın çizgisini emeği, malı, canı ile sürdürmeye aday birçok insan söz konusudur. Ve bunlar Benna’nın gösterdiği gibi mücadeleyi ancak mücadele içinde kazanma bilincinde olan insanlardır. Bu bilinç zamanla ve bölgeyle sınırlı değilse, bu kazanımı bizler de kendi kuşatılmışlığımız içinde niçin üretmeyelim?

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum