Halit Ebu Elros / Fokusplus
Sarı Hat Gazze’nin Gıda Sistemini Nasıl Değiştirdi?
Gıda güvenliği literatüründe bir sistemin çöküşü, sınır kapılarından geçen kamyonların sayısıyla değil, bir toplumun kendi gıdasını üretme kapasitesiyle ölçülüyor. Ekim 2023 öncesinde Gazze Şeridi, yıllardır devam eden ablukaya rağmen gıda egemenliği açısından asgari düzeyde de olsa belirli bir kapasiteye sahipti. Bölgede 180 bin dönüm tarım arazisi bulunuyor, yerel pazarlar sebze ve beyaz et ihtiyacının önemli bölümünü kendi çiftliklerinden karşılıyor, tarım sektörü gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 10,5’ini oluşturuyor ve binlerce aileye geçim kaynağı sağlıyordu.
Bugün ise artık klasik anlamda bir ablukadan değil, bütün bir gıda sisteminin yapısal olarak parçalanmasından söz ediliyor. Üç yıllık savaşın ve tarım bölgelerinden fiilî bir çekilmeyle sonuçlanmayan kısmî geri çekilmenin ardından İsrail, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 70’ini kontrol ediyor. Bu alan, güneyde Refah’tan kuzeyde Beyt Lahiya ve Beyt Hanun’a kadar uzanan ve tarih boyunca Gazze’nin gıda sepetini oluşturan bölgeleri de kapsıyor. Bu kontrol, Sarı Hat olarak bilinen hat üzerinden sürdürülüyor.
Bu çalışma yalnızca rakamları ortaya koymakla yetinmiyor. Aynı zamanda kendi kendine yeterli bir tarım sektörünün nasıl ithalata bağımlı bir tüketim pazarına dönüştürüldüğünü dört bağlantılı aşama üzerinden ele alıyor: Toprakların kontrol altına alınması, üretim imkânlarının yok edilmesi, sınır kapılarının üretim girdilerine kapatılıp hazır ürünlere açılması ve son olarak tüketicinin satın alma gücünün çökmesi.
Sarı Hat: Gazze’de yeni sınır
Sarı Hat yalnızca askerî bir çizgi olmadı. Aynı zamanda Gazze’nin gıda üretim haritasının yeniden çizilmesi anlamına geldi.
Fokus+’ın Gazze Tarım Bakanlığı Politika ve Planlama Müdürü Baha el-Ağa ile yaptığı röportaja göre, tarım arazilerinin yüzde 70’inden fazlası artık İsrail’in Sarı Hat olarak bilinen bölgede kontrol ettiği alanların içinde bulunuyor.
Birleşmiş Milletler verileri de çiftçilerin erişebildiği ve zarar görmemiş tarım arazilerinin yalnızca sekiz ay içinde yüzde 25,5 azaldığını gösteriyor. Ekim 2025’te 601 hektar olan bu alan, Haziran 2026’nın sonunda sadece 448 hektara geriledi.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Birleşmiş Milletler Uydu Merkezinin (UNOSAT) değerlendirmesi ise çarpıcı bir tablo ortaya koyuyor. Açık tarım arazilerinin yalnızca yüzde 3’üne güvenli şekilde ulaşılabiliyor. Bu da yaklaşık 4 bin 480 dönüme karşılık geliyor.
Güvenli biçimde ulaşılabilen ve tarım yapılabilen açık araziler ile seraların toplamı ise Gazze’deki bütün tarım alanlarının yalnızca yüzde 4’ünü oluşturuyor.
En ağır tablo, güneydeki Refah’ta görülüyor. FAO ve UNOSAT değerlendirmelerine göre Refah’taki ekili arazilerin yüzde 97,2’sine, seraların ise yüzde 98,4’üne ulaşılamıyor.
Tehlike Sarı Hat’ın batısına da uzanıyor
Risk yalnızca Sarı Hat’ın doğusunda kalan arazilerle sınırlı değil. Gazze nüfusunun bugün sıkıştığı bölgenin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturan hattın batısındaki alanlar da güvenli değil.
Baha el-Ağa’ya göre çiftçiler bu bölgelerde İsrail güçlerinin ateş açması ve bombardımanlarıyla karşı karşıya kalıyor.
Böylece denklem daha da karmaşık hâle geliyor. Ulaşılabilen topraklar dahi güvenli değil, teorik olarak yapılabilecek tarım ise ekonomik açıdan sürdürülebilir olmaktan çıkıyor.
Tarımsal üretimde büyük kayıp
Tarımsal üretimdeki gerileme, yaşanan yıkımın boyutunu açık biçimde ortaya koyuyor.
Gazze Tarım Bakanlığının eski Planlama ve Politikalar Genel Müdürü Nizar el-Vahidi, savaş öncesinde yıllık yaklaşık 450 bin ton olan tarımsal üretimin bugün 30 bin tonun altına düştüğünü belirtiyor.
Sebze üretimi yapılan alan da 93 bin dönümün üzerinden yaklaşık 4 bin dönüme geriledi.
Akademisyen ve ekonomi araştırmacısı Seyfeddin Avde ise gerilemenin boyutunu başka bir örnekle anlatıyor. Savaştan önce aylık ortalama sebze üretimi 25 bin ton seviyesindeyken, geçen ağustos ayında üretim yalnızca 2 bin 300 ton oldu. Bu da yüzde 90’ı aşan bir düşüş anlamına geliyor.
Toprak zehirleniyor, kuyular kuruyor
Felaket yalnızca mevcut ürünlerin yok edilmesiyle sınırlı kalmıyor. Gelecekte tarımsal üretimin yeniden başlayabilmesi için gerekli temel altyapı da tahrip ediliyor.
Üç yıl süren savaş boyunca İsrail, Gazze Şeridi’ne binlerce ton patlayıcı attı ve hem kentsel hem de tarımsal altyapıyı havaya uçurdu.
Seyfeddin Avde’ye göre bu durum toprakta ciddi ölçüde zehirlenmeye yol açacak ve savaş sonrasında toparlanma sürecine girilse dahi toprağın yeniden tarıma kazandırılması girişimlerini olumsuz etkileyecek.
Gazze Tarım Bakanlığının verilerine göre toplam 182 bin 247 dönümlük tarım arazisinin 158 bin 909 dönümü zarar gördü. Bu, bütün tarım alanlarının yüzde 87,1’ine karşılık geliyor.
Bunun yanı sıra 8 bin 700 tarım kuyusu, 3 bin 828 tarımsal su deposu ve bin 371 kilometrelik tarımsal su nakil hattı zarar gördü.
Hayvancılıkta ise 5 bin 450’den fazla büyükbaş ve küçükbaş hayvan çiftliği ile yaklaşık 2 bin 300 kanatlı hayvan çiftliğinin zarar gördüğü tahmin ediliyor. Yaklaşık 69 bin büyükbaş ve küçükbaş hayvan ile 2,79 milyon kanatlı hayvan da kaybedildi.
Burada başka bir sorun daha ortaya çıkıyor. Gazze’de geriye kalan alanların önemli bölümü yerinden edilenlerin çadırlarıyla kaplı ya da toprağın zehirlenmesi ve kirlenmesi nedeniyle tarıma uygun değil.
Bu nedenle teorik olarak yeniden tarıma açılabilecek toprakların bir bölümü de tarımsal üretim yerine barınma amacıyla kullanılmak zorunda kalıyor.
Tarımsal üretim girdilerinin girişi engelleniyor
Tarım uzmanı Seyfeddin Avde, İsrail’in tarımsal üretim için gerekli girdilerin Gazze’ye girişini tamamen engellediğini belirtiyor.
Bunlar arasında tohum, gübre, sulama hortumları, pompalar ve tarım arazilerindeki su kuyularını çalıştırmak için gerekli güneş enerjisi panelleri bulunuyor.
Avde, Fokus+’a yaptığı açıklamada, Mevasi gibi güvenli insani bölgeler olarak sınıflandırılan alanlarda dahi çiftçilerin tarım yapamadığını vurguluyor.
Bunun nedeni, İsrail’in tohum, gübre, fide, pestisit, sulama şebekeleri, pompalar, kullanım dışı kalan kuyuların onarımı için gerekli malzemeler, naylon ve çivi gibi tarımsal üretim girdilerinin bölgeye girişine ağır kısıtlamalar uygulaması.
Sınır kapıları üretime kapalı
Burada savaşın en çarpıcı çelişkilerinden biri ortaya çıkıyor. Sınır kapıları üretim girdilerine kapalıyken, hazır ithal ürünlere açık ya da yarı açık durumda.
Tarım ve kalkınma uzmanı Nebil Ebu Şemale, sınır kapılarının kapatılmasının tarımsal faaliyetlerin gerilemesinde önemli rol oynadığını söylüyor. Çünkü üretim girdileri bulunmuyor. Bulunduğu durumlarda ise ürünler son derece pahalı ve yüksek kaliteli olarak sunuluyor; bunların önemli bir bölümü savaş öncesinden Gazze’de kalan ve kullanım süresi dolmuş ürünlerden oluşuyor. Bu durum da üretim miktarı ve verim üzerinde doğrudan etkili oluyor.
Ebu Şemale, raporu hazırlayan gazeteciye sistemin nasıl çöktüğünü şöyle anlatıyor:
Tarım bölgelerinin kaybedilmesi, tüccarları ithal ürünlere yöneltti. Bu durum fiyatların ciddi biçimde yükselmesine yol açtı ve halkın satın alma gücünü zayıflattı.
Bunun sonucunda Gazze’nin kendi kendine yeterliliği daha da azalırken, tarım sektörünün farklı alanlarında çalışanların işlerini kaybetmesi de hızlandı.
Fiyatlar katlandı
Üretim girdilerindeki eksiklik, tarım ürünlerinin fiyatlarında sert artışlara yol açtı.
Tarımsal üretimin büyük ölçüde ithal malzeme ve ürünlere bağımlı hâle gelmesi nedeniyle fiyatlar toplumun geniş bir kesiminin satın alma gücünün dışına çıktı.
Filistin Merkezi İstatistik Bürosuna göre mevcut fiyat seviyesi savaş öncesinin yaklaşık dört katına ulaşmış durumda. Ortalama enflasyon ise yüzde 290 seviyesinde. Baha el-Ağa bunun için domates ve tavuk fiyatlarını örnek gösteriyor.
Savaştan önce bir kilogram domates 2 şekelken bugün 10 şekele satılıyor.
Bir kilogram tavuk ise savaştan önce ortalama 10 şekelken bugün 22 şekele satılıyor. Üstelik birkaç ay önce fiyatların 35 şekelin üzerine çıktığı dönemler de yaşandı.
İthalat yerli üretimi tehdit ediyor
Ebu Şemale, çiftçilerin yerel ürünlerin fiyatlarını etkileyen ithal ürünlerden endişe duyduğunu belirtiyor. Bunun temel nedeni ise yerel üretim maliyetlerinin son derece yükselmiş olması.
Burada kritik bir sorun ortaya çıkıyor. Çiftçi üretim yapmayı başarsa bile, kendi ürününden daha ucuz ya da desteklenen ithal ürünler karşısında eşit olmayan bir rekabetle karşılaşıyor.
Buna karşılık çiftçinin kendi üretim maliyetleri büyük ölçüde artmış durumda.
Böylece yeni bir kısır döngü ortaya çıkıyor. Yerel ürün rekabet gücünü kaybediyor, üretim azalıyor, ithalata bağımlılık artıyor, fiyatlar yükseliyor ve sonuçta hem çiftçi hem de tüketici ekonomik olarak tükeniyor.
Tarımın ekonomideki payı çöktü
Durumun ciddiyeti tarım sektörünün gayrisafi yurt içi hasıladaki payında da görülüyor.
Tarımın GSYH içindeki payı 2022 sonunda yüzde 10,5 seviyesindeyken, 2023 sonunda yüzde 8,1’e geriledi. 2025 sonunda ise yalnızca yüzde 3,3’e düştü.
Seyfeddin Avde’ye göre bu gösterge, Gazze’de tarımın ve gıda güvenliğinin geleceği açısından alarm zillerinin çaldığını ortaya koyuyor.
Çiftçi gelir kaynağını kaybetti
Ebu Şemale, yaşananların doğrudan çiftçilere yansıdığını ve uğradıkları zarar nedeniyle gelir kaynaklarını kaybettiklerini belirtiyor.
Aynı zamanda başta sebze olmak üzere yerel üretimde büyük bir kayıp yaşandı.
Buradaki en büyük çelişki ise şu: Bir zamanlar Gazze’nin gıda güvenliğinin temel taşı olan çiftçi, bugün yaşanan krizin ilk mağdurlarından biri hâline geldi.
Üstelik bunun nedeni yalnızca toprağının tahrip edilmesi değil, üretim yapabilme imkânının da ortadan kalkması.
Ebu Şemale’ye göre birçok çiftçi, elinde az miktarda tarım arazisi kalsa dahi bu toprakları ekmeyi düşünmüyor ve buna yönelik herhangi bir plan yapmıyor.
Bunun nedeni üretim maliyetlerinin yüksekliği ve tarımsal üretim için gerekli araçların bulunmaması.
