1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Gazze’ye ulaşamayan filoların küresel etkisi
Gazze’ye ulaşamayan filoların küresel etkisi

Gazze’ye ulaşamayan filoların küresel etkisi

Kutub Elaraby, Küresel Sumud Filosu ve benzeri girişimlerin Gazze ablukasını fiilen kıramasa da Filistin davasını küresel gündemde tutarak uluslararası dayanışmayı büyüttüğünü ifade ediyor.

28 Mayıs 2026 Perşembe 13:11A+A-

Kutub Elaraby / Fokusplus

Küresel Sumud Filosu Amacına Ulaştı mı?

Küresel Sumud Filosu ve ondan önceki benzer filolar, Gazze üzerindeki ablukayı kırma hedefinde başarılı oldu mu?  

Bu soruya cevap veren ilk ya da son kişi ben değilim. Yanıtlar çoğaldıkça cevapların da çeşitleneceği açık. Ancak şahsen ben, bu sorunun cevabının, asıl büyük olay olan Filistin meselesine daha kapsamlı bir bakışla verilmesi gerektiğine inanıyorum: Gazze’nin de bir parçası olduğu Filistin davası. 

Filistin davası ise sömürgeciliğin geriye kalan son örneklerinden birini, hatta yerleşimci sömürgeciliğin en çirkin biçimini temsil ediyor.  

Söz konusu durum, farklı ülkelerden gelen göçmenlerin yerli halkın yerine geçirilmesi ve üzerinde yaşadıkları toprağın adının Filistin’den İsrail’e dönüştürülmesi anlamına geliyor. 

1917’deki Balfour Deklarasyonu ile başlayan işgal, İngiliz Dışişleri Bakanı’nın Filistin’de Yahudi halkı için ulusal bir yurt sözü vermesiyle başladı.  

Bu söz, vermeye hakkı olmayan birinin, almaya hakkı olmayan birine verdiği bir sözdü. 

Buna rağmen dönemin sömürgeci devletleri ve hükümetleri bu projeyi destekledi ve Araplar ile Müslümanlara dayattı. Ancak toprağın asli sahipleri o andan bugüne kadar direnişi hiçbir zaman bırakmadı. Bunun son halkası ise Ekim 2023’te gerçekleşen Aksa Tufanı operasyonu oldu. 

Ortada son derece karmaşık bir çatışma bulunuyor. İsrail işgali dayatmak için askeri, mali, siyasi ve medya gücü dahil her türlü aracı kullandı.  

Küresel Sumud Filosu

Direniş de aynı araçlarla, başladığı günden bugüne kadar mücadeleyi sürdürülüyor. İşte tam burada makalemizin sorusuyla yüzleşiyoruz: Küresel Sumud filoları amaçlarına ulaşabildi mi? 

Hiç kimse bu filoların Filistin’i özgürleştireceğini ya da Gazze Şeridi üzerindeki ablukayı tamamen kaldırabileceğini iddia etmedi. Ancak bunlar, Gazze’deki trajediye ve 17 yıldır süren kuşatmaya karşı küresel düzeyde halkların gösterebildiği dayanışma çabalarının bir biçimiydi. 

Sivil direnişin ve genel olarak Filistin davasına, özelde ise Gazze halkına yönelik küresel dayanışmanın birçok farklı aracı bulunuyor.  

Bunlardan biri, özellikle İsrail’i destekleyen Batılı ülkelerde olmak üzere dünyanın birçok başkentinde düzenlenen kitlesel gösterilerdi.  

Aksa Tufanı sonrası bu protestoları öne çıkaran en önemli unsur ise üniversite gençliğinin belirgin ağırlığı oldu. 

Genç kuşak, eğitim müfredatları, medya, sanat ve kültür aracılığıyla yoğun şekilde yönlendirmeye maruz kalmasına rağmen, bu zihinsel kuşatmayı aşmayı başardı. 

Gazze’deki büyük trajediyi fark eden bu gençler, medya ve siyasetçilerin kendilerine sunduğu anlatının gerçek olmadığını da görmeye başladı. 

Dayanışmanın diğer biçimleri arasında İsrail’i destekleyen şirket ve kurumlara yönelik boykot kampanyaları yer alırken, uluslararası mahkemelere başvurular yoluyla İsrail’i hukuki açıdan kuşatma girişimleri de bu mücadelenin araçlarından biri haline geldi. 

Bu çerçevede, 2008 yılının sonlarında yola çıkan ve yedi gemiyi içeren Özgürlük Filoları'nın ardından “Sumud Filoları” dalgası ortaya çıktı. 

Bu ilk filolardan dördü Gazze’ye ulaşarak taşıdıkları yardımları boşaltmayı başarırken, İsrail makamları üç geminin bölgeye ulaşmasını engelledi. Ardından 2009 yılında gönderilen iki geminin de Gazze’ye ulaşmasına izin verilmedi. 

