Milliyet yazarı Aslı Aydıntaşbaş, her ne kadar yazısını "Bu yazdıklarım Ergenekon davasının özünü teşkil eden iddialarla ilgili değil; sadece TSK'nın modern iletişimde zorlandığı gerçeğidir." notuyla bitirse de dikkat çektiği konular, aslında meselenin ne olduğunu anlamak için yeterli…
(Generaller) Kameralardan neden kaçıyorlar?
Aslı Aydıntaşbaş / Milliyet
Hafta sonu emekli kuvvet komutanlarının darbe suçlamasıyla Ergenekon savcılarına ifade vermek için Beşiktaş'taki adliyeye gelişini seyrettiniz mi?
Hayır seyredemediniz tabii çünkü komutanlar kaçak-göçek, kimi zaman camları karartılmış sivil plakalı jiplerle geldi; 10 saat sorgudan sonra dışarıda bekleyen medya ordusunu atlatmak için yine büyük bir gizlilik içinde, bazen yüzlerini arabaların içine gerilen bezlerle gizleyerek ayrıldılar. Bu tarihi olaydan gazetelere yansıyan en kayda değer görüntü, emekli Hava Kuvvetleri Komutanı Org. İbrahim Fırtına'nın bir ara balkonda çay içerken zoom'la uzaktan çekişmiş flu fotoğrafı oldu. Deniz Kuvveleri Komutanı Özden Örnek ve Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, adliyeye restoran kapısından girmeyi seçti.
Asker, Ergenekon sürecinde çeşitli iletişim hataları yaptı; ancak bu son görüntüler, TSK üst düzey kademesinin medya çağında iletişim ve halkla ilişkiler konusunda gerçekten çok yol kat etmesi gerektiğini bir kez daha hatırlattı bize.
İmaj açısından doğru olan, komutanların (ve Dursun Çiçek gibi tartışmalı isimlerin) jiple değil, sade vatandaş gibi adliyeye gelmesi, çıkarken kameraların önüne geçip birkaç cümle etmesi olurdu. Uzun soruları yanıtlamak zorunda değiller. Ancak kamuoyundan kaçmadıklarını, şeffaf olabileceklerini kanıtlamaları lazım.
TSK'yı yakından tanıyan bir isme neden bu tarz bir gizlenme çabasında olduklarını soruyorum. Amaç, 'komutanların cunta iddiasıyla ifade veriyor' gibi bir fotoğraf karesi vermemekmiş. Pardon? Yani Deniz Seki nasıl kamuoyunun zihninde elinde kelepçeli fotoğraf karesi olmasın diye her mahkemeye çıkışında pet şişe su taşıyordu önünde, aynı mantık...
Fakat problem şu; tüm Türkiye, komutanların darbeyle suçlandığını, ifade verdiğini biliyor. Bu durumda fotoğraflarının olması ya da olmaması bir fark yaratmayacak. Tam tersine askerlerin sessizliği, günlüklerin sahibi olduğu iddia edilen Özden Örnek'in bir yılı aşkın zamandır ağzını açmaması, kameralardan kaçma çabaları, toplumsal bilinçaltında komutanların 'suçlu' olduğu algısını güçlendiriyor. Kriz yönetiminde temel bir kural vardır. 'Kamuoyu boşluk kaldırmaz.' Siz kendi perspektifinizi yansıtmaz, bilgi vermezseniz, mevcut bilgiler boşluğu doldurur.
Kimse komutanların gerçekten darbe planlayıp planlamadığını bilmiyor. Zaten Ergenekon davası da bunu araştırıyor.
Ancak komutanların yanlış yapmayalım derken attıkları her adımın kamu vicdanı açısından kuşku yarattığı, tabiri caizse bir "halkla ilişkiler felaketi" olduğu da ortada.
Medya algısı değişti
İronik olan, darbe günlüklerinde komutanlar sürekli kendi aralarında 'Medya çok önemli', 'Kamuoyunu yönetmeliyiz' gibisinden konuşuyorlar. Ancak belli ki medyadan algıladıkları, açık toplumdaki özgür medya değil. 28 Şubat döneminde olduğu gibi 'Şunu yaz, bunu yazma!' diye emir verilebilen, dosyalar servis edilen medya!
Oysa TSK imajını düzeltmek istiyorsa, yapması gereken bilgi saklamak değil paylaşmak, daha hızlı refleksler göstermek olacaktır. Askerle ilgili iddiaların genelde uzun süre yanıtsız kalması, Kafes, Lahika ya da "AKP'yi Bitirme Planı" gibi varlığı iddia edilen planlarla ilgili cevapların anında yapılmaması bir "pr" hatası.
Genelkurmay iletişimini haftalık basın toplantıları aracılığıyla yapıyor. Ancak haftalık bilgilendirme, günümüzün 7/24 haber dünyasında yeterli değil. Albay Dursun Çiçek ve kuvvet komutanlarının adliyeye gidiş gelişlerinde kendilerini gizlemesi, kameraların önüne çıkıp tek kelime etmemiş olması, karanlık jiplere saklanması üçüncü hata.
(Bu yazdıklarım Ergenekon davasının özünü teşkil eden iddialarla ilgili değil; sadece TSK'nın modern iletişimde zorlandığı gerçeğidir.)

Haftasonu ifade veren komutanlar, kameralardan arabaya bez gererek gizlendi. Neden kaçmak yerine mikrofona iki laf etmediler?