Dolayısıyla zaten son derece sınırlı olan kullanılabilir arazi dahi değerlendirilemiyor.
Bunun nedeni çiftçinin üretmek istememesi değil, ekonomik şartların artık bunu kaldırmaması.
Bugün üretim yapmaya çalışan bir çiftçi, yüksek maliyetler, üretim girdilerinin bulunmaması ve ürününü yeterli bir fiyatla satabileceğine dair herhangi bir garanti olmaması nedeniyle elinde kalan son birikimini de kaybetme riskiyle karşı karşıya.
Seralar bakımsız kaldı
Ebu Şemale, Gazze’de tarımsal üretimin gerçek anlamda çöktüğünü ve çok sayıda sorunla karşı karşıya olduğunu vurguluyor.
Seraların bakımında kullanılacak araçlar, ahşap ve plastik gibi malzemeler bulunmuyor. Bunların bulunması hâlinde ise maliyet çiftçiler için son derece yüksek oluyor.
Burada teknik açıdan önemli bir nokta öne çıkıyor. Sera yalnızca basit bir yapıdan ibaret değil. Düzenli bakım, yedek parça ve ham madde gerektiren bütüncül bir üretim sistemi.
Bu malzemeler bulunmadığında sera, bir üretim aracından çiftçinin sırtındaki ek bir yüke dönüşüyor.
Sahadan çiftçi tanıklıkları
Çiftçiler, özellikle tarımsal üretim araçları konusunda çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olduklarını söylüyor.
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yaşayan Muhammed Şebbir, arazisine ulaşmaya çalıştığını ancak öldürülme ve hedef alınma korkusu nedeniyle bunu başaramadığını anlatıyor.
Şebbir, arazilerine ulaşmaya çalışan onlarca çiftçinin hayatını kaybettiğini belirtiyor.
Beyt Lahiya ve Refah’taki diğer çiftçiler de bu bölgelere ulaşmanın son derece zor olduğunu, sınırları aşmaya yönelik herhangi bir girişimin ise ölümle sonuçlanabileceğini ifade ediyor.
Pestisit yokluğu felaketi büyütüyor
Gerekli tarım ilaçlarının bulunmaması nedeniyle çiftçiler, tarımsal zararlıların yayılmasıyla da mücadele ediyor.
Bunlar arasında domates ürünlerinde ciddi hasara yol açan “Tuta absoluta” adlı zararlı böcek de bulunuyor. Bu böceğin yayılması çiftçilerin ağır kayıplar yaşamasına neden oldu.
Raporlara göre çiftçiler gübre yerine kanatlı hayvan atıklarını kullanmak zorunda kalıyor.
Bazı çiftçiler ise ürünlere zarar veren böceklerle mücadele etmek için temizlik malzemelerine başvuruyor.
Kendi kendine yeterlilikten dondurulmuş ete
Baha el-Ağa, hayvancılık ve balıkçılık dahil Gazze’deki farklı tarım sektörlerinin yüzde 85 ila yüzde 90 arasında zarar gördüğünü belirtiyor.
Hayvansal üretimde Gazze Şeridi özellikle beyaz ette kendi kendine yeterli durumdaydı. Gazze tek başına yılda 4 milyon kanatlı hayvan üretiyordu.
Bugün ise bu üretim artık yok.
Gazze’nin bu üretim kaynağını kaybetmesinin ardından pazardaki alternatif, sınır kapılarından tüccarlar aracılığıyla getirilen ve son derece yüksek fiyatlara satılan dondurulmuş et oldu.
Savaştan önce bir kilogram tavuk ortalama 10 şekele satılırken bugün fiyat 22 şekel seviyesinde. Birkaç ay önce ise bu rakam 35 şekelin üzerine çıkmıştı.
Bu durum, vatandaşların hem birikimlerini hem de sağlıklarını tüketen felaketin başka bir boyutunu oluşturuyor.
Çünkü dondurulmuş etler, taze etlerle aynı sağlık ve besin faydasına sahip değil.
El-Ağa, piyasadaki bütün etlerin ithal ve dondurulmuş olduğunu, besin değerlerinin düşük kaldığını ve birçok ürünün soğutma imkânlarının bulunmaması nedeniyle bozulduğunu vurguluyor.
Gıda güvenliğinde çarpıcı rakamlar
Filistin Sosyal Kalkınma Bakanlığının verileri, Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 77’sinin şiddetli gıda güvensizliği yaşadığını ortaya koyuyor.