Çatışmanın en kritik noktası ise 2010 yılında, aralarında Türkiye’ye ait Mavi Marmara’nın da bulunduğu Özgürlük Filosu 1’in harekete geçmesiyle yaşandı. 40 ülkeden 750 aktivistin yer aldığı filoya, İsrail donanması 31 Mayıs 2010’da müdahale etti. Saldırıda 10 Türk aktivist hayatını kaybetti. 

Bu olay, Türkiye ile İsrail arasında büyük bir siyasi krize yol açtı. Kriz, İsrail’in resmi özür dilemesi ve saldırıya ilişkin tazminat ödemesiyle son buldu. 

Bunu, 2011 yılının ortalarında başlayan Özgürlük Filosu 2, ardından 2015’te düzenlenen Özgürlük Filosu 3 ve daha sonraki çeşitli girişimler izledi.  

Süreç, Ekim 2023’teki Aksa Tufanı’ndan yaklaşık altı ay sonra, Nisan 2024’te başlatılan “Ablukayı Kırma Filosu” girişimine kadar devam etti. İsrail makamları bu dönemde Gazze halkına yönelik kuşatma, aç bırakma politikası ve yıkım savaşını daha da ağırlaştırdı. 

O tarihten bu yana çok sayıda filo girişimi düzenlenirken, son girişim geçen 18 Mayıs’ta İsrail makamlarının müdahalesiyle karşılaştı.  

Tüm katılımcılar gözaltına alınırken, dünyanın gözü önünde fiziksel, psikolojik şiddet ve hatta cinsel istismara maruz bırakıldı. 

Itamar Ben-Gvir

Aşırı sağcı İsrailli Bakan Itamar Ben-Gvir’in, yabancı aktivistlerin kameralar önünde aşağılayıcı şekilde sürüklenmesini övünçle sergilemesi, dünya kamuoyunda İsrail işgaline yönelik öfkeyi yeniden artırdı. 

Sonuç olarak Gazze ile dayanışma filoları, İsrail’in Gazze halkına yönelik saldırıları, yıkım, abluka ve soykırım savaşını dünya gündeminde tutmayı başardı. 

İsrail makamlarının durdurup aktivistlerini gözaltına aldığı son filo da, Şubat ayı sonunda başlayan ve küresel gündemin merkezine yerleşen İran savaşı nedeniyle dikkatlerin kaydığı bir dönemde, bir süreliğine odağı yeniden Gazze’ye çevirdi. 

İsrail ordusunun İran savaşına katılması, Gazze’deki trajediyi geri plana itme ve Trump anlaşmasının öngördüğü yükümlülüklerden kaçma girişimiydi.  

Söz konusu anlaşma, insani yardım geçişleri için sınır kapılarının açılması, Gazze’nin yeniden imar sürecinin başlatılması ve bir Filistin devletinin kurulmasına götürecek müzakerelerin başlaması gibi maddeler içeriyordu. 

İsrail ordusu ise bu savaşı, Lübnan’ın bazı bölgelerini işgal etmek için kullandı ve Gazze halkıyla genel olarak Filistinlilerin kalbindeki umudu tamamen söndürdü. Ancak Gazze ve Filistin davasına yönelik uluslararası dayanışma dalgasının sürmesi, özellikle de son filonun yarattığı etki, Filistinlilere yalnız olmadıkları mesajını verdi.  

Gazze halkı, dünyanın farklı yerlerinde vicdan sahibi insanların kendileriyle dayanışma içinde olduğunu ve onları işgal karşısında yalnız bırakmayacağını gördü. 

Filoların büyük bölümü Gazze’ye ulaşamasa, katılımcıları gözaltına alınsa ve yeni girişimleri caydırmak amacıyla kötü muameleye maruz bırakılsa da, farklı siyasi, düşünsel ve dini akımlardan isimleri bir araya getiren bu küresel dayanışma hareketi, İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ablukaya karşı halk düzeyinde bir kuşatma oluşturdu. 

Bunun sonucu olarak İsrail, uluslararası düzeyde giderek artan bir siyasi ve hukuki baskıyla karşı karşıya kaldı. Bunun yansımaları Birleşmiş Milletler (BM) koridorlarında, Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi süreçlerinde, üniversitelerde ve dünyanın birçok yerindeki sivil toplum kuruluşlarında görüldü. 

Son olarak belirtmek gerekir ki, dünyadaki tüm bağımsızlık ve özgürleşme mücadeleleri, silahlı ve sivil direnişin farklı biçimlerine sahne oldu.  

Bu mücadeleler aynı zamanda seslerini dünyaya taşıyan, uluslararası platformlarda destek ve dayanışma sağlayan küresel kampanyalarla güç kazandı ve sonunda özgürlük ile bağımsızlık hedeflerine ulaşabildi. 

HABERE YORUM KAT