Yaklaşık 100 bin çocuk akut yetersiz beslenme tehlikesiyle karşı karşıya.
Ayrıca 37 bin hamile ve emziren kadın uzun süreli kıtlık koşullarında yaşamını sürdürüyor.
Birleşmiş Milletler raporlarına göre ise 1,4 milyon Filistinli hâlâ şiddetli düzeyde gıda güvensizliği yaşıyor. 74 bin 200 çocuğun da akut yetersiz beslenme nedeniyle tedaviye ihtiyacı bulunuyor.
Bu şartlar altında Gazze’de tarım artık yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, hayatta kalmanın araçlarından biri hâline geldi.
Gazze’de yaşayan bir kadın, savaştan önce “zeytinlerin, yeşilliklerin, meyvelerin ve her şeyin bulunduğu” arazilerde yaşadıklarını anlatıyor.
Ancak savaşın hayatlarının bütün ayrıntılarını değiştirdiğini belirten kadın, “Kıtlık artık günlük hayatın bir gerçeği hâline geldi. Birçok kişi sebze ve meyve satın alamıyor” diyor.
Gazze tarımını nasıl bir gelecek bekliyor?
Baha el-Ağa, İsrail kontrolü devam ettiği sürece “uygulanabilir bir çözüm bulunmadığını” söylüyor.
El-Ağa’ya göre gerçek anlamda çözüm iki temel adımdan geçiyor: Bitkisel ve hayvansal ürünlerin Gazze’ye girişine izin verilmesi ve İsrail’in Gazze’den çekilmesi.
Evlerde küçük ölçekli tarım gibi kısmi ve sınırlı çözümler bulunduğunu ifade eden el-Ağa, bunların yetersiz ve marjinal olduğunu, mevcut açığı karşılayamayacağını vurguluyor.
Birleşmiş Milletler kuruluşlarının tekrar eden uyarılarına rağmen tarım sektörünün toparlanmasına yönelik çalışmalar uluslararası destek eksikliğiyle karşı karşıya.
FAO, çiftçilere tohum, yem ve sulama ekipmanı sağlamak amacıyla 75 milyon dolarlık acil yardım çağrısında bulundu. Ancak sağlanan fon, ihtiyaç duyulan miktarın yalnızca yüzde 10’una ulaştı.
FAO Acil Durumlar ve Dayanıklılık Ofisi Direktörü Rein Paulsen ise şu uyarıda bulunuyor: “Güvenli erişimin yeniden sağlanması ve çiftçilere ihtiyaç duydukları desteğin verilmesi için acil adımlar atılmadığı takdirde, yerel gıda üretiminin yeniden canlandırılma ihtimali giderek azalacak.”
Gazze’de yaşananları geçici bir insani kriz olarak değerlendirmek mümkün değil. Ortada gıda ve tarım altyapısının sistematik biçimde parçalandığı bir süreç bulunuyor.
Ekim 2023’ten bu yana İsrail yalnızca tarım arazilerini ve ürünleri yok etmekle kalmadı, Gazze’nin bütün gıda ekonomisini de yeniden şekillendirdi.
Tarım arazilerinin yüzde 70’inin kontrol altına alınması, üretim girdilerinin girişinin engellenmesi, sınır kapılarının üretim için kapatılıp ithalat için açılması, su ve toprak altyapısının tahrip edilmesi, hayvansal üretimin çökmesi, fiyatların dört katına çıkması ve tarım sektörünün GSYH’deki payının yüzde 3,3’e gerilemesi bu dönüşümün temel göstergelerini oluşturuyor.
Ortaya çıkan sonuç yalnızca gıda kıtlığı değil.
Gazze, üretici bir yapıdan tüketici konumuna; kendi kendine yeten bir bölgeden ithalata bağımlı bir pazara; tarımsal üretime dayalı bir toplumdan yardımlarla ayakta kalmaya çalışan bir topluma dönüştü.

Sarı Hat üzerindeki askerî kontrol ve sınır kapılarının üretim girdilerine kapalı tutulması devam ettiği sürece ise en kritik soru güncelliğini koruyor:
Üretimin engellendiği, yalnızca ithalata izin verilen bir toprakta tarımsal toparlanmadan söz etmek mümkün mü?
Bütün verilerin ortaya koyduğu cevap açık: Toprak işgal altında, sınır kapıları kapalı ve çiftçi hedef olmaya devam ettiği sürece Gazze’nin gıda sepeti parça parça sökülmeye devam edecek; geriye yalnızca hatırası kalana kadar.
